<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Beyaz Blog &#187; teknoloji</title>
	<atom:link href="http://www.beyazforum.org/tag/teknoloji-2/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.beyazforum.org</link>
	<description>Bambu Blög</description>
	<lastBuildDate>Wed, 09 Nov 2011 04:17:27 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.3.1</generator>
		<item>
		<title>Şarjı Çabuk Biten Cep Telefonu Ve Bilgisayar Sahiplerine İyi Haber</title>
		<link>http://www.beyazforum.org/sarji-cabuk-biten-cep-telefonu-ve-bilgisayar-sahiplerine-iyi-haber.html</link>
		<comments>http://www.beyazforum.org/sarji-cabuk-biten-cep-telefonu-ve-bilgisayar-sahiplerine-iyi-haber.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 25 May 2011 21:07:36 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bilgisayar]]></category>
		<category><![CDATA[Cep Telefonu]]></category>
		<category><![CDATA[Garanti]]></category>
		<category><![CDATA[Leyden]]></category>
		<category><![CDATA[Sabit]]></category>
		<category><![CDATA[Standart]]></category>
		<category><![CDATA[Teknoloji]]></category>
		<category><![CDATA[teknoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Tuz]]></category>
		<category><![CDATA[Yeni]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.beyazforum.org/?p=1339</guid>
		<description><![CDATA[Dizüstü bilgisayarları ve cep telefonlarında kullanıcıların canını sıkan pil ömrü sorununa mucize gibi bir çözüm&#8230; Dizüstü bilgisayarların en dezavantajlı yanlarından biri de pilleri. Daha dizüstü bilgisayarınız eskimeden pilinin eskisi gibi etkili çalışmaması ve şarj tutmamaya başlaması bazı durumlarda oldukça sinir bozucu olabiliyor. Ancak Leyden Energy isimli bir lityum iyon pil üreticisi bu soruna çözüm getiriyor. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div>
<div>
<div>
<address><a href="http://www.beyazforum.org/wp-admin/www.beyazforum.org"><img class="alignleft" src="http://www.hurriyet.com.tr/_np/5804/13535804.jpg" alt="Şarjı çabuk biten telefonlara iyi haber" width="250" height="150" align="left" /></a></address>
<address>Dizüstü bilgisayarları ve cep telefonlarında kullanıcıların canını sıkan pil ömrü sorununa mucize gibi bir çözüm&#8230;<img src="http://www.hurriyet.com.tr/p/spacer.gif" alt="" width="578" height="10" /></address>
</div>
</div>
</div>
<p>Dizüstü bilgisayarların en dezavantajlı yanlarından biri de  pilleri. Daha dizüstü bilgisayarınız eskimeden pilinin eskisi gibi  etkili çalışmaması ve şarj tutmamaya başlaması bazı durumlarda oldukça  sinir bozucu olabiliyor. Ancak Leyden Energy isimli bir lityum iyon pil  üreticisi bu soruna çözüm getiriyor.</p>
<p>Piyasaya yeni çıkacak olan piller en az üç yıla kadar pil ömründen  yemiyor ve pilin en üst dolma seviyesi üç yıl boyunca hiç azalmıyor.  Leyden Enerji ayrıca lityum-iyon pilleri için tüketiciye üç yıllık  garanti de veriyor.</p>
<p>Bugün kullandığımız pillerde, elektrolitlerde kullanılan tuz tabanlı  çözeltiler 70-80 derece sıcaklığa ulaştıktan sonra azalmaya başlıyor.  Ancak Leyden Enerji&#8217;nin patentini elinde bulundurduğu teknoloji,  çözeltinin 300 derecelere kadar azalmadan sabit durmasını sağlıyor.  Firma yeni lityum-iyon pilleri için henüz bir fiyat belirlemiş değiller  ancak standart pillerden biraz daha pahalı olması bekleniyor.</p>
<img src="http://www.beyazforum.org/?ak_action=api_record_view&id=1339&type=feed" alt="" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.beyazforum.org/sarji-cabuk-biten-cep-telefonu-ve-bilgisayar-sahiplerine-iyi-haber.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>TEKNOLOJİ NEDİR?</title>
		<link>http://www.beyazforum.org/teknoloji-nedir.html</link>
		<comments>http://www.beyazforum.org/teknoloji-nedir.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 06 Aug 2010 15:06:11 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[bilisim]]></category>
		<category><![CDATA[google]]></category>
		<category><![CDATA[Teknoloji]]></category>
		<category><![CDATA[teknoloji]]></category>
		<category><![CDATA[teknoloji nedir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.beyazforum.org/?p=489</guid>
		<description><![CDATA[TEKNOLOJİ NEDİR? 1. Teknoloji, insanın bilimi kullanarak doğaya üstünlük kurmak için tasarladığı rasyonel bir disiplindir (Teknoloji Nedir &#8211; Simon, 1983, s.173 ). 2. Teknoloji, somut ve deneysel anlamda temel olarak teknik yönden yeterli küçük bir grubun örgütlü bir hiyerarşi yardımıyla bütünün geri kalanı (insanlar, olaylar, makineler vb. ) üzerinde denetimi sağlamasıdır (Teknoloji Nedir &#8211; McDermott, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div id="TeknolojiNedir">
<h1>TEKNOLOJİ NEDİR?</h1>
</div>
<p><strong><span style="color: #ff0000;">1. </span></strong><strong>Teknoloji</strong>, insanın                                     bilimi kullanarak doğaya üstünlük kurmak için tasarladığı rasyonel bir disiplindir                                     (Teknoloji Nedir &#8211; Simon, 1983, s.173 )<a href="http://www.teknolojide.com/">.</a></p>
<p><strong><span style="color: #ff0000;">2. </span>Teknoloji,</strong> somut ve deneysel anlamda                                     temel olarak teknik yönden yeterli küçük bir grubun örgütlü bir hiyerarşi yardımıyla                                     bütünün geri kalanı (insanlar, olaylar, makineler vb<a href="http://www.teknolojide.com/">.</a> ) üzerinde denetimi sağlamasıdır (Teknoloji Nedir                                     &#8211; McDermott, 1981, s.142 )<a href="http://www.teknolojide.com/teknoloji-nedir.aspx#TeknolojiNedir">.</a></p>
<p><strong><span style="color: #ff0000;">3.</span></strong> <strong>Öğretim teknolojileri</strong> tarihi konusunda önemli bir isim olan Paul Saetller teknolojiyi şöyle tanımlamaktadır:                                     “<strong>Teknoloji</strong> (Latince texere fiilinden türetilmiştir; örmek,                                     oluşturmak (construct ) anlamına gelir ) birçoklarının düşündüğü gibi makine kullanmak                                     değildir. <strong>Teknoloji,</strong> bilimin uygulamalı bir sanat dalı haline dönüşmesidir.                                     Uygulamalı sanat terimi Fransız  sosyolog Jackques Ellul tarafından kullanılmış ve                                     kısaca technique olarak  isimlendirilmiştir. O, teknolojiyi bir technique uyarınca                                     yapılmış bir makine olarak görmüş ve  bu technique’nin ancak küçük bir bölümünün                                     makine tarafından ifade  edilebildiğinden bahsetmiştir. Belirli bir teknik sayesinde                                     sadece makinenin değil, bu makineye  ait öğretimsel uygulamalarında gerçekleştirilebileceğinden                                     söz etmiştir. Sonuç olarak davranış  bilimi ile öğretim teknolojileri arasındaki                                     ilişki, doğal bilimlerle mühendislik  teknolojisi arasındaki ya da biyoloji ile sağlık                                     teknolojisi arasındaki ilişkiyle  benzer hatta aynıdır</p>
<p><span style="font-size: x-small;"><strong><span style="color: #ff0000;">4.</span></strong> Ünlü bir eğitim teknoloğu                                             olan James Finn teknolojiyi tanımlarken şöyle demektedir: “Makine kullanımının                                             yanı sıra <strong>teknoloji</strong>, sistemler, işlemler, yönetim ve kontrol mekanizmalarıyla                                             hem insandan hem de eşyadan kaynaklanan sorunlara, bu sorunların zorluk derecesine,                                             teknik çözüm olasılıklarına, ve ekonomik değerlerine uygun çözüm üretebilmek için                                             bir bakış açısıdır” (Teknoloji Nedir &#8211; Finn, 1960, s.10 ).</span></p>
<p><span style="font-size: x-small;"><strong><span style="color: #ff0000;">5.</span></strong> <strong>Bilim ve teknolojinin</strong> farklılığını belirtmek için ilk nükleer denizaltıyı yapan ve serbest bir eğitim                                             eleştirmeni olan Amiral Hyman Rickover şöyle söylüyor: “<strong>Bilim ve teknoloji</strong> birbirine karıştırılmamalıdır. <strong>Bilim</strong> doğadaki görüngülerin (fenomenlerin                                             ) gözlenerek, zaten var olan  doğru ve gerçeklerin ortaya çıkarılması ve bu gözlemler                                             sonucunda elde edilen  verilerin düzenlenerek gerçeklerin ve bunlar arasındaki ilişkilerin                                             ortaya konulduğu teorilerin  oluşturulmasıdır. <strong>Teknoloji</strong> asla bilim                                             için bir otorite olamaz<a href="http://www.teknolojide.com/teknoloji-nedir.aspx#TeknolojiNedir">.</a> <strong>Teknoloji</strong> insan aklını ve vücudunu                                             güçlendirmek, üstün kılmak için geliştirilecek aletler, teknikler, ve yöntemler                                             üzerinde durur. Bilimsel yöntem insan faktörünün tamamen dışlanmasını gerektirir,                                             şöyle ki; gerçeği arayan kimse, kendinin ya da diğer insanların hoşlanacağı veya                                             sevmeyeceği şeylerle, popülist değerlerle ve herhangi bir çıkar uğruna çalışmaz.                                             Diğer yandan <strong>teknoloji</strong> fikir (bilim ) değil de hareket olduğundan,                                             eğer insani değerler göz  ardı edilirse tamamıyla tehlikeli bir sonuca da yol açabilir                                             (Teknoloji Nedir &#8211; Knezevich  &amp; Eye, 1970, s.17 ).</span></p>
<p><span style="font-size: x-small;"><strong><span style="color: #ff0000;">6.</span></strong> Bir sanayi dalı ile                                             ilgili yapım yöntemlerini,  kullanılan araç, gereç ve aletleri kapsayan bilgi. (Teknoloji                                             Nedir &#8211; Güncel Türkçe Sözlük<a href="http://www.teknolojide.com/teknoloji-nedir.aspx#TeknolojiNedir">.</a>)</span></p>
<p><span style="font-size: x-small;"><strong><span style="color: #ff0000;">7.</span></strong> Bir endüstri dalıyla                                             ilgili yapım yöntemlerinin, yollarının ve araçlarının inclenmesinden oluşan bilgi                                             dalı<a href="http://www.teknolojide.com/teknoloji-nedir.aspx#TeknolojiNedir">.</a> (Teknoloji Nedir &#8211; BSTS / Eğitim Terimleri Sözlüğü.)</span></p>
<p><span style="font-size: x-small;"><strong><span style="color: #ff0000;">8.</span></strong> Bir sanayi dalı ile                                             ilgili yapım yöntemlerini,  kullanılan araç, gereç ve aletleri kapsayan bilgi: §                                             “Yirminci yüzyıl sonunda  teknoloji şu kadar ilerlemiş.” -Adalet Ağaoğlu, Geçerken,                                             28. § “Değişen, teknoloji  karşısında, milletleri&#8230;” -Yavuz Bülent Bakiler, Üsküp’ten                                             Kosova’ya, 163. § “Mesele  bir (teknoloji) ifadesine bürünmeye yüz tutmuş.” -Necip                                             Fazıl Kısakürek, İhtilal,  334. § “… ayrıca teknoloji gereklerinin, alışverişinin                                             hemen başka ülkelere  kaydırılmasına elverişli olmaması, Amerika’nın Şili ekonomisini                                             kesinlikle köstekleme  niyetini ortaya koymuştu<a href="http://www.teknolojide.com/teknoloji-nedir.aspx#TeknolojiNedir">.</a></span></p>
<div id="TeknolojininOnemi">
<h1>TEKNOLOJİNİN ÖNEMİ</h1>
</div>
<div><script type="text/javascript">// <![CDATA[
google_ad_client = "pub-3973492955763577";
/* 160x90, oluşturulma 30.03.2009 */
google_ad_slot = "0964300088";
google_ad_width = 160;
google_ad_height = 90;
// ]]&gt;</script> <script src="http://pagead2.googlesyndication.com/pagead/show_ads.js" type="text/javascript">
                                        </script><script type="text/javascript">// <![CDATA[
google_protectAndRun("ads_core.google_render_ad", google_handleError, google_render_ad);
// ]]&gt;</script><ins><ins id="google_ads_frame3_anchor"></ins></ins></div>
<div>Sanayileşmenin en belirgin ögesi  teknoloji üretebilmektir. Teknoloji üretebildiğiniz,                                         bilgiyi ürün tasarlamada  kullanabildiğiniz takdirde ticarette rekabet üstünlüğünü,                                         savunma sistem başkasına  vermeyeceğine göre salt teknoloji transferi yaparak sanayileşmemiz                                         ve kalkınmamız, savunma  sistemlerinde de ca9ydırıcılığı sağlamamız olası değildir.                                         Bu nedenle amaç kendi  teknolojimizi kendimizin üretmesi olmalıdır. Kendi teknolojisini                                         üreten bir sanayileşme ile  ulusal ekonomiye, ülkenin mühendislik gücüne ve ulusal                                         teknolojiye en yüksek katkıyı  sağlayabilir, beyin göçünü önleyebilirsiniz.</div>
<p>Teknolojiyi kısaca bilimsel bilgiden yararlanarak yeni bir ürün geliştirmek, üretmek                                     ve hizmet desteği sağlamak için gerekli bilgi, beceri ve yöntemler bütünü olarak                                     tanımlayabiliriz. Bu duruma göre özgün üretim için gerekli safhaları da dörde ayırabiliriz.</p>
<ul>
<li>Bilimsel bilgiye ulaşmak veya geliştirmek</li>
<li>Bilgiden faydalanarak bir ürün tasarlamak (tasarım yeteneği veya teknolojisi)</li>
<li>Tasarlanan bir ürünün üretim tekniklerini belirlemek (üretim teknolojisi)</li>
<li>Üretim</li>
</ul>
<div id="TeknolojininTarihselGelisim">
<h1>TEKNOLOJİNİN TARİHSEL GELİŞİMİ</h1>
</div>
<p>Anlamak anlamına gelen bilim ve  yapmak anlamına gelen teknolojinin gelişim serüveni                                         ilk insanın akıl, mantık ve duyu  organlarını maddeye yöneltmesi ile başlar. Bilim                                         ve teknoloji, serüveninin ilk  gününden beri kabul gördüğü coğrafi bölgeler ve kültürler                                         arasında seyahat eder ve gittiği  her yere maddi gücünü de beraberinde taşır. Bilimin                                         ve teknolojinin bu gücünü  anlayan Büyük İskender, yaşadığı çağa siyasal damgasını                                         vururken, İskender’den sonra  gelen İslam dünyası da, yine bilim ve teknoloji aracılığıyla                                         yaratıcının buyruklarını  dünyanın dörtbiryanına taşır. İslam dünyasından sonra bilimi                                         sahiplenen Avrupa, dünyayı  kendisine sömürge yaparken, Amerika bilim ve teknolojinin                                         gücü ile sömürgeciliği  devralarak, hertürlü zehirli ürünleri deneyerek çöplük haline                                         getirdiği gezeğenin koruyucusu  rolünü üstlenir</p>
<p>Bilimin ilk tohumlarını, M.Ö. 3000 yıllarında medeniyetin pırıltılarının  görüldüğü                                             Mezopotamya uygarlığında  görüyoruz. Bu nedenle bilim ilk yolculuğuna doğu uygarlığından                                             çıkar. Mısır uygarlığından  sonra Batıya geçen bılim, önce İyonya’ya, sonra Atina’ya,                                             Güney İtalya’ ya gider ve  yeniden İskenderiye’ye döner. Roma İmparatorluğunun çökmesi                                             ve Ortaçağ bağnazlarının  muhteşem İskenderiye Kütüphanesini yakması ile yokolmaya                                             yüztutan bilim, İslamiyetin  doğuşu ile yeniden canlanır ve gelişir. 7. yüzyıldan                                             13. yüzyılın sonlarına kadar  İslamiyetin himayesinde gelişen ve modern anlamda tohumları                                             atılan bilim, yeniden  Avrupa’da canlanmaya başlar. Avrupa’dan Amerika yolculuğuna                                             çıkan bilim, bu yolculuğa  çıkmadan önce teknolojiyi de koluna takar. Japonya ve                                             Güney Kore gibi ülkelerin  öncülüğünde Asya’ya da yerleşen ve yolculuğuna başladığı                                             zaman toplumda pek yeri  olmayan bilim, 20.yüzyılın sonunda oluşturduğu kendi toplumuna                                             ve modern insanına  Nemrutluğunu ilan eder.</p>
<p><strong>Eski Mısır Dönemi</strong></p>
<p>M.Ö.3000 yıllarında Nil ve  Fırat kıyılarında rahiplerin yönetiminde yerleşik hayat                                             yaşayan Sümerler, günlük  yaşamlarında teknolojik ürünleri kullanıyor ve yaşamı daha                                             kolaylaştırmak için çevreden  görgüsel olarak bilgi topluyorlardı. M.Ö. 2500′li yıllara                                             gelindiğinde ise çarpım  tablosunu kullanıp, matematiksel bazı hesaplamaları yapıyorlardı                                             [1]. M.Ö.2000 yıllarında  Sümerler’den bilim meşalesini alan Babilliler, karekök,                                             küpkök alma, ikinci ve  üçüncü dereceden problemleri çözmek amacıyla bazı tablolar                                             geliştirirler. M.Ö.1000  yıllarına kadar Sümerler ve Babilliler döneminde elde edilen                                             bilgiler daha çok empirik  bilgi düzeyinde kalır [2].<br />
Eski Yunan Dönemi<br />
M.Ö.1000 yıllarından sonra  Ege kıyılarında yaşadıkları dünyaya anlam arama çabası                                             ile felsefe yapan Yunanlılar  tarih sahnesinde görülür. Yunanistan ve Güney İtalya’da                                             yaşayan Yunanlılar, bilimin  tohumlarını İyonya’da atar ve felsefe biliminin de öncülüğünü                                             yaparlar. Bilinen ilk  Yunanlı bilgin Milet’de yaşayan Thales’dir. İlgi alanı astronomi                                             ve felsefe olan Thales,  evrenin sudan meydana geldiği hipotezini ortaya atar. Thales,                                             düşüncelerini Mısır gibi  değişik ülkelere yaptığı seyahatlerden elde ettiği bilgiler                                             ile yoğurur. Thales yaptığı  seyahatlerle, farklı kültürlerin birikimlerini Yunan                                             topraklarına taşıyarak  bilimin ve teknolojinin gelişiminde en önemli bir görevi                                             de yerine getirir. Thales’in  öğrencileri Anaximender ve Anaximenes sayesinde, Yunanlıların                                             doğa olaylarına karşı ilgisi  artar ve böylece bilim tomurcuklanmaya başlar [3].                                             Ancak M.Ö.550′li yıllarda  Perslerin Yunan topraklarını istilası ile tomurcuklanmaya                                             başlayan bilimin yeşermesi  bir başka bahara kalır.<br />
Thales ve öğrencilerinin  materyalist felsefesine karşın rasyonalist felsefeyi kuran                                             Pythagoras M.Ö.530′li  yıllarda Ege kıyılarından Sicilya’ya taşınır ve ünlü “Kardeşlik                                             Derneği”ni kurar. Matematiği  baştacı yapan Pythagoras’a göre, ‘evrenin yapı taşı                                             sayıdır’. Pythagoras’tan  etkilenen Herakletios ise ‘gerçeğin özü sayı değil değişmedir’                                             derken M.Ö.475 yılında yine  Pythagoras’tan etkilenen Parmenides, ‘ Gerçeğin özü                                             sayı değil olmadır ve olma,  değişmeyen, hareketsiz, bitmeyen varlıktır’ der [4].</p>
<p>M.Ö.450 yıllarında materyalist ve rasyonalist akımların etkisi altında fikirlerini                                             oluşturan Empedocles’e göre ise, ‘tüm varlıklar ateş, hava, su ve toprak olmak üzere                                             dört elementten oluşur, bu elementlerin ilişkilerini sevgi ve nefret olmak üzere                                             iki güç yönetir ve dünya bu gücün rastlantı sonucu çarpışmasından oluşmuştur’. Aynı                                             dönemde yaşayan Demokritos yeniden materyalist bir yaklaşımla, ‘atomlar ve içinde                                             döndükleri boşluk olmak üzere iki gerçek var’ der. Demokritos’a göre, ‘insan dahil                                             herşey maddenin mekaniksel olarak birleşmesinden doğmuş nesnelerdir’. Demokritos                                             ilk kez atom teorisini ortaya atarak ve insanı daha o günden maddeyle sınırlayarak                                             bilim tarihinde yerini alır [2,3,5].</p>
<p>Pythagoras’ın ‘kardeşlik  derneği’nin üyeleri olan çoğu bilgin, tartışma sanatı üzerinde                                             uzmanlaşır ve Atina’nın  hoşgörülü demokrasisi içerisinde fikirlerini rahatlıkla                                             beyan ederler. Bunlar,  çeşitli mantık oyunları ile doğru yanlış bakmaksızın muhatabı                                             mat etmenin yollarını  öğreterek geçimlerini sağlarlar. Sofistler adı verilen bu                                             gruba karşı ilk başkaldırı  Sokrates’ten gelir. Sokrates, ‘tartışmanın amacı insanı                                             iyi, akıllı ve dürüst  yapmanın yollarını araştırmak olmalı’ der ve siyasi otoriteyi                                             rahatsız ettiği için  darağacına gönderilen ilk bilginler arasında yerini alır. Sokrates,                                             M.Ö.480′de ölen Konfiçyüs ve  479′da ölen Buda’dan 9 yıl sonra dünyaya gelir ve 399                                             yılında baldıran zehiri  içirilerek öldürülür [2,3,6]. Böylece, maddi kaygılarla                                             ve günü kurtarma düşüncesi  ile hareket eden siyasi otorite, cinayetlerine bir yenisini                                             daha eklerken, geleceği  kurcalama ve maddeye anlam arama çabası ile hareket eden                                             ve şehit olan bilginler  listesine de bir yenisi daha eklenir.</p>
<p>Sokrates’in ölümünden sonra üzüntüsünden Atina’yı uzunca bir süre terkeden öğrencisi                                             Platon (Eflatun), Atina’ya tekrar döndüğünde Akademisini kurup kapısına da ‘Buraya                                             matematik bilmeyen giremez’ pankartını asar. Eflatun matematiğe verdiği önem kadar                                             mistizme de önem veriyordu. Eflatun’a göre, ‘evren idealar ve olgular dünyası olmak                                             üzere ikiye ayrılmıştı ve evren birtakım nesnelerin rastlantı sonucu birleşmesinden                                             değil, akıllı bir yaratıcı tarafından oluşturulmuştu’ [2].</p>
<p>Eflatun’un öğrencilerinden  Eudoxus hocası gibi düşünmüyor ve astronomi ile spekülatif                                             kozmolojiyi birleştirerek  evreni tanımlamada gözlemden bahseden ilk bilgin oluyor.                                             Eflatun’un bir diğer  öğrencisi, bilim tarihinde oldukça önemli bir yeri olan ve                                             M.Ö. 384′de doğan  Aristoteles’dir. Aristo’nun bilim üzerine etkisi yüzyıllar boyunca                                             devam eder ve Ortaçağ  boyunca hem İslam dünyasını hem de Batı kültürünü yakından                                             etkiler.</p>
<p>Eski Yunan’da böyle  gelişmeler olurken Çinliler kağıdı, barutu, pusulayı, baskı                                             tekniğini ve abaküsü (ilk  basit hesap makinası) bulurlar. M.Ö.246 yılında Çin İmparatoru                                             Çü Huang-ti, ulusal birliğin  sağlanması için tüm kıtapların yakılması gerektiğini                                             söyler ve meydanlarda  toplattığı tüm kitapları yaktırır [6]. Böylece siyasi otoritenin                                             düşünceye karşıtlığı ve  tahammülsüzlüğü daha bu tarihlerde ortaya çıkar.</p>
<p>M.Ö.334′de İskender’in 2.  Yunan Kongresi’nde başkomutan seçilerek, Mısır’ı, Fenikelilerin                                             tüm topraklarını ve Kudüs’ü  alması, Pers İmparatorluğunu yıkması, İndüs’ü ele geçirerek                                             Hint uygarlığını sona  erdirmesi, Yunan düşüncesinin diğer kültürlerle tanışma olanağını                                             sağlar. Büyük İskender  (Zülkarneyn), sefere gittiği yerlere sadece veziri olan Aristoteles’i                                             değil birçok bilim adamını  da götürerek bilimsel gelişmelerin önünü açar. Büyük                                             İskender gibi Eflatun ve  Aristoteles de İbrahim dinine bağlı ve İslam şeriatinden                                             idi [6]. Yine aynı  dönemlerde yaşayan ve İskender’in sorması üzerine ‘Gölge etme                                             başka ihsan istemem’ diyen,  Eflatun’un ‘çılgın Sokrates’ dediği ve İskender’in ‘Eğer                                             İskender olmasaydım Diogenes  olmak isterdim’ diye iltifat ettiği Diogenes de erdemi                                             yüceltir ve bilginlere büyük  değer verirdi. Aristoteles, Lyceum’unu yine bu dönemde                                             kuruyor. Büyük İskender’in  himayesinde Yunanlılar metafizik nitelikteki spekülatif                                             bilimden 300 yıl sürecek  olan ve ‘Helenistik Çağ’ adı verilen gözleme dayalı emprik                                             bilime yönelirler [2,3].</p>
<p>M.Ö.323 yılında Büyük  İskender’in ölümünden sonra, Mısır’ın yönetimini eline alan                                             Aristoteles’in öğrencisi  general Ptolemy, hocasının Lyceum’unu örnek alarak meşhur                                             İskenderiye Müzesi’ni kurar.  Müze yüzlerce devletten maaşlı bilim adamını kadrosunda                                             bulundurması nedeni ile  günümüz araştırma merkezlerinin ilk nüvesi sayılır. Ayrıca                                             müzede, yarım milyondan  fazla kitabı olan bir kütüphane, gözlem evi, diseksiyon                                             odaları ve bir de hayvanat  bahçesi vardı [2]. İlk yüzyılı büyük bilimsel çalışmalara                                             sahne olan müzede,  Archimedes, Apollonius, Hero, Batylamus, Öklid, Hipparcus ve                                             Erasosthenes gibi büyük  bilimadamları yetişir ve aynı zamanda ders verirler. Müzede                                             ders veren Apollonius,  Parabola Hiperbola ve Elips gibi terimleri ilk kullanan bilimadamı                                             unvanını alır.</p>
<p>M.S.101 yılında ‘Sen de mi  Brütüs’ sözünün sahibi Julius Sezar, bilinen ilk gazeteyi                                             çıkartır [6]. Bu tarihlerden  sonra Yunan Bilimi geriler ve Avrupa Ortaçağ karanlığına                                             gömülür. Kiliseye ters  düştüğü gerekçesi ile bilim adına ne varsa yoketme süreci                                             başlar. Birçok bilimsel  kitap yakılır. M.S.389 yılında Piskopos Theophilus, İskenderiye                                             Müzesi’nin ünlü  kütüphanesinin bir bölümünü tahrib ettirir. 415 yılında da Patrik                                             Cyril’in kışkırtması üzerine  matematikçi Hypatia öldürülür. 525 yılında ise Eflatun’                                             un kurduğu Akademi,  Justinian tarafından Hristıyanlığa aykırı sayılarak kapatılır.                                             Aynı dönemde Roma’lı  Boethius seküler (laik) nitelikteki yazılarından dolayı Kilise                                             tarafından ölüm cezasına  çarptırılır. Atina’daki okulların kapanması üzerine birçok                                             Yeni-Eflatuncu bilgin  İran’daki Jundishapur’a yerleşir ve Yunan düşüncesi ile Hint,                                             İran ve Suriye kültürleri  yeniden temas olanağı bulur [2,3,4].</p>
<p><strong>İslam Dünyasındaki Gelişmeler</strong></p>
<p>600′lü yıllarda doğup kısa  sürede gelişen İslamiyet ile, Büyük İskender döneminde                                             olduğu gibi bilim bir kere  daha yeşerir. Kur’anda tabiatın incelenmesine yönelik                                             olarak bulunan 750 ayetten  ve Peygamber’in yolgöstermesi ile yaratıcının sırlarını                                             arayan müslümanlar, deneye  ve gözleme dayalı bilimin temelini atarlar. Bu dönemde                                             Emevi Halifelerinden Muaviye  bir milyon civarında kitabı barındıran “Darü’l-Hikme”                                             yi (İlim Kültür Yuvası)  kuruyor. Yine Halife el-Hakim, 400.000 ciltlik bir kütüphane                                             kurarak bilim adamlarını  Kurtuba’da toplar. 8.yüzyılın sonlarına doğru Halife Harun-el-Raşid,                                             Aristoteles’in tüm  kitaplarını, Galen ve Hipokrat gibi büyük bilim adamlarının bırçok                                             eserini Arapçaya çevirtir  [7]. Halife el Memun, Bizans’a ve Hindistan’a elçiler                                             göndererek çevirmeye değer  kitap aratır ve Bizanslıları yendiği savaşta, savaş tazminatı                                             olarak sadece Eski Yunan  Yazmalarını ister [7,8]. Böylece İslam dünyası, kendilerinden                                             önce yapılan tüm bilimsel  çalışmaları toparlayarak kaybolmasını önler ve daha sonra                                             bu çalışmalar Arapça’dan  Batı dillerine çevrilir. Endülüs Devleti’nin kurulması                                             ile Musevi, Hristiyan ve  İslam kültür geleneklerinin buluşması İspanya’yı bilim                                             ve kültür merkezi haline  getirir [2].<br />
İslam dünyasında yetişen  bilim adamlarından Cabir Bin Hayyan, ‘Kimyasal maddeleri,                                             uçucu maddeler, uçucu  olmayan maddeler, yanmayan maddeler ve madenler’ olarak dört                                             grupta toplar ve modern  kimyanın kurucusu olarak bilinen Lavoisier’e öncülük eder.                                             El-Kindi, Einstein’dan 1100  yıl önce 800 yılında izafiyet teorisi ile uğraşır. El-Kindi,                                             ‘Zaman cismin varolma  süresidir, zamanla bilinebilen ve ölçülebilen hız ve yavaşlıkta                                             hareketin modaliteleridir’  der. Zaman, mekan ve hareket birbirinden bağımsız değildir,                                             göğe doğru çıkan bir insan  ağacı küçük görür, inen insan ise büyük görür’ der [8,9].</p>
<p>18.yüzyılın matematik  bilgini Gerolamo Cardano’nun ‘İnsanlığın 12 büyük düşünüründen                                             biri’ dediği Harezmi, Hint  rakamlarına sıfır rakamını ekliyerek bugünkü kullandığımız                                             rakamları oluşturuyor  [7,8,9]. Fen bilimlerinde deneyle sabit olmayan bilgilere                                             itibar edilmemesi  gerektiğini söyleyen Ahmet Fergani, enlemler arasındaki mesafeyi                                             hesapladığı gibi, ekliptik  meyli en doğru şekilde hesaplayarak kaşifler arasına                                             giriyor [7,8,9].</p>
<p>Trigonometrik bağıntıları  bugünkü kullanılan şekliyle formülleştiren, El-Battani,                                             877 yılından 929 yılına  kadar sürekli astronomik gözlemler yapar. J.E.Montucia 1802′de                                             yayınladığı ‘Histories des  Mathematiques’ adlı eserinde “Johann Müller’in bilimsel                                             eserleri çok zengin olmakla  beraber, bir zamanlar zannedildiği kadar orijinal değildir.                                             J.Müller’in kendisinden  önceki yıllarda, bu konuda yazılmış olan eserler hakkında                                             bilgisi vardı. Bilhassa  el-Battani ve Nasirüddin Tusi’diden birşeyler aldı” der                                             [7,8,9]. El-Battani, Tanjant  ve Kotanjant’ın tanımını yaparak” Sinüs, Tanjant ve                                             Kotanjant’ın sıfırdan doksan  dereceye kadar tablosunu hazırlar ve küresel üçgenlerde,                                             köşelerden birinin dik  olması halinde üçgende geçerli olan bağıntıları ortaya koyar                                             [8,9,10].</p>
<p>Ebubekir er-Razi, cerrahide  dikiş malzemesi olarak ilk kez hayvan bağırsağını kullanır,                                             tıp biliminde deney ve  gözlemin çok önemli olduğundan bahseder ve başhekimi olduğu                                             hastanede görev alacak olan  doktorların uzmanlaşmaları gerektiğini söyler [7,8,9].                                             Ebü’l-Vefa Trigonometriye  Sekant ve Kosekant kavramlarını kazandırır. Gözün görülebilir                                             cisimler doğrultusunda  ışınlar yaydığını söyleyen Öklid ve Batylamus’a karşı, ‘Görülecek                                             cismin şekli, ışık  vasıtasıyla gözden girer ve orada mercekler vasıtası ile nakledilir’                                             diyerek, yaptığı sayısız  denemelerle ‘göze gelen uyarıların görme sinirleri ile                                             beyne intikal ettirildiğini’  söyleyen İbnü-l-Heysem, optik biliminin öncüsüdür [7,8].</p>
<p>Çeşitli maddelerin  birbirinden ayirt edilme yollarından birinin, maddelerin özgül                                             ağırlıkları olduğunu  söyleyerek sıcak su ile soğuk su arasındaki özgül ağırlık farkını                                             tesbit eden el-Beyruni, 973  yılında ‘Bilimsel çalışmaların, deneylerle isbat edilmesi                                             gerektiğini ve belgelere  dayanmasının zorunlu olduğunu’ söyler.</p>
<p>İbnu’n-Nefis 1200′lü  yıllarda küçük kan dolaşımını keşfeder [10]. Bursalı Kadızade                                             Rumi 1100′lü yıllarda,  ‘Siyasi otoritenin, ilim müesseselerine karışmaması gerektiğini’                                             söyleyerek zamanın  Hükümdar’ı Uluğ Bey’e karşı tavır alır ve istediğini yaptırır                                             [11]. Şerafettin Sabuncuoğlu  1300′lü yıllarda hayvanlar üzerinde ceşitli deneyler                                             yaparak deneysel  fizyolojinin öncülüğünü yapar. Sabuncuoğlu, yılan zehirine karşı                                             antidot olarak kullanmak  istediği bir tiryakı önce horozlarda, sonra da kendi üzerinde                                             dener [12].</p>
<p>Gıyaseddin Cemşid, Kadızade  Rumi ve Ali Kuşçu tarafından ortak hazırlanan ve 1018                                             kuyruklu yıldızın konumunu  içeren ‘Zic-i Gurgani’ isimli yapıt, kronoloji sistemleri,                                             pratik astronomi ve çeşitli  kuramsal matematik konularını içerir [13]. Ali Kuşçu,                                             Fatih’in davetini kabul  ederek İstanbul’a gelir ve Ayasofya Medresesi Müderrisliğine                                             (Profesörlüğü) getirilir.  15.yüzyılda Mursiyeli İbrahim Akdeniz Haritasını, 16.yüzyılda                                             ise Piri Reis I.ve II. Dünya  haritasını çizerek deniz kılavuzu mahiyetindeki ‘Kitab-ı                                             Bahriye’ adlı coğrafya  eserini yazar [7].</p>
<p>Bizans Kralı Jüstinyen’in  yaptırdığı Ayasofya’nın kubbesine çıkıp, Hz.Süleyman’a                                             hitaben “Ey Süleyman bugün  seni geçtim” demesine karşın Selimiye’yi yapan Mimar                                             Sinan, ‘Ey zavallı  Jüstinyen, Allah ü Vahidü’l-Ahad, herkesten ve herşeyden üstündür’                                             diyerek cevap verir [7].  1630 yılında Hezarfen Ahmed Çelebi uçma denemeleri yapar.                                             Katib Çelebi ise aynı  yıllarda yerküreyi, Avrupa, Asya, Afrika, Amerika, Mecellenika                                             (Avustralya) ve kutub  bölgeleri olmak üzere altı kıtaya ayırır. Katib Çelebi 14.500                                             yazar ve yorumcuyu kapsayan  “Keşfü’z-Zunun” adlı bibliyografya lugati ile, bir bibliyografya                                             uzmanı olduğunu ortaya koyar  [7].</p>
<p>Fatih Sultan Mehmet Han’ın  ölümünden sonra medreselerden tabiat bilimlerinin öğretilmesi                                             yavaş yavaş kalkar. Bu  dönemden sonra İslam anlayışındaki yetersizlik İslam dünyasının                                             bilim dünyasından silinip  yokolmasına neden olur. Araplar batının kölesi konumuna                                             düşerken, tarih boyunca  İslamın bayraktarlığını yapan Türkler ise bilim ve teknolojiye                                             gereken ilgiyi  göstermemelerinin bedelini fethettiği topraklardan kovularak ve barbar                                             ilan edilerek öder.</p>
<p>İslam dünyasının bilimle  uğraştığı parlak dönemlerinde, Avrupanın Hristiyan dünyası                                             büyü, simya ve astroloji ile  uğraşıyordu. Halkın kültür düzeyi çok düşük olduğu                                             için bilimle kimse  ilgilenmiyordu. Kilise ile daima ters düşen Kutsal Roma İmparatoru                                             Frederik II (1194-1250),  Arapça’dan bazı bilimsel eserleri Latinceye çevirtir. Fakat                                             bu çevirinin amacının bilim  için mi, yoksa kiliseyi kızdırmak için mi olduğu tartışmalıdır                                             [2]. Onüçüncü yüzyılda  Avrupa’da Kilisenin öncülüğünde üniversiteler kurulurken                                             iki de manastır düzeni  ortaya çıkar. Bilime katkılarıyla bilinen Fransisken manastırı                                             ve felsefeye katkıları ile  bilinen Dominiken manastırı [2].</p>
<p>Dominiken manastırının  yetiştirdiği en büyük din düşünürü St.Thomas Aquinas’dır                                             (1225-1274). Skolastizm’in  kurucusu olan St.Thomas, ‘bilginin iki kaynağı vardır,                                             biri inanç, diğeri ise doğal  akıl yürütmedir. İnanç bilgisini kutsal kitaptan alır;                                             akıl yürütme ise aklın  süzgecinden geçirilerek düzenlenen ve yorumlanan duyu verilerini                                             kullanır ve bunun en yüce  örnekleri de Eflatun ve Aristoteles’te vardı’ der. Fransisken                                             manastırının yetiştirdiği en  büyük bilim adamı ise Roger Bacon’dur (1214-1294).                                             Bacon El Heysem’den  etkilenerek optik bilimi üzerinde çalışır. Bacon, eğitim ve                                             deneysel bilimde matematiğin  çok önemli olduğunu söyler ve bilimsel çalişmalarda                                             gözlem ve deneyin öneminden  bahseder. Oysa bu dönemde Avrupa’da matematik, müslümanların                                             uğraştığı bir alan olarak  görülür ve uğraşanlara da iyi gözle bakılmazdı.</p>
<p>14. yüzyılda matbaanın icadı  ile 1400-1500 yılları arası Arapça’dan ve Eski Yunanca’dan                                             birçok kitap Latinceye  çevrilir. Aristoteles’in tüm kitapları 1495 yılında basılır.                                             Thales’in Mısır’a, İslam  dünyasının Bizans ve Hindistan’a yaptığı bilimsel amaçlı                                             seyahatlar gibi Avrupa’dan  birçok bilim adamı İslam dünyasına seyahat yaparak bilimsel                                             kitapları toplarlar. Bir  kere daha bilimsel eserler Doğu Uygarlığından Batı Uygarlığına                                             doğru yönelir. Eski  Yunanca’dan Arapça’ya çevrilen bilimsel eserler yeniden Arapça’dan                                             Latinceye çevrilmeye  başlanır.</p>
<p><strong>Rönesans Sonrası Gelişmeler</strong></p>
<p>Kilise ile bilimi  bağdaştırmaya çalışan skolastik düşünürlere rağmen Avrupa Rönesans                                             dönemi ile beraber yavaş  yavaş kilisenin baskısından kurtulmaya başlar. Rönesans                                             döneminde bilim adamından  çok, sanatçı, tarihçi ve politikacı yetişir fakat Heykeltraş,                                             Mimar, Ressam olduğu kadar  da Jeoloji, Astronomi, Anatomi ve Fizyoloji ile ilgili                                             yaptığı çalışmalarıyla  tanınan Leonardo da Vinci (1452-159) Rönesans döneminde yetişen                                             en onemli bilim adamı olarak  da bilinir. Rönesans döneminde zanaatkarların atölyelerinin                                             çok faal olduğu da görülür.<br />
Nicolaus Copernicus’un  (1477-1543), evreni yer merkezli değil de güneş merkezli                                             yaklaşımı sadece modern  bilimin başlangıcı değil insanın evrende yerini saptamasının                                             da başlangıcı sayılır.  Polonya’nın Torun kentinde dünyaya gelen Copernicus çoğu                                             düşüncesini Pythagoras ve  Aristoteles’ten alır. Copernicus düşüncelerini kiliseden                                             çekindiği için söylemez.  Ancak yaşamının son yılında ağır hasta yatağında iken dostu                                             Osiander tarafından ‘Göksel  Kürelerin Dolanımı Üzerine’ adlı yapıtı bastırılır ve                                             başlangıçta çoğu  entellektüel tarafından küçümsenir. Martin Luether, Copernicus’a                                             hitaben ‘Bu budala, tüm  astronomi bilimini ters-yüz etme hevesindedir. Oysa, kutsal                                             kitap bize, Joshua’nın  yerküreyi değil, güneşi durdurduğunu söyler’ der [2,3]. Rönesansın                                             kilisenin hakimiyetini  yıkması ve Copernicus’un yaklaşımı ile aydınlanma çağı ve                                             modern bilimin bugünkü  anlamdaki şekillenme sürecini başlatır. Bu süreci izleyerek,                                             Tycho Brahe (1546-1601),  Johannes Kepler (1571-1630), Galileo Galilei (1564-1642),                                             William Harvey (1528-1626),  Nicolaus Steno (1638-1680) ve Isaac Newton (1642-1727),                                             Leonard Euler ( 1707-1783),  J.L. Lagrange (1736-1813), P.S.Laplace (1749-1827) gibi                                             bilimadamları bugünkü  anlamda modern bilimin temellerini atarlar.</p>
<p><strong>Bilime dayalı Teknolojilerin gelişmesi</strong></p>
<p>Sanayi devrimine kadar  teknoloji, mucitler sayesinde daima bilimden önde gider ve                                             Sanayi Devriminden sonra  bilime dayalı teknolojiler dönemi başlar. Zanaatkar atölyeleri                                             yerlerini, bilim adamının  laboratuvarlarına, Araştırma-geliştirme (Ar-Ge) merkezlerine                                             ve fabrikalara bırakır. Bu  dönemde bilimin itici gücü sadece entellektüel merak                                             değil daha çok sermaye olur.  Bilimsel gücün para demek olduğunu anlayan birçok tüccar,                                             bilim adamları ile yakın  dostluk içerisine girerek onların çalışmalarını finanse                                             eder. Böylece Avrupa, ticari  sömürgeciliğin en iyi aracının bilim ve teknoloji olduğunu                                             anlar ve bilime dayalı  teknoloji çağı başlar.<br />
Bilime dayalı teknolojinin  ilk örneği Thomas Alva Edison’un laboratuvarına, bilimsel                                             gelişmeleri ticari  uygulamalara dönüştürerek gerçekleştirdiği elektrik teknolojisidir                                             (elektrik lambası, güç  santralı 1887). Henri Ford’un 1908 yılında seri olarak otomobil                                             üretmesi ‘kütlesel üretim’  kavramını da ortaya koyar. 1895 yılında Röntgen’in X                                             ışınlarını keşfetmesi ve  arkasından doğal radyoaktivitenin keşfi (1896), Thomson’un                                             elektronu keşfetmesi,  Planck’ın kuantum kavramını ortaya atması ve Einstein’in foton                                             kavramı (1905) ve genel  rölativite teorisini ortaya koyması, daha önce temeli atılan                                             modern bilimin doğuşunu da  simgeler. Bilimin bu doğuşunun temelinde I.ve II. Dünya                                             savaşlarının olması kadar  farklı kültürlerin daha önce Eski Yunan’da, İslam dünyasında                                             ve Endülüs’te biraraya  gelmesi gibi Amerika Birleşik Devletleri’nde de biraraya                                             gelmesi vardır.</p>
<p>Yoğun madde fiziği, malzeme  bilimi ve elektroniğin gelişmesi sonucu bilgisayar ve                                             telekomunikasyon  teknolojileri ortaya çıkar. M.Ö.3500 yılı civarında yazının, M.Ö.                                             170 yılında parşömenin ve  1454′de matbaanın icadı ile gelişen yazılı iletişim, telgraf,                                             sabit görüntülerin  elektrikle iletimi, daktilo, telefon, fonograf, televizyon yayını,                                             teleks, haberleşme uydusu,  transatlantik fiberoptik kablo, telefax ile yazılı metinlerin                                             yanında, ses ve hareketli  görüntüyü de kapsayan telekomünikasyon teknolojilerine                                             dönüşür. Bu sayede bilginin  işlenmesi, iletilmesi, depolanması ve enformatik, yazılım,                                             optoelektronik ve fotonik  gibi yeni bilim alanları ve bunlara dayalı yeni teknolojiler                                             ortaya çıkar [14].  Transistörün geliştirilmesini izleyen yaklaşık elli yıllık bir                                             süre içinde bilime dayalı  “ileri teknolojiler” doğar [15]. Biyoteknoloji, gen mühendisliği                                             ve moleküler biyoloji ile  üretim sistemindeki değişimler yanında ürünlerin boyutlarında                                             da bir minyatürleşme olur ve  gıda üretimi tarlalardan araştırma laboratuvarlarına                                             doğru kaymaya başlar.</p>
<p><strong>Bilgi Toplumuna Geçiş Sürecinin Başlangıcı</strong></p>
<p>Bilim ve teknolojinin bu  serüveni sonucunda, sınırları tanımlanmamış genişlemeye                                             ve aynı zamanda sınırsız  ihtiyaçlar yaratmaya yönelik istikrarsız bir yapı olan                                             ‘bilgi toplumu’ ortaya  çıkar. Sanayı toplumunda olduğu gibi bilgi toplumunda da                                             insan dahil herşey üretim  faktörü açısından ele alınmaktadır. Sanayi toplumunun                                             ihtiyaç duyduğu insan  gücünü, iş ve emek ilişkisinin nasıl olması gerektiğini Taylor                                             tanımlamıştı. Bilgi  toplumunun gerektirdiği işi ve insan gücünü de W.Edwards Deming                                             tanımlamaktadır. Deming’e  göre bilgi toplumunun işçisi sadece söyleneni yapan değil,                                             aktif olarak üretime  katılan, asgari bir fen ve matematik bilgisi olan kişiler olmalıdır                                             [16]. Bilgi toplumunun  ihtiyaç duyduğu işçilerin %50’sinden fazlası da üniversite                                             mezunu olmalıdır [17].  Böylece bilgi toplumunda ayakta kalarak üretim faktörü olma                                             özelliğini sürdürebilecek  modern insanda olması gereken vasıflar uzmanlarca şu şekilde                                             belirleniyor: Teknolojik  gelişmelere ve değişimlere adapte olabilme, kendini yenileyebilme                                             yeteneği, ileri  teknolojilere aşinalık, teknolojinin sosyal boyutunu kavrayabilme,                                             en az bir yabancı dil bilme  ve disiplinler arasında çalışabilme özelliğinin olması.<br />
Bilim ve teknoloji yeni bir  toplum şekillendirdiği gibi yeni bir insan gücünü de                                             tanımlamaktadır. Böylece 20.  yüzyılın siyasi atmosferini dolduran emek &#8211; sermaye                                             ilişkisi, 21. yüzyıla  girilirken yerini yönetim-bilgi-sermaye ilişkisine, emeğin                                             performansı da bilginin  performansına bırakır. Başında, magazin sayfalarında gösterişci                                             kapitalistler kadar,  profesyonel yönetici ve bilim adamlarının da simaları görülmeye                                             başlanır. Serbest piyasa  ekonomisi, banka ağları, bilgi ağları, ulaşım şebekesi,                                             çokuluslu şirketler ve sonuç  olarak küreselleşme kavramı ortaya çıkar. Böylece insanın                                             faaliyetleri ulusal devletin  dışına çıkarak uluslararası mahiyet kazanır. Diğer                                             taraftan ise insan birçok  bilgiye ulaşırken insana ait birçok özel bilgiye de kredi                                             kartı, personel bilgi formu  vs. gibi formlar sayesinde erişilebilmektedir. Yine                                             şu anda dünyanın birçok  yerinde yürütülen ‘Genom’ projesinin sonuçlanması ile insan                                             bir de ‘gen kimlik kartı’na  sahip olacak. İnsanın gen haritasını tanımlayan bu kimlik,                                             sosyal statüdeki konumu da  belirleyebilecek. Örneğin DNA içerisindeki şifrelere                                             göre anlamlandırılan kodlar  sayesinde insanın neye meyilli olduğu tesbit edilecek                                             ve iş bulmada, evlenmede ve  herhangi bir yere üyelikte bu kodların çözümüne bakılacaktır.                                             Kodlarından şizofreniye  meyilli veya başka bir hastaliğa eğimli gibi anlam çıkartılan                                             insanın yaşamı daha  başlamada altüst olabilecek ve daima kontrol altında tutulacaktır.</p>
<p>Bu gelişmeler, insanı belli  merkezlerden yönlendirebilme yeteneğini de beraberinde                                             getirerek, birçok gayrimeşru  iktidarın meşrulaştırılması rolunü de üstlenir. Bilim,                                             siyasi iktidarların teorik  düşünce boyutundaki haklılığını doğrulamanın peşinde                                             koşturulurken, teknoloji de  toplumun kontrol altına alınması yönünde geliştirilmektedir.                                             Gelişmiş ülkelerin  harcamalarına bir gözatıldığında, yatırımların çoğunun insanı                                             hedef alan savaş  teknolojisine veya insanın eylemlerini denetlemeye dayanan kontrol                                             mekanizmalarının  geliştirilmesine yönelik olduğu görülür. Modern insan, sanki hemcinsini                                             mahkum etmeye veya yoketmeye  yönelik programlanmış gibi üretmektedir.</p>
<p>Bilim ve teknoloji,  şekillendirdiği yükseköğretim kurumlarında üretilen modern köleleri                                             eliyle bir taraftan kendine  endeksli toplumu ortaya çıkartırken diğer taraftan da                                             ürünleri ile doğayı nükleer  çöplük haline getirmekte ve kozmosu kaosa doğru sürüklemektedir.                                             Bu nedenle gözükapalı  kölelerini ürettiği oran da gözükapalı karşıtlarını da üretmeye                                             başlamıştır. Özellikle  1960′lı yıllardan itibaren alevlenen çevrecilik hareketleri                                             sonucunda, teknolojinin  hoyrat ve sınırsız gelişimine müdahale etme düşüncesi ile                                             ‘yumuşak teknoloji’ kavramı  gündeme gelir.</p>
<div id="TeknolojininYararlari">
<h1>TEKNOLOJİNİN YARARLARI</h1>
</div>
<p><span style="color: #000000; font-size: x-small;"><strong>TEKNOLOJİNİN İNSAN YAŞAMINA OLUMLU ETKİLERİ</strong></span> <span style="font-size: x-small;"><strong>Teknolojinin</strong> geçmişten günümüze kadar insan yaşamına                                             birçok olumlu etkisi olmuştur<a href="http://www.teknolojide.com/">.</a> İnsanlar bilimsel araştırmaları insanların doğası gereği merak edip sorgulamaları                                             sonucu yaptıkları çalışmalarla meydana getirirler<a href="http://www.teknolojide.com/">.</a> ’<strong>technoslogos</strong>’ teknolojinin                                             Latince karşılığıdır<a href="http://www.teknolojide.com/">.</a> ’<strong>techne</strong>’ yapmak, ‘<strong>logos</strong>’                                             bilmek anlamına gelmektedir. Alet ve edevatın yapılması için gerekli olan bilgi                                             ve yetenektir<a href="http://www.teknolojide.com/">.</a></span></p>
<p><span style="font-size: x-small;">Sanayinin en belirgin ögesi teknoloji üretebilmektir. Uluslar <strong> teknoloji</strong> üretip, bilgiyi ürün tasarlamada kullanabildiği ölçüde ticarette                                             rekabet üstünlüğünü, savunmada da caydırıcılığı sağlayabilir<a href="http://www.teknolojide.com/">.</a> Bu yüzden ülkelerin <strong>teknoloji</strong> üretmesi gelişmişlikleriyle doğrudan ilgilidir.</span></p>
<div id="ans4">
<p><span style="font-size: x-small;">Günümüz dünyasında bir ülkenin diğer ülkeler üzerindeki saygınlığı ve                                                 dünya ülkeleri arasındaki konumu teknolojisinin gelişimiyle yakından ilgilidir<a href="http://www.teknolojide.com/">.</a><strong>Teknolojik gelişmelerin </strong>sağlığa ,eğitime, haberleşmeye ve her alana olumlu katkısı mutlaka                                                 ama mutlaka vardır.</span></p>
<p><span style="font-size: x-small;"><strong>Teknolojik gelişmelerin</strong> eğitim üzerine etkisinin 19<a href="http://www.teknolojide.com/">.</a>yy’a kadar                                                 pek fazla değiştiği söylenemez.19.yy’a kadar eğitimde hep klasik uygulamalar                                                 kullanılmıştır<a href="http://www.teknolojide.com/">.</a> Tahta, sıra, tebeşir vb gibi… uygulamalar varken 19.yüzyılda bu durum değişime                                                 uğramıştır<a href="http://www.teknolojide.com/">.</a> Günümüzde                                                 bir kütüphane dolusu  kitabın içinde bulunan bilgi bir diskin içine sığabilmektedir.                                                 Uydu ve <strong>internet teknolojisi </strong>sayesinde dünyanın bir ucundaki kütüphanede                                                 bulunan bilgilere ulaşabilmekteyiz<a href="http://www.teknolojide.com/">.</a></span></p>
<p><span style="font-size: x-small;"><strong><span style="color: #ff0000;">1-)</span></strong> İnternet ağı sayesinde                                                 Dünya’nın bir ucundaki bilgiye ulaşıyoruz.<br />
<strong>Teknolojinin gelişimi</strong> yaşam standartlarını artırmakta ve insana                                                 daha rahat bir yaşam sunmaktadır<a href="http://www.teknolojide.com/">.</a> Milattan öce 5000  yılında saatte 2-= ST1 /&gt;3 km hız yapabilen kızaklarla taşımacılık                                                 yapılırken 20.yy’da jet  motorlarının yapılmasıyla saatte 1000 km’lik                                                 hızın üzerine  çıkılmıştır. </span></p>
<p><span style="font-size: x-small;"><strong><span style="color: #ff9900;"><span style="color: #ff0000;">2-)</span> </span> Teknoloji</strong> sayesinde insanlar daha rahat yaşam koşullarına sahip olurlar                                                 ve işlerini daha çabuk ve daha rahat yaparlar böylece ömürleri uzar<a href="http://www.teknolojide.com/">.</a> Evlerimizde kullandığımız çamaşır bulaşık makinelerinden                                                 tüm <strong>teknolojik</strong> aletler işlerimizi daha rahat yapmamıza olanak sağlar.</span></p>
<p><span style="font-size: x-small;">Evlerimizde kullandığımız <strong>teknoloji</strong> ürünü araçlar sayesinde                                                 işlerimizi daha kısa  sürede, daha rahat ve daha az enerji harcayarak yapabilmekteyiz.</span></p>
<p><span style="font-size: x-small;"><strong><span style="color: #ff9900;"><span style="color: #ff0000;">3-)</span> </span> Teknoloji</strong> tıp alanında da çığır açan ürünlerle insanların hayatına olumlu                                                 etki etmektedir<a href="http://www.teknolojide.com/">.</a><br />
Sinirbilim alanında  kullanılan son teknolojiler (fonksiyonel beyin görüntülemesi,                                                 ruhsal durum ve beyin  fonksiyonları üzerinde etkili ilaçlar, beyin yapısı, fonksiyonu                                                 ve düzeni ile ilgili  araçlar) bir çok etik sorunun tartısılmasına neden olmaktadır<a href="http://www.teknolojide.com/">.</a> Bu sorunlardan                                                 en önemlisi; bu  teknolojilerin herhangi bir tıbbi endikasyon olmadan, bireylerin                                                 zihinsel ve beyinsel  yetenek ve kapasitelerinin gelistirilmesi veya güçlendirilmesi                                                 amacıyla  kullanılmasıdır.</span></p>
<p><span style="font-size: x-small;">Vücut  üzerinde standard noktalara yerleştirilmiş elektrodlar arasındaki                                                 kalbe ait voltaj-zaman  fonksiyonunu kaydeden elektronik cihazlara elektrokardiograf                                                 denir<a href="http://www.teknolojide.com/">.</a> Bu cihazlar                                                 kayıt yapılacak elektrod  çiftlerinin seçildiği bir devre, kalbe ait olmayan elektriksel                                                 potansiyel  değişikliklerinin süzüldüğü bir filtre devresi, amplifikatör  (yükseltici)                                                 ve kayıt ünitelerinden  oluşur. Voltaj-zaman fonksiyonu kağıt üzerine yazdırılabildiği                                                 gibi, bir monitörden de  izlenmesi mümkündür.</span></p>
<p><span style="font-size: x-small;"><strong>Ekg ve Defibrilatör</strong><br />
Mamografi ; yoğunlukları  ve atom numaraları birbirine yakın olan kas , yağ ve memenin                                                 glandüler yapılarını  incelemek amacıyla kullanılan bir yumuşak doku radyografisi                                                 yöntemidir.<br />
İlk olarak Albert Solomon 1913’te mastektomi spesimenlerinde tümörün aksiller                                                 lenf nodlarına yayılımının gösterilmesinde radyografilerin yararlı olabileceğini                                                 bildirmiştir<a href="http://www.teknolojide.com/">.</a> Daha                                                 sonraki dönemde, 1930 yılında L. Warren Stanford in vivo mamografi uygulamasını                                                 gerçekleştirmiştir.</span></p>
<p><span style="font-size: x-small;">Voltametri,  bir indikatör veya çalışma elektrodunun polarize olduğu şartlarda                                                 uygulanan potansiyelin  fonksiyonu olarak akımın ölçümüne dayanır. Voltametride kullanılan                                                 mikroelektrot iç çapı  0,03 – 0,05 mm olan cam bir kapiler borudan akarak büyüyen                                                 ve belli bir büyüklüğe  geldiği zaman koparak düşen bir civa damlasıysa, yöntemin                                                 adı Polarografi ve elde  edilen akım-gerilim eğrisinin adı ise polarogram olur<a href="http://www.teknolojide.com/">.</a> Civa damlaları kapiler borudan sabit bir hızla                                                 ve dakikada 10-60 kez  olmak üzere düşer. Civanın damlama hızı kapiler borunun bağlı                                                 olduğu civa haznesinin  yüksekliği ile ayarlanır. Görüldüğü gibi teknolojinin gelişiminin                                                 tıbba yararı büyüktür<a href="http://www.teknolojide.com/">.</a></span></p>
<p><span style="font-size: x-small;"><strong><span style="color: #ff0000;">4-) </span></strong>Eğitimde  de teknolojinin                                                 yararı vardır. Episkop,  projeksiyon makinesi, televizyon, dvd-vcd, video oynatıcı                                                 gibi cihazlar okullarda  kolaylık sağlamaktadır.</span></p>
<p><span style="font-size: x-small;"><strong><span style="color: #ff0000;">5-) </span>Günümüzde teknolojinin</strong> olumlu bir sonucu da  bilgilerin, düşüncelerin, duyguların geniş insan kitlelerine                                                 daha kolay  aktarılabilmesidir. Matbaayla birlikte Avrupada birçok kitab basılmış                                                 ve aydınlanma çağı  başlamıştır<a href="http://www.teknolojide.com/">.</a> Günümüzde internet,  gazete, televizyon, radyo ve çeşitli iletişim araçları sayesinde                                                 daha çok insana  duygularımızı, düşüncelerimizi, yapmak istediklerimizi aktarabilmekte                                                 dünyadaki insanların  fikirlerinden de haberdar olmaktayız. Ayrıca <strong>teknoloji</strong> ulaşımda da çok işimize  yaramaktadır. Uzun yollara kısa sürelerde gidebilmekteyiz.<br />
Matbaa makinesi  kitapların,gazetelerin,dergilerin vb… hızlı basılmasını sağlayarak                                                 toplumu aydınlatmakta  yardımcı olmaktadır.</span></p>
<p><span style="font-size: x-small;">Teknolojinin ürünü olan ulaşım araçları sayesinde uzun mesafelere kısa                                                 zamanda ulaşabiliyoruz.</span></p>
<div id="TeknolojininZararlari">
<h1>TEKNOLOJİNİN ZARARLARI</h1>
</div>
<div><span style="color: #000000;"><strong>TEKNOLOJİNİN İNSAN YAŞAMI ÜZERİNE OLUMSUZ ETKİLERİ</strong></span></div>
<div><strong><span style="color: #ff9900;"><span style="color: #ff0000;">1-)</span> </span>Teknolojinin</strong> insan yaşamı üzerine olumlu  birçok etkisi olduğu gibi olumsuz birçok etkisi de vardır.                                             <strong>Teknolojik gelişmeler</strong> ülkeler arası rekabeti meydana getirir. çünkü;                                             <strong>teknoloji </strong>üreten ülkeler diğer ülkeler karşısında özellikle ekonomik                                             ve askeri yönden üstünlük sağlar bu da büyük bir rekabete yol açar. <strong>Teknolojik                                                 gelişmelerle</strong> birlikte teknolojik gelişmeyi gerçekleştiren ülkeler diğer                                             ülkelere bir hakimiyet sağlamış olurlar. Bu durum da hep daha fazlasını daha iyisini                                             istemeye neden olur. Bunun sonucunda teknolojisi üstün olan ülkeler diğer ülkelere                                             baskı uygular ve o ülkeleri kendi himayeleri altına almak isterler. çünkü <strong>teknolojisi</strong> üstün olan ülkelerin ekonomik durumları, askeri durumları, eğitim durumları, sağlık                                             durumları ve hemen hemen her alandaki durumları diğerlerine göre daha iyidir.</div>
</div>
<div></div>
<div>Dünyanın varolduğu her dönemde insanlar arasında ve topluluklar  arasında mutlaka                                             ama mutlaka rekabet  yaşanmıştır. Ancak teknolojinin hızla gelişmesiyle ve özellikle                                             sanayi devriminden bu yana  dünyada sömürgecilik sistemi gittikçe artmıştır ve günümüzde                                             de devam etmektedir. <strong>Teknoloji</strong> dünyada küreselleşmeye ve sömürgeleşme                                             hareketlerine yol açtığı gibi sömürgecilik bir yönüyle sermaye ihracı demektir.                                             Bu nedenle sömürgeciliğin yayılmasıyla birlikte dünyanın her yerinde kapitalizm                                             hızla yayılmaktadır. Tüm bunlar da dünyada açlık,gelir dağılımında adaletsizlik                                             ve savaşlara en kötüsü nükleer savaşlara neden olmuştur. (Atom bombasının patlaması)</p>
<div><strong><span style="color: #ff0000;">2-) </span>Teknolojik gelişmelerin</strong> neden                                             olduğu birçok hastalık  vardır özellikle son 30 yıldan bu yana bu konuda birçok araştırma                                             yapılmaktadır. örneğin  1994’te Abd’de ve Finlandiyada yapılan araştırmalar                                             elektromanyetik alanların  çok sık etkisinde kalan işçilerde Alzheimer hastalığının                                             normal insanlara göre daha  çok görüldüğünü ortaya koydu. 1998’te gerçekleştirilen                                             bir başka araştırmada radyo  operatörleri, endüstriyel donanım işçileri, veri işleme                                             aygıtı tamircileri, telefon  hattı işçileri, elektrik santralleri ve trafo merkezlerinde                                             çalışan işçilerde film  makinistlerinde Alzheimer Parkinson gibi hastalıklarla birlikte                                             başka birtakım nörolojik  bozuklukların daha çok ortaya çıktığı anlaşıldı.</div>
<div>
1979’da Abd’de yapılan bir  araştırmada enerji iletim hatlarına 40 m’den                                             fazla yaklaşan çocukların  normal çocuklara göre 2-3 kat daha fazla kansere yakalandığı                                             ortaya çıktı<a href="http://www.teknolojide.com/">.</a></div>
<div>Haziran 1998’de Almanyada yapılan bir araştırmada cep telefonlarının yüksek                                             tansiyonla ilişkisi ortaya kondu<a href="http://www.teknolojide.com/">.</a> İngilterede yapılan bir  başka araştırmada cep telefonu kullanıcılarının baş ağrıları,                                             baş dönmesi ve dikkat  dağınıklıkları gözlendi. Dünyada 200 milyon cep telefonu kullanıcısı                                             var ve cep telefonlarının  kanserle ilişkisi merakla araştırılıyor. Beyinlerinde                                             tümör oluşmuş onlarca kişi  iletişim şirketlerine dava açmış durumda<a href="http://www.teknolojide.com/">.</a></p>
</div>
<div><span style="color: #ff0000;"><strong>3-)</strong> </span>Cep telefonlarının insan sağlığını                                             olumsuz etkilediği ortaya konuldu<a href="http://www.teknolojide.com/">.</a></p>
</div>
<div><span style="color: #ff0000;"><strong>4-)</strong> </span>Son yıllarda teknoloji ve sanayinin                                             hızla gelişmesi, çevre sorunlarının da artmasına sebep olmuştur<a href="http://www.teknolojide.com/">.</a> Artan nüfusla birlikte devreye giren altyapılar,                                             faaliyete geçtikleri günde  bile yetersiz kalmaktadır. Bu plansız endüstrileşme ve                                             sağlıksız kentleşme, nükleer  denemeler, bölgesel savaşlar, verimi artırmak amacıyla                                             tarımda kimyasal maddelerin  bilinçsizce kullanılmasıyla birlikte, gerekli çevresel                                             önlemler alınmadan ve arıtma  tesisleri kurulmadan yoğun üretime geçen sanayi tesisleri,                                             çevre kirliliğini tehlikeli  boyutlara çıkarmıştır. Yapılan araştırmalar Dünyadaki                                             mevcut çevre kirliliğinin%  50’sinin, son 35 yılda meydana geldiğini ortaya                                             koymaktadır.</div>
<div>
Hızlı nüfus artışı, çevre  sorunlarına önemli bir kaynak teşkil etmektedir. Türkiye,                                             OECD ülkeleri arasında en  yüksek nüfus artış oranına sahiptir. Birleşmiş milletlerin                                             yaptığı nüfus tahminlerine  göre, Türkiye nüfusunun 2025 yılında 92 milyona yükselmesi                                             beklenmektedir. Bu durum  ülkemizin bugün olduğu kadar, gelecekte de çevre sorunları                                             ile karşılaşacağının bir  göstergesidir.</div>
<div>
Bilgi çağının gelişmiş  ülkeleri 21. yüzyıla teknolojinin doruğuna ulaşmış olarak                                             girme çabaları içindeyken,  teknolojinin insanlığa sağladığı yararlar yanında, canlılar                                             ve çevre üzerindeki olumsuz  etkileri her geçen gün artmaktadır.</div>
<div>20<a href="http://www.teknolojide.com/">.</a> yüzyıl başlarında                                             tüm dünyada hızlı  kentleşmenin, artan nüfusun ve hızla gelişen teknolojinin yarattığı                                             önemli bir çevre sorunu  haline gelen gürültü kirliliği üzerinde durulması gereken                                             önemli bir konu haline  gelmiştir. Kısaca teknolojik gelişmenin doğal sonucu olarak                                             gürültüye maruz kalan insan  sayısı da hızla artmıştır. ülkemizde son yıllarda gürültünün                                             insan sağlığı ve çevresi  üzerindeki olumsuz etkileri arttıkça bu konuda yapılan                                             araştırmaların sayısında  önemli bir artış görülmüştür.</div>
<div>Gürültü; insanların işitme  sağlığını ve algılamasını olumsuz etkileyen, fizyolojik,                                             psikolojik dengelerini  bozabilen, iş performansını azaltan önemli bir çevre kirliliği                                             türüdür.Akustik kirlilik ya  da gürültü; gelişmiş ülkelerde diğer kirlilik türlerine                                             göre daha yaygın bir tür  olarak; kişisel ve toplumsal yaşam kalitesinde düşüşe neden                                             olmaktadır. Fabrikalar çevre  kirliliğine neden olur.</p>
</div>
<div><strong><span style="color: #ff0000;">5-) </span></strong>Televizyon ve internet aile içi                                             iletişimi koparmaktadır. Aile içi iletişimin kopması çocukları da aileden koparıp                                             yalnızlığa itmektedir.</p>
</div>
<div><strong><span style="color: #ff9900;"><span style="color: #ff0000;">6-)</span> </span></strong>Uygulanmakta                                             olan mevcut biyoteknolojik yöntemlerle bitkisel ürünlere aktarılan genler bitki,                                             bakteri ve virüs kaynaklıdır<a href="http://www.teknolojide.com/">.</a> Gen aktarımı veya  değişikliğe uğratılması sırasında antibiyotik dayanıklılık genleri                                             kullanılmaktadır. Gen  aktarımı ile birlikte diğer organizmalardan hastalık ve alerji                                             yapacak özelliklerin taşınma  olasılığı transgenik ürünlerin birincil ve ikincil                                             metabolik ürünleri içinde  beklenmeyen biyokimyasal ürünlerin bulunması riskini ortaya                                             çıkarmaktadır. Ayrıca,  antibiyotik dayanıklılık genlerinin insan ya da hayvan bünyesine                                             geçmesi nedeniyle  dayanıklılık oluşması, transfer edilen genlerinin insan ya da                                             hayvan bünyesine geçmesi  nedeniyle dayanıklılık oluşması, transfer edilen genlerin                                             insan bünyesindeki  bakterilerle birleşme olasılığı, virüs kaynaklı genlerin dayanıklılık                                             genini diğer virüslere  transfer etme olasılığı da insan ve hayvan sağlığı için oluşabilecek                                             risklerle ilgili diğer  kaynaklardır.</p>
</div>
<div><strong><span style="color: #ff0000;">7-) </span></strong>Küresel ısınma kuşkusuz günümüzün                                             en büyük sorunlarından biridir. Ve az çok <strong>teknolojik</strong> gelişmelerle                                             ilgisi vardır. Küresel  ısınma doğaya salınan aşırı karbon salımından kaynaklanmaktadır.                                             Karbon salımı da fosil  kaynaklı yakıt kullanımından kaynaklanmaktadır<a href="http://www.teknolojide.com/">.</a> Sanayi devriminden sonra makineleşmeyle birlikte                                             fabrikaların bacalarının doğaya saldığı karbon salımı bunun en belirgin delilidir.</p>
</div>
<div><strong><span style="color: #ff9900;"><span style="color: #ff0000;"> <img src='http://www.beyazforum.org/wp-includes/images/smilies/icon_cool.gif' alt='8-)' class='wp-smiley' /> </span> </span></strong>Uzay                                              yarışı Abd ve Sscb arasında  1957’den 1975’e kadar süren resmi olmayan                                             rekabettir. Uzaya uydu ve  sonda yollayarak keşfetmek, insan göndermek, ay’a                                             insan indirmek gibi çabalar  içerir. Uzay savaşı soğuk savaşın bir parçasıdır. Yarışın                                             başlangıcı, 2.Dünya  savaşı’ndan kalma roket teknolojisine, savaştan sonra                                             ortaya çıkan uluslararası  gerginliğe ve Sovyetlerin 4 ekim 1957′de Sputnik                                             1 adlı ilk yapay uyduyu  fırlatmasına dayanır. Uzay Yarışı, soğuk savaş döneminde                                             SSCB ve ABD arasındaki  kültürel ve teknolojik rekabetin önemli bir parçası haline                                             geldi. İki ülkenin birbirini  olası bir sıcak savaştan önce moral olarak çökertme                                             çabalarında, uzay  teknolojisi araç olarak kullanıldı.</div>
<div>Uzayın olanaklarından yararlanmak için yapılan çalışmalar soğuk savaşın bir parçası                                             haline gelmiştir.</p>
</div>
<div><strong><span style="color: #ff0000;">9-) </span></strong>Teknolojinin  olumsuz sonuçlarından                                             bir tanesi de halktaki  tüketim kültürünü yükseltmesidir. Günümüzde oldukça yaygın                                             olan ve gittikçe ivmesini  arttıran tüketim kültürü halkın sosyokültürel yapısına                                             zarar vermektedir. ’Komşum  da var ben de neden olmasın?’ sorusunu soran                                             insanlar gittikçe  doyumsuzlaşmakta ve anlamsız bir tüketim bilinci içerisine girmektedir.                                             Teknolojinin bu sorunla  yakından ilgisi vardır. özellikle sanayi devriminden sonra                                             makineleşmeyle birlikte bir  ürünü çıkaran sermaye az geçmeden başka bir ürünü piyasaya                                             sürmekte ve can alıcı  reklamlarla kamuoyunu cezbetmektedir.</div>
<div><strong><span style="color: #ff9900;"><span style="color: #ff0000;">10-)</span> </span></strong> İnternet insanların işlerini hızlı ve kolay bir şekilde yapan, günümüzde insanlığın                                             vazgeçilmez bir unsurudur<a href="http://www.teknolojide.com/">.</a> Ancak bununla birlikte  işlerini bir tıkla yapan insanlar günlük hayatta uzun uğraşlarla                                             başarılabilen işler için  yaptıkları çalışmalar da zorlanmaktadırlar. Bir tıkla birçok                                             işini sanal ortamda halleden  insanoğlu günlük hayatta kitap okumak, ders çalışmak,                                             bir yarışma için proje  hazırlamak… gibi konular için çalışırken zorlanmaktadır.Uzun                                             uğraşlar sonunda  çalışmasının meyvesini toplamaya değil, bir tıkla işlerini yoluna                                             koymaya alışmış olan biz  insanlar günlük hayattaki işlerimizde ister istemez zorlanmaktayız.</p>
</div>
<div><strong><span style="color: #ff0000;">11-) </span></strong>Günümüzde  bilgisayara bağımlı                                             hale gelen insanların sayısı  yadsınamayacak kadar çoktur. Bilgisayar bağımlısı insanlar                                             günlerinin büyük bir kısmını  bilgisayar ekranının başında geçirmektedir. Bilgisayara                                             uzun süre gözlerini  dinlendirmeden bakan insanlarda göz bozuklukları, kurallara                                             uygun olarak oturmayan  insanlarda bel, boyun rahatsızlıkları diğerlerine göre daha                                             sık görülmektedir. Ayrıca  zamanlarının büyük kısmını bilgisayar başında geçiren                                             insanlarda sürekli  hareketsiz kalmaları nedeniyle şişmanlık diğer insanlara göre,daha                                             fazla görülmektedir. Yine  zamanlarının büyük bir kısmını bilgisayar başında geçiren                                             insanların büyük bir  kısmının sörf yaparak zaman öldürdüğü bilinen bir gerçektir.</div>
</div>
<img src="http://www.beyazforum.org/?ak_action=api_record_view&id=489&type=feed" alt="" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.beyazforum.org/teknoloji-nedir.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

