Posts tagged Ya

ÖZEL HAREKAT POLİSİ 5 KİŞİ GÖZALTINDA

0

Eski Özel Harekâtçı Ayhan Çarkın’ın ifadesi doğrultusunda; 5 özel harekâtçı gözaltına alındı. Eski Özel Harekâtçı Çarkın’ın iddiaları doğrultusunda Ankara’daki bazı faili meçhul cinayetlerle ilgili olarak Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nın yürüttüğü soruşturma çerçevesinde, özel harekât polisi 5 kişi gözaltına alındı.

Ankara Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü ekipleri tarafından 3 ilde gerçekleştirilen operasyonda gözaltına alınanlar, Ankara’ya getirildi. Gözaltı sayısının artabileceği öğrenildi. BAYAZIT CEBECİ

Popularity: 1% [?]

RAHİMDE KÜÇÜLMEYEN KİST

2

Rahimdeki kist küçülmüyor, ameliyat şart mı?

Rahimde 6 aydır kist var. Bunun için Diane 35 kullanıyorum. Hiç küçülme olmadı. Son ilacımı alıyorum. Bu ay küçülme olmazsa doktorum kapalı ameliyat olmam gerektiğini söylemişti. Bu kapalı ameliyat nedir, nasıl yapılır? Bu ameliyattan sonra çocuğum olur mu?

CEVAP Kapalı ameliyat, karın cildine açılan bir santimlik 3 delikten sokulan aletlerle yapılan ameliyattır. Bu tip cerrahiye endoskopik cerrahi denilmektedir. Karna önce gaz verilerek şişirilir ve sonra bir ışık kaynağı ile iki tane de ameliyat yapmak için kullanılan alet karın içine sokulur. Bu şekilde karın içi net olarak bir ekranda görüntülenebilir. Yumurtalıktaki kist karına sokulan ince aletler yardımı ile ekranda görülerek kesilir. Bir torba içine alınıp o torba içinde kistin içi boşaltılarak deliklerden dışarı çıkarılabilecek şekle getirilir. Hastanede kalış süresi daha kısadır. Giderek kullanımı artmaktadır.

Hâlâ adet görmedim, neden?

13.5 yaşında bir genç kızım. Sorunum hâlâ adet görmemek. Benim yaşıtlarımın çoğu adet gördü. Bu durum beni psikolojik olarak etkiliyor. Annem genetik olduğunu iddia ediyor. Ama ben çok üzülüyorum. İleride çocuk sahibi olamayacak mıyım?

CEVAP Anneniz haklı da olabilir. İlk adet yaşı güney ülkelerde 9-10 yaşına kadar düşerken kuzey ülkelerinde 16-17’ye çıkabiliyor. Benim tavsiyem bir kadın doğum uzmanına muayene olmanız. Adet olmamanın genetik dışında da pek çok nedeni vardır. Hormonal nedenler, yapısal nedenler (Rahmin, yumurtalıkların gelişmemiş olması, kızlık zarının tam kapalı olması) ve kromozomal nedenler akla ilk gelenler. Zaten bu yaştaki her genç kız Avrupa ve Amerika’da (daha doğrusu gelişmiş ülkelerin hepsinde) mutlaka bir kadın doğum muayenesinden geçiyor. Bence ihmal etmeyin. Sevgiler.

Adet sırasında çektiğim ağrılar kesildi ama akıntı başladı

24 yaşındayım, 2 yaşında bir çocuğum var. Doğumdan sonra adetim çok ağrılı geçiyordu. Hastaneye gidip iğne yaptırıyordum. Bir kadın doğum doktoruna gittim ve bana ağrı kesici ile doğum kontrol hapı verdi. Yaklaşık iki aydır ilaçlarımı düzenli kullanıyorum ama sarı renkli, kokulu kaşıntılı bir akıntı başladı. Hiç kesilmiyor. Eşimle ilişkiye girmiyoruz. Bazen rahim bölgemde yaralar çıkıyor. Şimdi adet sırasında çektiğim ağrılarım yok ama akıntı hiç kesilmiyor.

CEVAP Sancılı adet için doktorunuzun verdiği doğum kontrol hapı bu sancıların azalması hatta geçmesi için çoğu kere yeterlidir. Başlangıçta kullanmanız için verdiği ağrı kesici hap ise ancak gerekli olursa kullanılmalı. Bahsettiğiniz akıntı şikayetinin bu ilaçlarla bir ilişkisinin olduğunu sanmıyorum. Herhalde bir enfeksiyon söz konusu. Bunun için tekrar doktorunuza başvurursanız gerekli testleri yapar ve uygun ilaçları size verir.

Gebelik sırasında ilk 4 hafta önemli. Çünkü bu dönemde annenin aldığı zararlı madde bebeği de etkilerse o gebelik sona erer. Eğer hamilelik devam ediyorsa büyük olasılıkla bebek etkilenmemiştir. Buna da hep veya hiç kanunu denir.

Smear testi yaptırmaktan korkuyorum

28 yaşındayım. Rahimde ağrı hissettiğim için doktora gitmiştim. Doktor bana smear testi uygulamıştı. Test sonucunda herhangi bir bulguya rastlamamıştı. Ancak son zamanlarda rahim ağzı kanserinden pek çok kadının hayatını kaybettiğini okudum. Daha önce doktorun yaptığı test sırasında çok acı çektiğim için test yaptırmaktan korkuyorum. Smear testi yapılmadan rahim ağzı kanseri testi yapan bir cihaz olduğunu okudum. Haberde cihazın 2 dakika içerisinde sonuç verdiği yazıyordu. Bu cihazla yapılan test sizce güvenilir mi? Bu cihazla test yaptırabilir miyim?

CEVAP Smear testi yapılması kesinlikle acı veren bir olay değildir ve 5-10 saniyelik bir iştir. Kesinlikle korkmanıza gerek yok gidip testinizi yaptırın. Bugün için rahim ağzı kanseri taraması için dünyada smear testinden daha kolay, ucuz ve güvenilir başka bir test yok. Her sene bu testi yaptırmanızı içtenlikle tavsiye ediyorum. Dünyada çok kullanılan bu smear testinin yerini tutabilecek pek çok metod zaman zaman gündeme gelmektedir. Ama bunların hiçbiri henüz smear testinin yerini dolduramamıştır. Siz doktor kontrollerine ve smear aldırmaya devam edin.

Bebeğim radyasyondan ne kadar etkilenmiştir?

37 yaşında, 2 çocuk annesiyim. Bir hastanede ortopedi bölümünde hemşire olarak çalışıyorum. Çalıştığım yerde skopi cihazı sık olarak kullanılıyor. Adetim 3 gün geciktiği için kan verip test yaptırdım. Ultrasonda 5 haftalık gebe olduğum görünüyor. Acaba skopi cihazının yaydığı radyasyon bebeğe ne gibi bir zarar vermiştir? Aldırmam gerekir mi? Eğer bebeği doğurursam engelli olma ihtimali var mı?

CEVAP Hemşire hanım, sorunuzu cevaplamak zor. Çünkü sizin ne kadar ışın aldığınızı bilmiyoruz ve sanırım bilemeyeceğiz de. Röntgen ışınlarının bebek üzerindeki kötü etkisini biliyorsunuz. Alınan ışın miktarı belirli seviyenin üzerine çıkması bebekte çeşitli bozuklukların görülme oranını artırıyor. Sizin için kesin olmayacak ama gebe kaldığınızdan itibaren günde kaç skopi çekildi ve siz bu çekimlerde ne kadar yakındaydınız gibi tahmini bir hesap çıkarıp hastanenin radyoloji uzmanı ile görüşmeniz belki yol gösterici olabilir. Şunu da ilave etmeliyim, gebeliğin ilk 4 haftasında anneyi etkileyen zararlı bir madde çocuğu da etkilemişse o gebelik devam etmez yani bebek düşer. Buna hep veya hiç kanunu deniyor. Gebelik devam ediyorsa çok büyük olasılıkla bebeğin o zararlı maddeden etkilenmediğini söyleyebiliriz.

Dünya üzerindeki pek çok kadın vajinal akıntı şikayetiyle kadın doğum uzmanlarına başvuruyor. Bu durum öyle çok abartılacak bir şey değil, tedavisi var. Ancak doğru ilacı bulmak ve gerektiği kadar tedaviyi uygulamak önem taşıyor.

Siğiller hiç geçmiyor sürekli çıkıyor

10 yıl önce Papylloma adlı bir virüs çıktı. Özellikle sıkıntılı ve stresli olduğum dönemlerde çıkıyor. Doktor “Vücuduna bir kere yerleşti, üzüntü ve sıkıntı bu şekilde kendini dışarı vuruyor” dedi. Hayatım boyunca çıkacağını da belirtti. Koterle yakıldı. Ben bu virüsten kurtulamayacak mıyım? Hiç zararı yok mu? Ya da iyileşmesi için krem kullanabilir miyim? Ne yapmam gerekiyor?

CEVAP Sizin de belirttiğiniz gibi dış genital organlarda siğil tarzında oluşumları yapan HPV virüsüdür. Bunun yüzden fazla tipi var ama bunların içinde bazıları (Düşük riskli grup) siğilleri oluştururken bazıları da rahim ağzı kanserine neden olabiliyor. Bunun tedavisinin mutlaka bir doktor kontrolünde yapılması gerekir. Ayrıca tedaviden sonra bu virüsten korunmak çok önemli. Virüsten korunmak için prezervatif kullanmak şart (Bu dahi korunmak için yüzde 100 yeterli olmayabiliyor). Mevcut siğillerin elektrokoter ile yakılması ve bazı kremlerin kullanılması (Antivirütik ve kemoterapatik ilaçlarla) ile tedavi sağlanabilir. Hastalığın tekrarlaması sizin de yeterli ölçüde kendinize özen göstermediğinizi gösterir. Bu konuda doktorunuzla görüşün.

Hamileyim, doktorum antibiyotik verdi kullanayım mı?

2 aylık hamileyim ve idrar yollarımda iltihap çıktı. Doktorum bir antibiyotik verdi. Sizce kullanmamın bir sakıncası var mı?

CEVAP Bu ilaç için gebelerde yapılmış geniş bir çalışma yok. Size ya da bebeğinize zararlı olacağını sanmıyorum ama doktorunuzla konuşun. Kullanılabilecek daha emin ilaçlar var.

Korunmamamıza rağmen çocuğumuz olmuyor, neden?

33 yaşında, evli ve 2 kız çocuğu olan bir kadınım. En küçük kızım 9 yaşında. Yaklaşık 2 yıldır korunmamamıza rağmen çocuğumuz olmuyor. Benim bildiğim herhangi bir hastalığımız yok ama hipotiroidim var. Ancak bebeğimin olmasına engel olur diye ilaç kullanmıyorum. Şu an tek isteğimiz çocuğumuzun olması. Bu konuda ne yapabiliriz?

CEVAP Sevgili okuyucumuz, vücudumuzda hormon salgılayan tüm bezler birbiri ile ilgilidir ve birbirinin çalışmasını etkileyebilir. Sizde gebeliğin olmayışının nedenini kesin bilemem. Ama tiroid bezinin fonksiyon bozuklukları pek çok şeyi, bu arada yumurtalıkları da etkileyerek gebe kalmamanıza neden olabilir. Doktorunuza başvurun. Gebe kalabilmek için hormonların normal çalışması lazım. Ayrıca gebe kalamamanıza neden olan belki başka problemler vardır.

Popularity: 1% [?]

HAMİLELİKTE KARIN BÜYÜMESİ

0

Hamile bir kadının belki de en önemli gurur kaynaklarından biri de gebelik sırasında büyüyen karnıdır. Pek çok kadın tanıdığı ya da tanımadığı herkesin karnına bakarak hamile olduğunu anlayacağı günü iple çeker. Karnı büyümeye başlayan hamileyi gören bir kişinin karnını göstererek bebek ile ilgili birkaç tatlı söz söylemesi genelde gurur okşayıcıdır. Öte yandan bunun tam tersi de doğrudur. Karnı nispeten küçük olan bir kadın hamile olduğunu bilen bir kişinin karnının küçük olduğunu söylemesi ile adeta yıkılır. Arkadaşlar arasında “bebek nerede”, “karnın çok küçük”, “bebek küçük mü olacak” şeklinde yapılan espriler anne adayında moral açısından çöküntüye neden olabilir. Oysa karnın büyüklüğü pek çok değişik faktörün etkisindedir ve her zaman bebeğin büyüklüğünü yansıtmayabilir.

Hamilelikte Karın BüyümesiBir kadının dışarıdan bakıldığında hamile olduğu en erken 16. haftacivarında ve ancak çıplakken anlaşılabilir. Giyinik durumda ise büyüyen karın 20. haftalar civarında fark edilebilir. Hatta biraz iri yapılı kadınlar bol kıyafetler giyerek hamileliklerinin son dönemlerine kadar durumlarını gizleyebilirler. Gebelikte karın büyüklüğünü sağlayan temel faktör bebeğin içinde bulunduğu uterus yani rahimdir. Hamilelik öncesinde yaklaşık 70-80 gram ağrılığında ve armut şeklinde olan rahim bebekle birlikte büyümeye başlar ve gebeliğin sonunda ağrılığı yarım kiloyu geçer. Rahim hamilelikten önce leğen kemiklerinin arkasında yerleşmiştir ve karın üzerinden elle hissedilemez.

Hamilelik 12. haftaya ulaştığında büyümesine devam eden rahim kasıktaki tüy çizgisi civarına yükselir ve ilk kez leğen kemiklerinin üzerine çıkar. Bir başka deyişle gebeliğin ilk üç aylık döneminde pantolonların dar gelmesi bebeğe ve gebeliğe bağlı karın büyümesine değil annenin aldığı kilolara bağlıdır.

Büyüyen karın dışarıdan fark edilmeye başlayınca hamile kadınlar da kendilerini diğer hamile kadınlar ile kıyaslamaya başlarlar. Bunun sonucunda aynı gebelik haftalarında olmalarına rağmen kiminin karnı büyük kiminin daha küçük olduğu için endişeler de ortaya çıkar. Bu endişe özellikle karnı küçük olanlarda belirgindir. Hamile kadınların karnı toplumun o kadar ilgisini çeker ki karnın şekline bakarak bebeğin cinsiyetini tahmin etmek bir gelenek haline gelmiştir. Oysa karın şeklini ve büyüklüğünü belirleyen bebeğin cinsiyeti değildir. Pek çok faktör bu konuda etkili olabilir hatta bunlardan en önemlisi kadının genel vücut yapısıdır. Gebelikten önce zayıf olan kadınların karın duvarları ve karın bölgesindeki cilt altı yağ tabakası da ince olduğundan karın daha erken dönemde belirginleşir ve daha büyük ve sivri görünebilir. Bunun tam tersi şekilde iri yapılı, geniş kalça ve karına sahip kadınlarda ise karnın belirginleşmesi daha uzun zaman alabilir. Obez yani şişman kadınlarda ise gebeliğin sonlarına kadar kadının hamile olduğu anlaşılmayabilir. Zayıf bir kadında dıştan karın büyüklüğüne bakarak bebeğin boyutlarını tahmin etmek daha kolay ve gerçekçidir. Tüm bu bilgilerin sonucunda sadece karın büyüklüğüne bakarak bebeğin gelişimini ve büyüklüğünü değerlendirmenin hatalı sonuçlar verebileceği açıktır. Bebeğin durumunu değerlendirmede önemli kriterlerden birisi rahimin tepe noktasının karın içindeki yerleşimidir. Rahimin tepe noktası 22-24. haftalar civarında yaklaşık göbek deliği hizasındayken haftaların ilerlemesiyle birlikte yukarıya doğru ilerler. Uterusun karın içindeki yüksekliğine bakarak gebelik haftası tahmin edilebilir. Eskiden gebelik takipleri sırasında gebeliğin haftasını saptamak için leğen kemiklerinin ortada birleştiği yerden rahimin tepe noktasına kadar olan mesafenin mezura ile ölçülmesi sıkça kullanılırken günümüzde ultrasonun yaygın kullanıma girmesi ile bu yöntem de terk edilmiştir. Bebeğin tahmini kilosunu ve büyüklüğünü değerlendirmede en etkili yöntem ultrasonografidir. Ancak bu teknikte de yanılma payının olduğu gözden kaçırılmamalıdır.

Hamilelik öncesinde aynı boy ve kiloda olan, hamileliğin aynı haftalarında bulunan ve hamileliğin başından beri aynı miktarda kilo alan kadınlarda bile karın büyüklük ve şekli normalde birbirinden farklıdır. Kişilerin karın adeleleri, karın cilt altı yağ tabakası, daha önceden doğum yapıp yapmadığı, bebeğin içinde bulunduğu amniyon sıvısının miktarı gibi pek çok faktörün yanısıra bebeklerin kiloları arasındaki değişiklikler de annelerinin karınlarının birbirinden farklı olmalarına neden olur. Nasıl ki normal erişkinlerin kiloları birbirinden farklı olabiliyor ise anne karnında gelişimini sürdüren bebeklerin ağrılık ve büyüklükleri de birbirinden farklı olabilir. Önemli olan bebeğin büyükük ve tahmini ağrılığının o gebelik haftası için belirlenen alt ve üst sınırlar içinde yer alması yani normal olmasıdır.

Çok ince ve küçük karınlı bir kadın iri bir bebek doğurabileceği gibi büyük karınlı bir anne adayından da minyon bir bebek dünyaya gelebilir.

Son olarak çoğul gebeliklerde doğal olarak karın büyüklüğü içerideki bebek sayısı ile doğru orantılıdır. Ne kadar çok bebek varsa karın o kadar büyüktür.

Büyüyen karının kadında yarattığı en önemli değişiklik ise çatlaklardır. Hızla büyüyen karın deride gerilme ve çatlaklara neden olabilir. Çatlak oluşumunda en önemli faktörlerden birisi kişinin genetik yapısıdır. Bu sıvı içerek derinin elastikiyetini arttırmak çatlak oluşumuna karşı alınabilecek en basit önlemdir. Bunun dışında çatlak oluşumunu önlemek amacıyla cildi nemlendiren pek çok krem ve losyon her zaman işe yaramasa da kullanılabilir.

Hamilelik sırasında karın büyürken ortaya çıkan gerilmenin doğal sonucu olarak göbek deliğinde de gerilme meydana gelir. Gebelik 20 hafta civarına ulaştığında hem arkadan rahimin baskısı hem de gerilme nedeni ile göbek deliğinde hassasiyet meydana gelebilir. Ayrıca büyümesi sırasında karnı kaplayan kaslarda hafif bir ayrılma meydana gelebilir. Bu ayrılma da göbek deliğinde hassasiyete neden olabilir.

Gebelik ve rahim büyümeye devam ettikçe hassasiyet azalır ancak göbekte meydana gelen değişimler devam eder. Hamilelik öncesinde çukur bir göbek deliği olsa bile bu düzleşebilir. Hatta gebeliğin sonlarına doğru göbek deliği dışarıya doğru çıkıntı yapabilir. Bazı kadınlar zaten şiş olan karınlarındaki bu ek çıkıntıyı eğlenceli bulurken bazı kadınlar da özellikle ince kıyafetler giyildiginde dışarıdan belli olmaması için küçük bir yara bandı ile bastırmayı tercih ederler. Böyle bir uygulamanın herhangi bir zararı yoktur.

Gebelik sırasında karında görülen bir başka değişiklik ise orta hat boyunca uzanan koyu renkli çizgidir. Linea nigra adı verilen bu çizgi esmer tenlilerde daha belirgindir. Linea nigraya yol açan faktörler tam olarak bilinmemekle birlikte bu çizgi doğumdan bir süre sonra kaybolur.

Popularity: 1% [?]

Dr. Kubilay İle Diyet

0

Öğün atlamayın, programlı form tutun.

Şişmanlamak için artık çok neden var. Ama sağlıklı kilo vermenin ve kiloyu korumanın da bir çok yolu bulunuyor. Önemli olan, sağlığı koruyan yemek perogramlarına sonuna kadar bağlı kalmak.
DR. GÜRKAN KUBİLAY İLE DİYET

Dr. Gürkan Kubilay, öğün atlamanın kilo verme konusunda sanılanın aksine, yarar yerine, büyük zarar verdiğini belirtiyor.

Hareketsiz yaşam, sağlıksız beslenme, stres, ulaşım ve iletişim olanaklarının fazlalığı sayesinde birçok işi az enerji sarfederek yapabilme ve büyük şehirlerde yürüyüş ya da spor alanlarının gittikçe azalması…

Anlayacağınız, şişmanlamak için o kadar çok neden var ki! Bu konuda çok bilinçli olunması gerektiğini artık hemen hemen herkes biliyor. Çünkü dünyada bir obezite salgını var ve kilolu insanların sayısı gün geçtikçe artıyor. Sadece kepek ekmek yiyerek, çaya ya da kahveye şeker atmayarak veya yağlı yiyeceklerden uzak durarak zayıflanamayacağı apaçık ortada… Bu nedenle bilinçli olunmalı, en önemlisi uygun bir diyet programı belirlenmeli ve mutlaka spor yapılmalı…

Spor demişken, akla ağırlıkların altında ezilmek ya da deli gibi koşmak gelmesin. Çünkü İç Hastalıkları Uzmanı Dr.Gürkan Kubilay, ileride de yapabilecek miktarda ya da tempoda sporun kişiye fayda sağlayacağını belirtiyor ve şöyle devam ediyor: “insanlar boş bir dönemleri olduğunda, zayıflamak için deli gibi spor yaparlar. Ama şu çok önemlidir. Daha sonra yapamayacağı düzeyde sporu asla yapmayın. Çünkü vücut sizden, başladığınız bir şeyin devamını istiyor. Yani sizin ortalama haftanın dört günü 40’ar dakika boş vaktiniz varsa, o sürede spor yapın. Yoksa gaza gelerek, bir aylığına ya da iki aylığına deli gibi tenis oynamanız, yüzmeniz veya bisiklete binmeniz, metabolizmayı o kadar yüksek seviyeye çeker ki, bir süre sonra size “lütfen hep devam et” der. Ama siz daha sonraki dönemde devam edemediğiniz için sorunlar ortaya çıkar. Dolayısıyla, spordaki en önemli kural; hayatınız boyunca yapabileceğiniz ortalama bir düzende spor yapmanızdır. Kendi kapasitenizin çok üstünde yaptığınız spor, daha sonra zarar verir. Bırakılacak spor, yapılmayacak spordur. Dünya Sağlık Örgütünün son çalışmaları şunu gösteriyor: Günde 12 dakikalık ve haftada 84 dakikalık bir yürüyüş bile metabolizmaya destek sağlıyor.”

ZAYIFLAMA SEKTÖRÜNÜN ETKİSİ!

İnsanların şişmanlamalarının temel nedeninin tahmin edildiği gibi çok yemek ya da öğün atlamak olmadığını belirten Dr.Gürkan Kubilay, asıl nedenin zayıflama sektörü olduğunu söylüyor. Çünkü insanlar zayıflama sektörünün sunduğu şeylerin yanlış yada doğru olduğuna karar verme gücüne sahip değil. Televizyonda zayıflama ürünleriyle ilgili tanıtımlarda; “… ay…. ürünü kullanırsanız… kilo zayıflarsınız” veya “sizi tok tutar ve bundan sonra hayatta kilo almazsınız” şeklinde sözlerin sarfedildiğini belirten Dr. Gürkan Kubilay, bunların boş vaatler olduğunu ve yapılması gerekenin doğru insanlardan doğru mesajları almak olduğunu ifade ediyor. Doğru kişilerden yardım almanın rahatsızlıkları gidermek konusunda ilk kural olduğuna vurgu yapan Dr. Kubilay, ikinci kuralın ise yiyeceklerin başkalarıyla paylaşılması olduğunu söylüyor. Çünkü bu şekilde yiyeceğiniz yemek miktarı azalıyor ve buda kilonuzun kontrolünü kolaylaştırıyor. Rahatsızlıkları gidermedeki son kural da inanç… Başarılmayacak hiçbir iş yoktur!

Kilo ile ağırlığın ayrı şeyler olduğunu ve bunların çoğu kez birbirlerine karıştırıldığını ifade eden Dr.GürkanKubilay, vücutta ki yağ oranının bu noktada belirleyici olduğunu vurguluyor. Yani bir insanı başkasının gözünde şişman gösteren şey vücudundaki yağ miktarıdır. Dr. Kubilay, kas oranı ile kemik ağırlığı fazla, boyu da uzun olan bir insana, kilosu 100 civarında bile olsa, şişman denilemeyeceğini belirtiyor. Dünyada çok sık kullanılan beş çeşit diyetin varlığına işaret eden Dr. Kubilay, bunları şu şekilde sıralıyor:

İlki, az yağlı yemek… Yani yağı azaltan diyetler… Bu diyetlerde, kullanılan yağın miktarı azaltılıyor, ikincisi, karbonhidratları azaltan diyetlerdir. Bunlarda pastalar, börekler, pilavlar ve makarnalar gibi yiyecekler azaltılır. Üçüncüsü, glisemik indeks ile ilgili olan diyettir. Sizin her yediğiniz yemek öncelikle vücuttaki kan şekerini yükseltiyor. Bazı yiyecekler yenildikten sonra kan şekerini daha yavaş yükseltiyorlar. Bu iyi bir şey… Çünkü kan şekeriniz ne kadar yavaş yükselirse, o kadar yavaş acıkırsınız. Dördüncü diyet çeşidi, eksiltme diyetidir. Bu çok kullanılan bir diyettir. Her yiyecek belli miktarda azaltıyor. Şunu belirtmek lazım… Mesela denir ya ekmeği kestim’… Hayır, her şeyi almak zorundasınız. Yağ da almak gerekiyor. Çünkü hepsi vücutta bir yapı taşıdır. Beşincisi ise grup tedavisidir. Bu benim de sevdiğim bir yöntemdir.”

Popularity: 1% [?]

Kilonuzu Korumak İçin

0

Dr.Ender SARAÇ’ tan Kilonuzu korumak için tavsiyeler :

Uz.Dr. Ender SaraçSağlıklı yaşam ve sağlıklı kilo verme konusunda bazı püf noktalarını yazmaya devam ediyorum. Bu 23 maddeyi iyice okursanız, sıkı diyet yapmadan, sadece bu kurallara uyarak sağlıklı kilo verebilirsiniz. Hiçbir zaman beyninize “Yapamayacağım”, “Ya veremezsem”, “Versem de geri alırım” gibi olumsuz mesajlar yüklemeyin.
 Kilonuzu korumak için tavsiyeler

1- Beyaz un, beyaz şeker, ağır yağlı kızartma, ağır şarküteri ürünleri ve şekerli meşrubatlardan uzak durun.
2- Her şeyden önce inanın, karar verin. Zayıflama beyinde başlar, unutmayın.
3- Başlamaktan önemlisi olan istikrarlı olmak ve devam etmektir. Kendinizi sürekli motive edin.
4- Yemek aralarında ılık, sıcak su, ayrıca başta yeşil çay olmak üzere sık sık bitki çayları için.
5- Bir adım ölçer alın ve onu günde 10 bine tamamlamaya çalışın. Eğer alamıyorsanız her gün 1 saat tempolu yürüdüğünüzden emin olun.
6- Zencefil, sivribiber, kekik, biberiye gibi toksin atmaya yardımcı baharatları günlük tüketim listenize ekleyin.
7- Akşam geç ve ağır yemeyin. Dolu mideyle yatağa girmeyin.
8- Mutlaka kahvaltı edin, asla öğün atlamayın. Ara öğünlerde başta meyve olmak üzere minik, sağlıklı atıştırmalar yapın.
9- Doğru nefes aldığınıza emin olun ve gün içerisinde 20-30 kez sık sık geriye doğru esneyip burundan nefes alıp ağzından verin.
10- Beslenme programınızda tam buğday, yulaf ezmesi, yağsız süt ürünleri, balık, tavuk etinin beyaz kısmı, yumurta beyazı, yeşillikler, bakliyatlar, mevsim sebzeleri, az şekerli mevsim meyveleri ve ölçülü miktarda zeytinyağı olsun.
11- Düzenli olarak kan tahlili yaptırın. Kilo veremiyorsanız veya zayıflarken kendinizi kötü hissediyorsanız mutlaka bir hekime başvurun.
12- Birden aşırı kaçamak yapmak yerine az miktarlarda olmak koşuluyla özlediğiniz gıdalardan az az, nefsinizi köreltecek şekilde tüketin.
13- L-Ornitin doğal hapları kiloyu hemen geri almamak konusunda yardımcı olabilir.
14- İştah patlamalarına engel olmak için sık sık iştahı baskılamaya yardımcı olabilen yeşil elma, zerdeçal, nane kokularını koklayın.
15- Beden tipinize göre beslenmeyi öğrenmek ve size kilo aldırabilirken başkasına aldırmayabilen gıdaları öğrenmek için ayurvedaya göre beden tipinizi öğrenin. Bu konuda ayurveda kitapları içindeki testler size yardımcı olacaktır.
16- Mutlaka kendinize sözünü dinleyeceğiniz bir sağlıklı yaşam, diyet dostu edinin. Bu kişi haftada bir kilonuzu ölçsün ve sizi ara sıra kontrol etsin. Bu kişi sözünü size geçirebilecek herhangi bir kişi olabilir. (Komşunuz, iş arkadaşınız, patronunuz, eşiniz, anneniz, babanız, dayınız, öğretmeniniz, amcanız vs.)
17- Eğer aşırı iştaha engel olamıyorsanız hekime danışarak bazı destekleri kullanabilirsiniz. Çok özel durumlarda ise ancak ve ancak tıbbi kontrol ile hekime danışarak kimyasal ilaçlara başvurulabilir.
18- Ömür boyu hiç aksatmadan düzenli spor ve egzersiz yapmak çoğu kişi için neredeyse olanaksızdır. Zaten bunu başarabilenler kilo almıyorlar. Ama zayıfladıktan sonra da haftada 3 kez olsun spor veya egzersizi bırakmayın, devam edin. Hiçbir şey yapamıyorsanız evde yarım saat kadar hızlı hızlı dans edin. En azından nabzınızı hızlandırın ve ter atın. Hiç vakti olmadığını ve spor salonlarına gidemediklerini söyleyenlerin bile en azından yarım saat dans etmeye vakti vardır.
19- İnsanda stresin ve gerginliğin azalmasını sağlayarak daha bilinçli yemek yemeye yardımcı olan bir rahatlama, gevşeme tekniğini öğrenmenizde sayısız yarar var. Çünkü günlük yaşamın koşturmacası gittikçe iç dengeleri bozar ve kişinin kendine bakmasına engel olur.
20- Düzenli masaj yapın, eğer yaptırabiliyorsanız yaptırın. Kişi ara sıra soyunmalı ve kendi bedenini kontrol etmeli. Ciddi bir değişiklik varsa erkenden farkında olmalıdır. En azından haftada bir kez kendinizi iyice kontrol edin ve fazlalık olan yerlerinize konsantre olarak o bölgelerinizin inceldiğini hayal edin.
21- Ayda 1 kez aynı giysiyle fotoğraf çektirin ve her ay aradaki farkı gözlemleyin. Bu fotoğraflardan kendinize bir albüm yapın ve sırasıyla tarihlendirin.
22- Doğru yemeği biliyorsunuz ama doğru içmeyi biliyor musunuz? Yine pek çok kişi “Ben az yiyiyorum ama kilo veremiyorum” der. Ben de onlara içeceklerini sorarım. Gün boyu az yemek yediği halde çok miktarda yağlı ayran, kefir, kolalı içecekler, meşrubatlar, şeker eklenmiş sıcak içecekler gibi asitli ve tatlı içecekleri tüketen kişilerde görünmeyen bir kalori ve bazen de yağ alımı olur. Dikkat edin! Az yiyor olabilirsiniz ama içeceklerle tahmininizden çok daha fazla şeker veya yağ alıyor olabilirsiniz. Bu nedenle sık sık hatırlatıyorum ki sadece ne yediğiniz değil ne içtiğiniz de önemlidir.
23- İçinde 7 şifalı maddenin bulunduğu bitkisel destelerden de kullanabilirsiniz. Kilolarınızı daha kolay vermeniz ya da verdiğiniz kiloları korumak için işe yarayacaktır.

Maden Suyu halsizliğe iyi gelir, güzelleştirir
Yazın bedene belki de en doğal destek maden suyudur. Sadece sıvı ihtiyacını karşılamakla kalmaz aynı zamanda bedenin ihtiyacı olan ve yorgunluğa karşı koruyucu bir etki sağlayan iyon ve mineralleri de içerir. Düşük tansiyona ve buna bağlı halsizliğe de engel olur. Maden suyu, içerdiği sodyum, potasyum, klor, demir, manganez gibi doğal maddelerle enerji verir, yazın diri tutar, cildi güzelleştirir.

Enerjinizi sabit tutmak ve sağlıklı olmak için diyetlerin vazgeçilmezi maden suyu ve soda aynı şey değildir. Soda, genelde doğal kaynak sularından değil, sentetik olarak hazırlanan bir karışımdır. Soda, ya da karbonatlı su içinde çözülmüş halde karbondioksit gazı bulunan sudur.

Maden suyu ise, tamamen doğaldır, yaz sıcaklarında özellikle cam şişede olanları günde 2 küçük şişe, çok terliyorsanız günde 3-4 şişeye kadar içebilirsiniz. Sadece çok yüksek tansiyonu olanlar içtikleri miktara dikkat etsinler.

Balıksız diyet yapılmaz

Balık, diyetlerin olmazsa olmazlarından biridir. Protein açısından zengin, sağlığa zararlı yağ açısından fakirdir. Bazı balıklarda Omega 3 içeriği daha yüksektir. Omega 3 özellikle somon, hamsi, ayı balığı gibi derin ve soğuk deniz balıklarında daha yüksektir. Bu nedenle, balığı diyet günlerinin dışında da sofranızdan eksik etmeyin. Özellikle çocuklarının daha zeki olmasını isteyenler, erken yaştan itibaren bolca yedirsinler.

Balığı buğulama, ızgara gibi yöntemlerle pişirir ve derisini ayıklarsanız besleyici özellikleri açısından zengin olur ve yüksek kolesterol açısından da bedeninizi yormaz. Özellikle hamileler de gelecekteki çocuklarının sağlığı için haftada 2-3 kere kızartma olmayan, taze balık yemeye gayret etsinler. Menşeini bilmediğiniz kirli olabilme riski olan yerlerden çıkabilecek kefal gibi balıkları alırken çok dikkat edin.

Balık soğuk da yenir

Balık pilaki

Balık hep sıcak yenir diye bir alışkanlığımız var. Oysa yaz aylarında balığı soğuk da yiyebilirsiniz. Aşağıda tarifini vereceğim balık pilaki hem sağlıklı bir yemektir hem de yazın balığın kendilerine ağır geldiğini veya çok ısıttığını söyleyenler için uygundur. Özellikle Ege bölgesinde yaz aylarında tüketilen bu soğuk balık yemeği lezzetli, hafif ve sindirimi kolay bir alternatiftir. Yazın balığın kokusundan yakınanlar için de idealdir.
Malzemeler
1 kilo beyaz etli bir balık (palamut, kolyoz, lüfer, levrekten biri)
3-4 orta boy soğan
3-4 orta boy domates
5-6 adet sarımsak
1 demet maydanoz
1 çay bardağı zeytinyağı
1 limon
5-6 adet defne yaprağı
1 su bardağı su
Tuz
Bir avuç tane karabiber

Hazırlanışı: Büyük balıklardan kılçıksız fileto çıkarıp büyük parçalara kesin. Soğanları salata soğanı gibi halkalara doğrayıp tavaya koyun. İsterseniz taze soğan kullanın. Yağda soğanları hafif öldürün.
Domatesin kabuklarını soyup fındık büyüklüğünde doğrayarak soğana ilave edin. Maydanozu da yıkayıp ince kıyarak, tuz, biberi de koyun ve bir-iki kere karıştırın. Sarımsakları soyup küçük küçük doğrayarak karışıma koyun. Yayvanca bir kaba bu sosun yarısını koyup balıkları yerleştirin. Sosun diğer yarısını da balıkları tamamen örtecek şekilde yayın. Aralara 5-6 adet defne yaprağı koyun. Üzerine bir su bardağı suyu ve limon dilimlerini de koyup kapak kapatın. Balıkları ya fırında ya da orta hararetli ateş üzerinde suyunu çekinceye kadar pişirin.

Diyet dostu çaylar

Diyet yaparken cinsel gücünüz azalıyorsa

Malzemeler
1 çay kaşığı dolusu mate yaprağı
1 çay kaşığı ginseng
Yarım tatlı kaşığı yeşil çay
Yarım tatlı kaşığı toz zencefil
2 adet avokado yaprağı

Şişkin ve ödem sorunu olanlara
Malzemeler
Yarım tatlı kaşığı yeşil çay
1 tutam mısır püskülü
1 tutam kiraz sapı
3-4 adet saplı orta boy maydanoz
1 adet avokado yaprağı
2 adet parmak ucu kadar zencefil.

Buzlu Türk kahvesi

Buzlu Türk kahvesiYaz günlerinde size evde hazırlayabileceğiniz kolay ve keyifli bir tarif veriyorum. Türk kahvesini hepimiz seviyoruz ama sıcak günlerde serinletici bir şekle dönüştürebileceğiniz buzlu Türk kahvesini de deneyin.

Hazırlanışı: Bildiğiniz usul, 1 fincan az, orta ya da şekerli Türk kahvesi yapın. Sonra bu yaptığınız kahveyi aynı miktar kadar soğuk su ve bir kahve fincanı kadar da yağsız sütle karıştırın. Kahvenin dibindeki telvenin fazlasını fincanda bırakın ama az bir kısmı karışımı yapacağınız bardağın içine karışmış olsun. Sonrasında bardağın içerisine 5-6 parça buz atarak ve üzerini kapatarak veya bir karıştırma kabında iyicene çalkalayarak karıştırın. Soğuk olarak yavaş yavaş için. İsteyenler içerken üzerine birazcık kakao tozu da serpebilir. Karışımı iyice köpürtene kadar çalkaladığınızdan emin olun.

Popularity: 1% [?]

Mutfağınızı Değiştirin Form Alın

0

Mutfağınızı değiştirin, form bulun

Yediklerinizin kişisel ihtiyaçlara uygun miktar, zaman ve kombinasyonda olması önemli. Bunun için pratik bilgiler, önemli birer rehber. İşte mutfakta yapabileceğiniz kolay değişimler.

Yumurta : Mönülere eklemek için sebzeli yağsız omlet1er, salata yanında haşlanmış yumurtalar doğru seçimler. Ancak kırmızı et ve yumurta tüketirken kan tahlilleriniz ve sağlık durumunuz diyetisyeninizce önceden değerlendirilmeli. Özellikle kolesterolü yüksek olanlar yumurtanın beyazı ile yapılan omletleri tercih edebilir.

Brokoli: Kalsiyumun zayıflamada destek verdiği artık biliniyor. Brokolinin zengin kalsiyumun emilmesine yardımcı C vitamini zenginliği önemli. Öte yandan A vitamini, folat ve lif içeriği de hastalıklara karşı koruyucu.

Yulaf: Sindirimi ve vücutta kullanımı yavaş olan az işlem görmüş yulaf kaynakları zayıflama diyetlerine sıklıkla kullanılır. Kahvaltılarda, yoğurt içine eklenerek ara öğünlerde, çorbalara, meyve salatalarına tat vermesi için hafif kavurup serpebilirsiniz.

Yeşil mercimek: Lifli, iyi bir protein kaynağı olan yeşil mercimek kan şekeri dengesi sağlayarak, insülin artışlarını kontrol ederek karın bölgesinde yağlanmanın önüne geçer.

Kam buğday: Beyaz makarna ya da noodle yemek yerine, protein de içeren karbonhidrat kaynağı kara buğdayı seçin. Diğerlerine kıyasla daha fazla doygunluk verdiğinden porsiyon başına düşen miktarları azalmakta. Pilav gibi az suda ağzı kapalı pişen kara buğday patlıcan, bol dereotu, mantar, brokoli, soğan, biber veya havuçla hazırlanabilir. Baharat ve sarımsağı da unutmayın.

Yaban Mersini: En yüksek antioksidan kapasiteye sahip yaban mersini, liften de zengin olduğu için tüketilen yağın bir miktarının emilmeden atılmasına yardımcı. Ara öğünler dışında yoğurda, süte katılabilir, bitki çaylarına da aroma sağlayabilir.

Nar: Nar suyunun sağlıklı olduğunu duyduk, peki ya tohumlu taneleri? Folat yüklü, hastalıklara karşı bedeni savunan antioksidan gücü, düşük kalori yüksek lifli yapısıyla tatlı duyunuzu yatıştırır. Narı hemen salatalara, yoğurda eklemeli, meyve olarak üşenmeden ayıklamak, bazı çaylara aroma vermesi için eklemeliyiz.

Pul biber : İçeriğindeki özlerin vücudu ısıtıp, ateşlendiren 20 dakika boyunca daha fazla kalori yakmanıza yardımcı özelliği ye-meklere pul biber serpmek için geçerli bir sebep oluşturur. Baharatlı tatları hızlı yemek zor olacağı için yavaş yemeniz, doygunluk hissinin beyne iletilmesine yardımcı olur.

Çorba : Sıvı ve katı içeriği ile duyusal tatmin sağlayarak iştah kontrolü sağlayabilirsiniz. Yemek öncesi veya başlangıç olarak çorba alanların en az 100 kalori daha az tükettikleri gözlenmiştir.

Yoğurt: Karbonhidrat, protein ve yağları bir arada içeren besinlerden yoğurdun düşük kalorili diyet takip edenlerde % 61 daha fazla kilo, %81 belde incelmeye yardımcı olduğu gözlenmiştir.

Quinoa: Uzun süre tokluk yaratabilen protein içeriği en yüksek tam tahıldır. Yüksek lifli yapısı ile zayıflama diyetlerinde makarna ve pilava ideal alternatif yaratabilir.

Tarhun: Yemeklerde, soslarda tuz yerine kullanılabilen tarhun sodyum alımını kısıtlayarak ödem yapmanızı, karında şişlik oluşmasını önler. Izgara veya fırın yaparken 2 yemek kaşığı tarhun kullanmaya gayret edin. Dereotu, maydanoz, hardal eşliğinde yoğurda eklenip sos hazırlanabilir.

Avokado: Oldukça sağlıklı yağ kompozisyonuyla, doygunluk sağlamada, E vitamini içeriği ile hücre sağlığını yürüterek açlık sinyallerinin doğru iletilmesine yardımcıdır. Salatalara sos yapmak, sandviçlere sürmek doğru tercihlerdir.

Zeytinyağı: Doygunluk sağlayarak pek çok sağlık faydası yanında, kilo kaybı diyetlerinde de artıları vardır. Anti inflamauar özellikleri ile iltihap oluşumunu engelleyerek matabolik sendrom denen obezite ile ilişkili kronik inflamasyona karşı korur. Sebzelere zeytinyağı ekleyerek antioksidan özellikleri arttırılır.

Popularity: 1% [?]

Neden Yoruluyoruz ?

0

Neden Yoruluyoruz?

Eğer yorgunluk olmasaydı her birimiz hangi sporda olursa olsun dünya şampiyonu olabilirdik öyle değil mi? Ya da hiç durmadan sürekli çalışabilir makineler haline gelirdik? Fakat ne yazık ki durum hiç de öyle değil.

Neden YoruluyoruzHangi çabuklukta ve hangi yoğunlukta yorgunluk hissettiğimiz form ve zindeliğimizin en önemli göstergesidir. Yorgunluğu hissetmeye başladığımız eşiği yükseltmek ise antreman yapmamızın başlıca nedeni. En formda sporcular, yorgunluğun kendilerini yavaşlatmasını en iyi önleyebilenlerdir.

Yorgunluğun pek çok nedeni olabilir ancak en önemli etkenler şunlardır:

• Laktat birikimi
• Glikojen depolarının azalması
• Kas dayanıklılığı

Nitelikli ve sistematik olarak uygulanacak bir antreman programı vücudun bu etkenlere karşı direncini artırırken bu sınırlayıcıların olumsuz etkilerini de en düşük seviyeye indirgeyecektir.

Laktat Birikmesi

Gereksinim duyduğumuz enerji iki ana kaynaktan sağlanır. Yağlar ve karbonhidratlar. Vücut karbonhidrat depolarını glikojen adı altında oluşturur. Oluşan glikojen’in bir kısmı karaciğerde birikirken çok büyük bir kısmı kaslarda depolanır. Glikojen enerji oluşturmak amacıyla parçalandığında, kas hücrelerinde laktik asit oluşmaya başlar. Oluşan laktik asit kas hücrelerinin etrafında bulunan vücut salgılarına yavaş yavaş bulaşmaya başlar ve böylece kana karışır. Kas hücrelerini terkederken hidrojen iyonları ortaya çıkar ve bu iyonlar sayesinde oluşan tuza “Laktat” adı verilir.

Oluşan laktat belirli bir seviyeye ulaştığında asidik olan içeriği kas hücrelerinin hareket özelliğini azaltır ve bu durum kişinin yavaşlamasına neden olur.

Her seviyedeki hareket yoğunluklarında, hatta siz şu satırları okurken dahi, vücut karbonhidrat ve yağları enerji üretmek için kullanır ve bu süreçte laktat kanda varolmaya devam eder.

Ancak egzersiz esnasında glikojen tüketimi süreklilik kazandığından kandaki laktat seviyesindeki artış hızlanır. Düşük seviyedeki egzersizlerde vücut laktat’ın oluşturduğu asidik içeriği kandan temizlemekte zorlanmaz. Ancak egzersizin dozu aerobik (hafif yoğunlukta nefes alıp vermeli) seviyeden anaerobik (hızlı nefes alıp vermeli – oksijensiz ortam) seviyeye yükseldiğinde, laktat üretimi öyle yüksek bir hıza ulaşır ki, vücudun laktat üretim hızı laktat temizleme hızının üzerine çıkar.

Oluşan laktat birikimi “kısa süreli” yorgunluk hissi yaratır. Bu noktada  yapılacak tek şey yavaşlamak, laktat üretim hızını azaltmak ve vücudun kendini toparlamasına – temizlemesine izin vermektir.

Bu tür yorgunluklar örneğin koşarak bir tepeyi tırmanmak ya da sprint atmak gibi kısa süreli fakat yüksek tempolu egzersizler sonucu oluşur. Vücuda laktat’ı daha hızlı temizlemesini öğretmek ve vücudun bu tür yorgunluklardan en az seviyede etkilenmesini sağlamak için kısa süreli, yarış temposu benzeri yoğunluklarda “interval” çalışmaları yapmak gerekir.

Glikojen Tükenmesi

Yağlar vücudun temel enerji kaynağıdır; Ancak egzersizin temposu ve yoğunluğunda iniş çıkışlar yaşandıkça, vücudun enerji kaynağı olarak karbonhidratlara başvurma oranı da azalıp çoğalır. Aşağıdaki grafik bu ilişkiyi göstermektedir. Uluslararası kalitede bir atlette bu rakam 70-80 ml/kg/min aralığında görülürken, normal lise çağındaki gençler için bu aralık 40-50 ml/kg/min arasıdır. Bayanların VO2max seviyeleri erkeklere nazaran genelde %10 daha düşüktür.

Aerobik kapasite genetik özelliklerin yanısıra fizyolojik olarak kalp büyüklüğü, kalp atış sıklığı, bir batımda kan pompalama kapasitesi, kan hemoglobin kapasitesi, vücudun ürettiği aerobik enzim konsantrasyonları, mitokondrial yoğunluk ve kas dokusu özellikleri gibi pek çok değişkene bağlıdır. VO2max’ın en üst seviyeye ulaşması için 7-8 haftalık yoğun bir çalışma dönemi gerekir.

Yaşlandıkça aerobik kapasite düşer. 25 yaşından itibaren bu oran yılda yaklaşık %1 seviyesindedir. Ciddi olarak antreman alışkanlığı elde etmiş kişilerde, 30′lu yaşların sonlarına kadar bu kayıp ya çok az olur ya da hiç görülmez.

Karbonhidrat böbrek ve kaslarda “glikojen”, kanda ise “glükoz” şeklinde depolanır. İyi beslenen bir sporcu 1500-2000 kcal arasında glikojen ve glükoz’u form seviyesine ve vücut büyüklüğüne bağlı olarak depolayabilir. Bu fazla bir enerji değildir ve bu enerjinin %75′inden fazlası kaslarda depolanır.

Karşılaşılan en önemli problem, glikojen ve glükoz depoları tükenmeye yüz tuttuğunda yapılan egzersizin önemli derecede yavaşlaması gerekmesidir zira vücudun enerji kaynağı olarak güvenebileceği yegane kaynak olarak yağlar kalmıştır. Bu durum duvara çarpma (bonking) olarak da adlandırılır.

2.5 saat sürecek bir “cross country” yarışı vücuda 3000 kcal’ye yakın bir enerjiye malolacaktır. Bu enerji ihtiyacının yarıya yakını karbonhidrat depolarından karşılanır. Eğer sporcu yarışa eksik glikojen deposuyla başlarsa ve harcanan enerji yarış boyunca yerine konmazsa sporcunun yarışı tamamlama şansı oldukça azalacaktır.

Araştırmalar iyi antrenmanlı bir sporcunun, normal insanlara göre çok daha yüksek seviyede enerji depolayabilme özelliğine sahip olurken, enerjiyi çok daha verimli kullanabildiğini göstermektedir. Kullanılan yiyecekler de alınacak enerjinin hangi seviyede ve hangi hızda kullanılabilir hale geleceğini etkilemektedir.

Kas Dayanıklılığı

Yarış ya da antrenmanın sonlarında tam olarak hangi etkenin, kasların doğru kasılıp gevşemesini (çalışmasını) bozduğunu ya da durdurduğu ne yazık ki günümüzde hala bilinmiyor. Bunun nedeni büyük bir ihtimalle, sinir sistemi ile kasların ortak çalışmasını sağlayan kimyasallardaki bir hata – aksama ya da merkezi sinir sisteminin kasların kendilerine zarar vermelerini önlemek için bir iç kontrolü nedeniyle oluşmakta.

Yüksek yoğunluklu antrenmanlar sinir sistemine, aktivite için daha fazla kasa görev vermesini öğretirken, vücudun kas dayanıklılığını artırmada önemli rol oynarlar. İnterval çalışması yoğunluklu antremanlar hızlı reaksiyon gösteren kasların gelişmesini sağlarken uzun mesafe-zamanlı ve düşük tempolu antremanlar ise düşük reaksiyonlu kasları artırır. Böylece değişik yoğunluklara alışan vücut, hareket çok yüksek seviyelere ulaşmadığı ve düşük reaksiyonlu kaslar elverdiği sürece, hızlı reaksiyon gösteren kasları kullanmaz. Eğer hızlı reaksiyon kaslarına görev verilmeye başlanmışsa ve aktivitenin yoğunluğuna bu kaslar yetişemiyorsa bu durumda düşük reaksiyonlu kaslar da sinir sistemi tarafından devreye sokulabilir. Bu tür antremanlara alışan vücuttaki kaslar için benzer görev değişimlerini öğrenmek çok önemlidir.

ÇARE SELENYUM

Yorgunluğa karşı en iyi silah selenyumdur. En çok deniz ürünleri, karaciğer ve ette bulunan selenyum, dokuların yaşlanma sürecini yavaşlatır. Selenyum, vitamin E ile birlikte güçlü bir antioksidan ve hücre koruyucusu olarak çalışır. Dokuların oksidasyon nedeniyle zarar görmesini engeller. Erken yaşlanmanın önlenmesi üzerine de olumlu etkileri vardır. En önemli etkisi antioksidan özelliğidir. Bu özelligi ile kalp krizlerini önlemede de yardımcıdır. Hücrelerin, dolayısıyla dokuların yaşlanma sürecini yavaşlatır. Sigara, alkol, okside yağlar, civa, kadmiyum gibi insanlara zararlı maddelerin etkilerini azaltır. Protein sentezine, büyüme ve gelişmeye yararlıdır. Spermlerin üretimine ve canlılığına olumlu etki yapar. Selenyumun en yaygın kullanımı kanser ve kalp hastalıklarından korunma amaçlıdır. Bağışıklık sistemini güçlendirmek ve deri sağlığını artırmak amacıyla kullanılabilir.

En zengin kaynakları deniz ürünleri, karaciğer, böbrek ve diğer etlerdir. Tahıllar ve tohumlarda da selenyum bulunur fakat bu, bitkinin yetiştiği toğrağın selenyum miktarına bağlıdır. Sebzeler ve meyveler iyi kaynaklar değildir.

Selenyumu en bol yiyecekler :

- Patates 200 gr. (903 mikrogram)
- Tonbalığı 85gr. (69 mikrogram)
- Yumurta, 1 orta boy 31
- Ayçiçeği 28 gr. 22
- Hindi göğsü 85 gr. 27
- Tavuk Göğsü 85 22
- Ekmek 1 dilim=25 gram 10

Günlük Selenyum İhtiyacımız Ne Kadardır?

Kadınlar :
11-14 yaş arası : 45 mikrogram
15-18 yaş arası : 50 mikrogram
19-51 yaş arası : 55 mikrogram

Çocuklar :

1-6 yaş arası :  20 mikrogram
7-10 yaş arası :  30 mikrogram

Erkekler  :
11-14 yaş arası :  40 mikrogram
15-18 yaş arası :  50 mikrogram
19-51 yaş arası :  70 mikrogram

- Kronik Yorgunuk Peşimizi Bırakmıyor
- Demir Eksikliği Nasıl Giderilir? 
-
Çocuklarda Demir Eksikliği ve Tedavisi 
-
Yorgunluk (Ahmet Maranki)  
-
Kronik Yorgunluğu Gideren Bitkiler 
-
Kronik Yorgunluk Sendromu Fibromiyalaji 
-
Yorgunluğu Gideren Doğal Formüller (Ender Saraç) 
-
Kadınlarda Kansızlık 

 

Taylan Kümeli

Sağlıklı Beslenme ve Diyet Uzmanı

Popularity: 1% [?]

Cildiniz Baştan Aşağıya Parıldasın

0

Parlak
Ünlülerin dermatologu Dr. Cyrille Blum; parlak bir cilde sahip olmak için sadece doğru bakım ürünlerini kullanmanın yeterli olmadığını savunuyor. Ona göre yaşam biçimi ve beslenme tarzının etkisi de oldukça fazla. “Hayat tarzınız vücudunuzda izlerini açıkça gösterir” diyen Dr. Cyrille Blum, “Bu yüzden cilt bakımı kadar hayatınızı bir bütün olarak ele almanız çok önemli. Tutarsız yaşayıp sonuçlarıyla yüzleşmekten kaçamazsınız” diye de ekliyor.

Genellikle hastalarının büyük bir kısmı kozmetik sorunlar nedeniyle onu ziyaret etse de Blum, kolay çözümler üretmektense hastasının hayat tarzıyla ve sağlıklı yaşamıyla yakından ilgilenme konusunda ısrar ediyor. Tabii hızlı sonuçlar yaratan kremler bulunuyor ama sorunun köküne inip neden meydana geldiğini öğrenmek çok daha önemli. Sorunu kökten çözerseniz, kremlerden daha etkili ve fark edebilir bir farklılık olduğunu görebiliyorsunuz.
“Hastalarım benden daha zayıf görünmelerini sağlamamı, onları çatlaklarından kurtarmamı, vücutlarında sıkılaşma meydana gelmesine yardımcı olmamı hatta ciltlerinde kolay bulunamayacak parlaklık sağlamamı istiyorlar. Ancak ben ne yaparsam yapayım, bunlara neden olan yaşam biçimlerini değiştirmedikleri sürece gelişme sağlanamaz” diyen Blum, ameliyat geçirmeden ya da pahalı neştersiz uygulamalara başvurmadan muhteşem bir cilde sahip olmak için üç yöntemi bizlerle paylaşıyor.

1 Dolaşımı hızlandırın

Kan dolaşımın yavaşlaması cildin daha solgun görünmesine ve canlı hücrelerin sırayla ölmesine neden oluyor. Ayrıca bu yavaşlama selülitin, şişliklerin, lekelerin ve su birikimlerinin başlıca sebeplerinden biri. Dar kıyafetler giymenin, az su içmenin, sigaranın ve hareketsizliğin dolaşımı yavaşlandırdığını dile getiren Dr. Cyrille Blum, sert tabanlı ayakkabı giymenizi öneriyor: “Attığınız her adım ayağınıza yapılan baskı kanın yukarı doğru gitmesine neden oluyor. Bazen dolaşım sistemi tembelleşiyor, bu da selülit ile çatakların oluşumunu tetikliyor. Bu yüzden yumuşak tabanlı ayakkabılardan uzak durun.” açıklamasını yapıyor. Ama korkmayın kan dolaşımını hızlandıracak çok pratik yöntemler bulunuyor. Bunların başında ise mümkün olduğunca çok yürümek geliyor. Asansör yerine merdivenleri tercih edebilir. Sıcak duşlardan uzak durmak ve duşunuzun soğuk suyla sonlandırmaya özen göstermelisiniz. Ayrıca Blum, çok fazla şekerin mikro-sirkülasyonu yavaşlattığım ve cilde ulaşan kanın kalitesini bozduğunu dile getiriyor. Bütün bunlarla birlikte çeşitli yöntemlere başvurabilirsiniz. Mesela karboksiterapi… Cilt yüzeyinin altına enjekte edilen karbon dioksit seansları dolaşımını hızlandırıyor. Özellikle de lenfatik direnaj masajıyla birlikte uygulandığında etkisi iki katma çıkıyor, dolaşım hızlanıyor ve vücudun su toplamasını engelliyor.

2 Cildinizi nemlendirin

Düzenli olarak cildinizi nemlendirmeniz hem vücudunuzun hem de cildinizin çok daha genç görünmesini sağlayacaktır. Ama sadece nemlendirici krem uygulamak yeterli değil. Nemlendirmeyi içeriden de sağlamak gerekiyor. “Çok kuru cilde sahip olan hastalarıma yoğun nemlendiriceler kullanmamalarını söylüyorum. Dışarıdan yoğun nemlendirme sağlamak, cildin kandan yeteri kadar nem alamadığının bir işaretidir” açıklamasını yapan Blum, ekliyor; “Serum cildin ihtiyacı olduğu besinleri aşırı yükleme yapmadan cildin almasını sağlıyor. Cildi aşındırmıyor.” Kötü bir diyet, bulaşık sabunları ve bazı sular cildin daha da kurumasına hatta alerjik olmasına neden olabiliyor; çünkü suların içerisindeki kalsiyum ve ağır metaller vücut şampuanlarıyla bir araya geldiğinde cildin tahriş olmasına neden oluyor. Bu yüzden kuru cilde sahipseniz vücudunuza sabunu ya da şampuanı kuruyken uygulamayı denemelisiniz.

3 Güneşten korunun

Blumun cilt koruma programının en önemli maddelerinden biri hafif bir krem ile cildi UVA ile UVB ışınlarından korumak. Ancak güneş ışınları cilde çoktan zarar vermiş, ciltte lekeler meydana gelmiş ise ünlü doktor lazer ile kimyasal peeling yaparak cildin yenilenmesi gerektiğini belirtiyor. Dermabrazyon ve A vitamini tedavileri ciltte meydana gelen hasarın tamir olmasına yardımcı oluyor. Aşırı güneşlenme ya da sıcak havadan dolayı meydana gelen mantarların tedavisi ise biraz daha zor. Özel reçeteyle satılan medikal ilaçlar ile içerisinde selenyum sulfıt yer alan kepeğe karşı etkili şampuanları deneyebilirsiniz; ama öncelikle bir uzmana başvurmanız çok önemli.

Popularity: 1% [?]

Sezen Aksu’ya mahalle baskısı

İzmir’de Sezen Aksu’nun adını taşıyan Konak Çankaya Mahallesi’ndeki sokakta yaşayan bazı kişiler referandumda evet oyu vereceğini açıklayan sanatçının adının kalırılması için imza kampanyası başlattı.

Star gazetesinin haberine göre, mahallenin muhtarı Metin Bekar Sezen Aksu’nun demokratik tercihine saygı duyulması gerektiğini belirterek değişikliğe karşı çıktı. Aksu’nun doğup büyüdüğü Kanarya Apartmanı’nın bulunduğu sokakta hala babasına ait ev bulunuyor. Mahalle baskısını dile getiren Avukat İlve Yücesoy, Sezen Aksu’nun Türkan Saylan ve Fazıl Say’a destek vermemesi ve “evet” oyu vereceğini açıklamasının kendilerini üzdüğünü belirterek “Bu yüzden  imzaları belediyeye ileteceğiz ve sokağın isminin değişmesini isteyeceğiz” dedi. Bazı İzmirliler ise ‘hayır baskısı’nı eleştirerek Aksu’ya destek verdiklerini söyledi.

‘DEMOKRATİK TERCİHE SAYGI’

Çankaya Mahalle Muhtarı Metin Bekar ise Sezen Aksu’nun babasını tanıdığını, yıllarca bu mahallede herkesin sevdiği bir insan olduğunu, sokakta yaşayanların pek çoğunun Aksu’nun çocukluğunu bildiğini söyledi. Metin Bekar, “Türk müziğinin ünlü bir değeri bu sokakta yetişmiş. Ben isminin sokaktan kaldırılması taraftarı değilim. İnsanlar duygusal davranıyor olabilir. Sonuçta herkesin kendi demokratik tercihidir. Hayır da dese evet de dese bu kimseyi ilgilendirmez” diye konuştu. Sezen Aksu sokağının isminin değişebilmesi için konunun öncelikle Konak Belediye Meclisi’ne gelmesi gerektiği, ardından ilgili komisyonlara havale edilip, görüşüldükten sonra tekrar meclis gündemine gönderilmesi ve ardından da oylama yapılması gerektiği bildirildi.

Popularity: 1% [?]

Üniversite Harç Ücretleri 2010-2011

harc_1-300x199Bu yıl en fazla harç verecek bölümler geçen yıl olduğu gibi 4 bin 268 TL ile Devlet Konservatuarları ve Sivil Havacılık Yüksek Okullarının ikinci öğretimleri oldu. Bu bölümleri 2 bin 134 TL ile Veterinerlik Fakültesi, Tıbbi Biyolojik Bilimleri Programları ile Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Programı ikinci öğretimi izledi.

2010-2011 Eğitim-Öğretim Yılında Yükseköğretim Kurumlarında Cari Hizmet Maliyetlerine Öğrenci Katkısı Olarak Alınacak Katkı Payları ile İkinci Öğretim Ücretlerinin Tespitine Dair Bakanlar Kurulu Kararı bugünkü Resmi Gazete’de yayımlandı . Karara göre belirlenen harç tutarı iki taksit halinde ödenecek. Kararda, öğrenci katkı payını süresinde ödemeyen öğrencilerin kayıtlarının yapılmayacağı ya da yenilenmeyeceğinin belirtildi. Ancak yükseköğretim kurumları, verilen süre içinde kaydını yaptırmayan öğrencilere ek süre verebilecekler.

Kararda öğrenci cari hizmet maliyetleri de yer alırken, ortalama hizmet maliyetlerinin geçen yılki maliyetlerle aynı olması dikkat çekti. Yayımlanan kararda Tıp Fakültesi’nde okuyan bir öğrencinin ortalama maliyeti 15 bin 544 TL olduğu ifade edilirken Tıp Fakültesi öğrencileri 591 TL harç ödeyecekler. Diş Hekimliği ve Eczacılık Fakültesi öğrencilerinin ortala maliyeti 5 bin 607 TL’yi bulurken bu öğrencilerin vereceği harç ise 494 TL olacak.

Mühendislik Fakültesi öğrencileri 387 TL, Veterinerlik Fakültesi öğrencileri 386 TL, Tıbbi Biyolojik Bil. Programı ve Fizik Tedavi Rehabilitasyon Programı öğrencileri 281 TL, Gemi İnşaatı ve Denizcilik Bilimleri Fakültesi, Su Ürünleri Fakültesi, Denizcilik Fakültesi, Güzel Sanatlar Fakültesi, Sanat ve Tasarım Fakültesi ile Tekstil Teknik ve Tasarım Fakültesi öğrencileri 316 TL harç ödeyecek. Hukuk, İktisat, İşletme, Siyasal Bilgiler ile İktisadi-İdari Bilimler Fakültesi öğrencileri 313 TL, Fen, Edebiyat, Dil-Tarih Coğrafya, İlahiyat ve Eğitim ve İletişim Fakültesi öğrencileri 284 TL harç ödeyecek.

Devlet Konservatuarı ve Sivil Havacılık Yüksekokulu’nda okuyan öğrencilerin maliyeti ortalama 8 bin 535 TL olarak gösterilirken Konservatuar öğrencileri 589 TL, Sivil Havacılık Yüksekokulu öğrencileri ise 470 TL harç verecek.

Yabancı dilde eğitim yapan bölümlerde okuyan öğrenciler belirlenen harç miktarının iki katını ödeyecek. Ancak yabancı dilde eğitim yapan Eğitim Fakültesi öğrencileri bu kuraldan muaf tutulacaklar.

En az harç ödeyecek fakülte ise 71 TL ile Açık Öğretim Fakültesi oldu.

İkinci öğretimde ise harç miktarları ortalama öğrenci maliyetinin yarısı kadar olacak. Buna göre Veteriner Fakültesi öğrencileri ile Tıbbi Biyolojik Bil. Programı ve Fizik Tedavi Rehabilitasyon Programı ikinci öğretim öğrencileri 2 bin 134 TL harç ödeyecek.

Gemi İnşaatı ve Denizcilik Bilimleri Fakültesi, Su Ürünleri Fakültesi, Denizcilik Fakültesi, Güzel Sanatlar Fakültesi, Sanat ve Tasarım Fakültesi ile Tekstil Teknik ve Tasarım Fakültesi ikinci öğretim öğrencileri ise bin 924 TL harç ödemek zorunda kalacak. Mühendislik Fakültesi ikinci öğretim öğrencileri bin 529 TL, Hukuk ve İktisadi İdari Bilimler Fakültesi ikinci öğretim öğrencileri ise bin 155 TL harç ödeyecek.

Devlet Konservatuarları ve Sivil Havacılık Yüksek Okullarının ikinci öğretimlerde okuyan öğrenciler ise 4 bin 268 TL harç ödeyecek. Meslek Teknoloji, Tütün Eksperliği ve Ev Ekonomisi Yüksekokullarının ikinci öğretimlerinde okuyacaklar bin 923 TL, Engelliler Entegre Yüksekokulu’nda okuyacak öğrenciler de bin 924 TL harç ödeyecek.

Kararla geçen yıl olduğu gibi bu yıl da üniversite yönetim kurulları, üniversitelerin özellikleri, öğrenim dallarının nitelikleri ve sürelerine göre harç miktarlarını yüzde 20 artırarak uygulamaya yetkili kılındı.

Popularity: 1% [?]

Page 1 of 212
sayaç
Go to Top