SEDAT AÇIKBAŞ
Türkiye’de 12 Haziran’da bir genel seçim daha yapılacak.. Hiçbir maç oynanmadan kazanılmaz ama bu maçın galibi baştan belli. AK Parti üçüncü kez ‘tek başına’ iktidar olur, CHP yüzde 25’lerde sürünür, MHP baraj sorunu yaşar ve diğerleri de barajı aşamaz diye düşünüyorum.. Üçüncü AK Parti iktidar dönemi, aynı zamanda Başbakan olarak sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın son dönemi olacak.
Bu dönem sonrası sayın Erdoğan’ı Türkiye’nin Başbakanı veya Cumhurbaşkanı olarak değil, ‘Başkanı’ olarak göreceğimizi tahmin ediyorum. Gelecek seçimler öncesi (2014-15) başkanlık sistemi halk oylamasına sunulur ve şimdiki sistemde son ‘kriz’ yaşanır.. Bir tarafta Ak Parti, diğer tarafta ‘statükocular’..
2005 yılında bir yazımda belirtmiştim; “Türkiye’de 2015’lerde ‘Başkanlık’ sistemine geçilebilir..” diye. Tabi bu benimkisi bir tahmin. Gerçekleşmeyebilir de. Konu referanduma sunulduğunda da, oylar yüzde 60 civarında başkanlık sistemi lehine çıkar. Türk parasından sıfırların atılacağını da daha önceden tahmin etmiştim. Tek farkla; paradan üç sıfır atılacağını tahmin ederken, altı tane sıfır atıldı. Başkanlık sistemi de, paradan sıfırların atılması da ilk kez rahmetli Turgut Özal tarafından dile getirilmişti..
Başkanlık sistemine geçildiğinde ‘kirli siyaset’ son bulmaz ama en azından akraba kayırmak, devletin kurumlarını hortumlamak, bakanlık / milletvekilliği mevkii ve konumunu istismar etmek azalır; zamanla ortadan kalkar. Başkanlık sisteminde, ipler tek kişinin elindedir ama denetimi de daha sıkıdır. Başkanlık seçimleri her dört veya beş yılda bir tekrarlanır; başkanlar da iki dönemden fazla seçilemez. Bakanlar parlamento dışından atanır. Başkan, Dışişleri Bakanı ve Maliye Bakanı’nın dışındaki bakanları genellikle kimse tanımaz.
Başkanlık sistemi güçlü devletler için bir fırsattır. Güçlü devletlerin çoğu demokrasiyle yönetiliyor ve bundan vaz geçmeleri düşünülemez. Demokrasiyle yönetilmeyen ama başkanlık sistemi (çakma başkanlık) ile yönetilen Kuzey Kore, Çin, Rusya gibi ülkelerde bu sistem ‘diktatörlük’ halini alır.. Hatta Çin ve K. Kore’de sadece gösterilen adaylar seçilebilir; sistemin reddettiği kişiler aday bile olamazlar. Bunların arasında Rusya biraz daha demokrasiye yakındır. Zamanla ‘ortalama’ demokrasiyle yönetileceğini tahmin ediyorum.
12 Haziran seçimlerine dönecek olursak; “Erken kalkan yol alır” anlamına da gelebilecek “Atı alan Üsküdar’ı geçti” sözünü AK Parti için kullanabiliriz. Adamlar çalıştı, çalışıyor. Milletin teveccühünü kazandılar. Başbakan Erdoğan tüm dünyada tanınan, İslam aleminde sevilen, sayılan; kendisini ülkesine adayan bir lider. Çok iyi bir çalışma ekibi var ve her türlü krizi yönetmesini biliyorlar. Bence Cumhuriyet tarihi boyunca Türkiye’yi yöneten en iyi ekip, Türkiye’yi son dokuz yıldır yöneten ekiptir. Karşı takıma baktığımızda; başkanlığını bir kaset skandalına borçlu, hiçbir vizyonu olmayan, torununu yasalardaki boşluktan yararlanarak sigorta ettiren, siyasi rakiplerine ve başörtülü Türk kadınlarına hakaret eden, birçok lakapla anılan bir politikacı. Sayın Kılıçdaroğlu da CHP’deki düşüşü önleyecek kapasitede değil. Belki MHP’den ümidini kesenler seçimlerde CHP’ye oy vererek yüzde 30’u bulabilirler.
MHP hakkında hiçbirşey demiyorum.. Sadece şunu söyleyeceğim: Bu partimiz, son zamanlarda sırf Başbakan Erdoğan’a muhalefet olsun diye kendi öz politikasına aykırı hareket etmeye başlamış ve CHP’nin dümen suyuna girmiştir. Sayın Devlet Bahçeli, maalesef partisinin bu durumuna çözüm bulamamıştır. Kaset olaylarının da aday adayları listelerinin açıklanmasından sonraya rastlaması da oldukça anlamlıdır. Büyük Birlik Partisi, Saadet Partisi, Halkın Sesi Partisi, BDP, HEPAR gibi diğer partilerin barajı aşma ihtimali görünmüyor. BDP’nin birçok bağımsız adayı meclise girebilir.
Popularity: 1% [?]