Posts tagged Enerji
Dr. Kubilay İle Diyet
0Öğün atlamayın, programlı form tutun.
Şişmanlamak için artık çok neden var. Ama sağlıklı kilo vermenin ve kiloyu korumanın da bir çok yolu bulunuyor. Önemli olan, sağlığı koruyan yemek perogramlarına sonuna kadar bağlı kalmak.

Dr. Gürkan Kubilay, öğün atlamanın kilo verme konusunda sanılanın aksine, yarar yerine, büyük zarar verdiğini belirtiyor.
Hareketsiz yaşam, sağlıksız beslenme, stres, ulaşım ve iletişim olanaklarının fazlalığı sayesinde birçok işi az enerji sarfederek yapabilme ve büyük şehirlerde yürüyüş ya da spor alanlarının gittikçe azalması…
Anlayacağınız, şişmanlamak için o kadar çok neden var ki! Bu konuda çok bilinçli olunması gerektiğini artık hemen hemen herkes biliyor. Çünkü dünyada bir obezite salgını var ve kilolu insanların sayısı gün geçtikçe artıyor. Sadece kepek ekmek yiyerek, çaya ya da kahveye şeker atmayarak veya yağlı yiyeceklerden uzak durarak zayıflanamayacağı apaçık ortada… Bu nedenle bilinçli olunmalı, en önemlisi uygun bir diyet programı belirlenmeli ve mutlaka spor yapılmalı…
Spor demişken, akla ağırlıkların altında ezilmek ya da deli gibi koşmak gelmesin. Çünkü İç Hastalıkları Uzmanı Dr.Gürkan Kubilay, ileride de yapabilecek miktarda ya da tempoda sporun kişiye fayda sağlayacağını belirtiyor ve şöyle devam ediyor: “insanlar boş bir dönemleri olduğunda, zayıflamak için deli gibi spor yaparlar. Ama şu çok önemlidir. Daha sonra yapamayacağı düzeyde sporu asla yapmayın. Çünkü vücut sizden, başladığınız bir şeyin devamını istiyor. Yani sizin ortalama haftanın dört günü 40’ar dakika boş vaktiniz varsa, o sürede spor yapın. Yoksa gaza gelerek, bir aylığına ya da iki aylığına deli gibi tenis oynamanız, yüzmeniz veya bisiklete binmeniz, metabolizmayı o kadar yüksek seviyeye çeker ki, bir süre sonra size “lütfen hep devam et” der. Ama siz daha sonraki dönemde devam edemediğiniz için sorunlar ortaya çıkar. Dolayısıyla, spordaki en önemli kural; hayatınız boyunca yapabileceğiniz ortalama bir düzende spor yapmanızdır. Kendi kapasitenizin çok üstünde yaptığınız spor, daha sonra zarar verir. Bırakılacak spor, yapılmayacak spordur. Dünya Sağlık Örgütünün son çalışmaları şunu gösteriyor: Günde 12 dakikalık ve haftada 84 dakikalık bir yürüyüş bile metabolizmaya destek sağlıyor.”
ZAYIFLAMA SEKTÖRÜNÜN ETKİSİ!
İnsanların şişmanlamalarının temel nedeninin tahmin edildiği gibi çok yemek ya da öğün atlamak olmadığını belirten Dr.Gürkan Kubilay, asıl nedenin zayıflama sektörü olduğunu söylüyor. Çünkü insanlar zayıflama sektörünün sunduğu şeylerin yanlış yada doğru olduğuna karar verme gücüne sahip değil. Televizyonda zayıflama ürünleriyle ilgili tanıtımlarda; “… ay…. ürünü kullanırsanız… kilo zayıflarsınız” veya “sizi tok tutar ve bundan sonra hayatta kilo almazsınız” şeklinde sözlerin sarfedildiğini belirten Dr. Gürkan Kubilay, bunların boş vaatler olduğunu ve yapılması gerekenin doğru insanlardan doğru mesajları almak olduğunu ifade ediyor. Doğru kişilerden yardım almanın rahatsızlıkları gidermek konusunda ilk kural olduğuna vurgu yapan Dr. Kubilay, ikinci kuralın ise yiyeceklerin başkalarıyla paylaşılması olduğunu söylüyor. Çünkü bu şekilde yiyeceğiniz yemek miktarı azalıyor ve buda kilonuzun kontrolünü kolaylaştırıyor. Rahatsızlıkları gidermedeki son kural da inanç… Başarılmayacak hiçbir iş yoktur!
Kilo ile ağırlığın ayrı şeyler olduğunu ve bunların çoğu kez birbirlerine karıştırıldığını ifade eden Dr.GürkanKubilay, vücutta ki yağ oranının bu noktada belirleyici olduğunu vurguluyor. Yani bir insanı başkasının gözünde şişman gösteren şey vücudundaki yağ miktarıdır. Dr. Kubilay, kas oranı ile kemik ağırlığı fazla, boyu da uzun olan bir insana, kilosu 100 civarında bile olsa, şişman denilemeyeceğini belirtiyor. Dünyada çok sık kullanılan beş çeşit diyetin varlığına işaret eden Dr. Kubilay, bunları şu şekilde sıralıyor:
“İlki, az yağlı yemek… Yani yağı azaltan diyetler… Bu diyetlerde, kullanılan yağın miktarı azaltılıyor, ikincisi, karbonhidratları azaltan diyetlerdir. Bunlarda pastalar, börekler, pilavlar ve makarnalar gibi yiyecekler azaltılır. Üçüncüsü, glisemik indeks ile ilgili olan diyettir. Sizin her yediğiniz yemek öncelikle vücuttaki kan şekerini yükseltiyor. Bazı yiyecekler yenildikten sonra kan şekerini daha yavaş yükseltiyorlar. Bu iyi bir şey… Çünkü kan şekeriniz ne kadar yavaş yükselirse, o kadar yavaş acıkırsınız. Dördüncü diyet çeşidi, eksiltme diyetidir. Bu çok kullanılan bir diyettir. Her yiyecek belli miktarda azaltıyor. Şunu belirtmek lazım… Mesela denir ya ekmeği kestim’… Hayır, her şeyi almak zorundasınız. Yağ da almak gerekiyor. Çünkü hepsi vücutta bir yapı taşıdır. Beşincisi ise grup tedavisidir. Bu benim de sevdiğim bir yöntemdir.”
Popularity: 1% [?]
Neden Yoruluyoruz ?
0Neden Yoruluyoruz?
Eğer yorgunluk olmasaydı her birimiz hangi sporda olursa olsun dünya şampiyonu olabilirdik öyle değil mi? Ya da hiç durmadan sürekli çalışabilir makineler haline gelirdik? Fakat ne yazık ki durum hiç de öyle değil.
Hangi çabuklukta ve hangi yoğunlukta yorgunluk hissettiğimiz form ve zindeliğimizin en önemli göstergesidir. Yorgunluğu hissetmeye başladığımız eşiği yükseltmek ise antreman yapmamızın başlıca nedeni. En formda sporcular, yorgunluğun kendilerini yavaşlatmasını en iyi önleyebilenlerdir.
Yorgunluğun pek çok nedeni olabilir ancak en önemli etkenler şunlardır:
• Laktat birikimi
• Glikojen depolarının azalması
• Kas dayanıklılığı
Nitelikli ve sistematik olarak uygulanacak bir antreman programı vücudun bu etkenlere karşı direncini artırırken bu sınırlayıcıların olumsuz etkilerini de en düşük seviyeye indirgeyecektir.
Laktat Birikmesi
Gereksinim duyduğumuz enerji iki ana kaynaktan sağlanır. Yağlar ve karbonhidratlar. Vücut karbonhidrat depolarını glikojen adı altında oluşturur. Oluşan glikojen’in bir kısmı karaciğerde birikirken çok büyük bir kısmı kaslarda depolanır. Glikojen enerji oluşturmak amacıyla parçalandığında, kas hücrelerinde laktik asit oluşmaya başlar. Oluşan laktik asit kas hücrelerinin etrafında bulunan vücut salgılarına yavaş yavaş bulaşmaya başlar ve böylece kana karışır. Kas hücrelerini terkederken hidrojen iyonları ortaya çıkar ve bu iyonlar sayesinde oluşan tuza “Laktat” adı verilir.
Oluşan laktat belirli bir seviyeye ulaştığında asidik olan içeriği kas hücrelerinin hareket özelliğini azaltır ve bu durum kişinin yavaşlamasına neden olur.
Her seviyedeki hareket yoğunluklarında, hatta siz şu satırları okurken dahi, vücut karbonhidrat ve yağları enerji üretmek için kullanır ve bu süreçte laktat kanda varolmaya devam eder.
Ancak egzersiz esnasında glikojen tüketimi süreklilik kazandığından kandaki laktat seviyesindeki artış hızlanır. Düşük seviyedeki egzersizlerde vücut laktat’ın oluşturduğu asidik içeriği kandan temizlemekte zorlanmaz. Ancak egzersizin dozu aerobik (hafif yoğunlukta nefes alıp vermeli) seviyeden anaerobik (hızlı nefes alıp vermeli – oksijensiz ortam) seviyeye yükseldiğinde, laktat üretimi öyle yüksek bir hıza ulaşır ki, vücudun laktat üretim hızı laktat temizleme hızının üzerine çıkar.
Oluşan laktat birikimi “kısa süreli” yorgunluk hissi yaratır. Bu noktada yapılacak tek şey yavaşlamak, laktat üretim hızını azaltmak ve vücudun kendini toparlamasına – temizlemesine izin vermektir.
Bu tür yorgunluklar örneğin koşarak bir tepeyi tırmanmak ya da sprint atmak gibi kısa süreli fakat yüksek tempolu egzersizler sonucu oluşur. Vücuda laktat’ı daha hızlı temizlemesini öğretmek ve vücudun bu tür yorgunluklardan en az seviyede etkilenmesini sağlamak için kısa süreli, yarış temposu benzeri yoğunluklarda “interval” çalışmaları yapmak gerekir.
Glikojen Tükenmesi
Yağlar vücudun temel enerji kaynağıdır; Ancak egzersizin temposu ve yoğunluğunda iniş çıkışlar yaşandıkça, vücudun enerji kaynağı olarak karbonhidratlara başvurma oranı da azalıp çoğalır. Aşağıdaki grafik bu ilişkiyi göstermektedir. Uluslararası kalitede bir atlette bu rakam 70-80 ml/kg/min aralığında görülürken, normal lise çağındaki gençler için bu aralık 40-50 ml/kg/min arasıdır. Bayanların VO2max seviyeleri erkeklere nazaran genelde %10 daha düşüktür.
Aerobik kapasite genetik özelliklerin yanısıra fizyolojik olarak kalp büyüklüğü, kalp atış sıklığı, bir batımda kan pompalama kapasitesi, kan hemoglobin kapasitesi, vücudun ürettiği aerobik enzim konsantrasyonları, mitokondrial yoğunluk ve kas dokusu özellikleri gibi pek çok değişkene bağlıdır. VO2max’ın en üst seviyeye ulaşması için 7-8 haftalık yoğun bir çalışma dönemi gerekir.
Yaşlandıkça aerobik kapasite düşer. 25 yaşından itibaren bu oran yılda yaklaşık %1 seviyesindedir. Ciddi olarak antreman alışkanlığı elde etmiş kişilerde, 30′lu yaşların sonlarına kadar bu kayıp ya çok az olur ya da hiç görülmez.
Karbonhidrat böbrek ve kaslarda “glikojen”, kanda ise “glükoz” şeklinde depolanır. İyi beslenen bir sporcu 1500-2000 kcal arasında glikojen ve glükoz’u form seviyesine ve vücut büyüklüğüne bağlı olarak depolayabilir. Bu fazla bir enerji değildir ve bu enerjinin %75′inden fazlası kaslarda depolanır.
Karşılaşılan en önemli problem, glikojen ve glükoz depoları tükenmeye yüz tuttuğunda yapılan egzersizin önemli derecede yavaşlaması gerekmesidir zira vücudun enerji kaynağı olarak güvenebileceği yegane kaynak olarak yağlar kalmıştır. Bu durum duvara çarpma (bonking) olarak da adlandırılır.
2.5 saat sürecek bir “cross country” yarışı vücuda 3000 kcal’ye yakın bir enerjiye malolacaktır. Bu enerji ihtiyacının yarıya yakını karbonhidrat depolarından karşılanır. Eğer sporcu yarışa eksik glikojen deposuyla başlarsa ve harcanan enerji yarış boyunca yerine konmazsa sporcunun yarışı tamamlama şansı oldukça azalacaktır.
Araştırmalar iyi antrenmanlı bir sporcunun, normal insanlara göre çok daha yüksek seviyede enerji depolayabilme özelliğine sahip olurken, enerjiyi çok daha verimli kullanabildiğini göstermektedir. Kullanılan yiyecekler de alınacak enerjinin hangi seviyede ve hangi hızda kullanılabilir hale geleceğini etkilemektedir.
Kas Dayanıklılığı
Yarış ya da antrenmanın sonlarında tam olarak hangi etkenin, kasların doğru kasılıp gevşemesini (çalışmasını) bozduğunu ya da durdurduğu ne yazık ki günümüzde hala bilinmiyor. Bunun nedeni büyük bir ihtimalle, sinir sistemi ile kasların ortak çalışmasını sağlayan kimyasallardaki bir hata – aksama ya da merkezi sinir sisteminin kasların kendilerine zarar vermelerini önlemek için bir iç kontrolü nedeniyle oluşmakta.
Yüksek yoğunluklu antrenmanlar sinir sistemine, aktivite için daha fazla kasa görev vermesini öğretirken, vücudun kas dayanıklılığını artırmada önemli rol oynarlar. İnterval çalışması yoğunluklu antremanlar hızlı reaksiyon gösteren kasların gelişmesini sağlarken uzun mesafe-zamanlı ve düşük tempolu antremanlar ise düşük reaksiyonlu kasları artırır. Böylece değişik yoğunluklara alışan vücut, hareket çok yüksek seviyelere ulaşmadığı ve düşük reaksiyonlu kaslar elverdiği sürece, hızlı reaksiyon gösteren kasları kullanmaz. Eğer hızlı reaksiyon kaslarına görev verilmeye başlanmışsa ve aktivitenin yoğunluğuna bu kaslar yetişemiyorsa bu durumda düşük reaksiyonlu kaslar da sinir sistemi tarafından devreye sokulabilir. Bu tür antremanlara alışan vücuttaki kaslar için benzer görev değişimlerini öğrenmek çok önemlidir.
ÇARE SELENYUM
Yorgunluğa karşı en iyi silah selenyumdur. En çok deniz ürünleri, karaciğer ve ette bulunan selenyum, dokuların yaşlanma sürecini yavaşlatır. Selenyum, vitamin E ile birlikte güçlü bir antioksidan ve hücre koruyucusu olarak çalışır. Dokuların oksidasyon nedeniyle zarar görmesini engeller. Erken yaşlanmanın önlenmesi üzerine de olumlu etkileri vardır. En önemli etkisi antioksidan özelliğidir. Bu özelligi ile kalp krizlerini önlemede de yardımcıdır. Hücrelerin, dolayısıyla dokuların yaşlanma sürecini yavaşlatır. Sigara, alkol, okside yağlar, civa, kadmiyum gibi insanlara zararlı maddelerin etkilerini azaltır. Protein sentezine, büyüme ve gelişmeye yararlıdır. Spermlerin üretimine ve canlılığına olumlu etki yapar. Selenyumun en yaygın kullanımı kanser ve kalp hastalıklarından korunma amaçlıdır. Bağışıklık sistemini güçlendirmek ve deri sağlığını artırmak amacıyla kullanılabilir.
En zengin kaynakları deniz ürünleri, karaciğer, böbrek ve diğer etlerdir. Tahıllar ve tohumlarda da selenyum bulunur fakat bu, bitkinin yetiştiği toğrağın selenyum miktarına bağlıdır. Sebzeler ve meyveler iyi kaynaklar değildir.
Selenyumu en bol yiyecekler :
- Patates 200 gr. (903 mikrogram)
- Tonbalığı 85gr. (69 mikrogram)
- Yumurta, 1 orta boy 31
- Ayçiçeği 28 gr. 22
- Hindi göğsü 85 gr. 27
- Tavuk Göğsü 85 22
- Ekmek 1 dilim=25 gram 10
Günlük Selenyum İhtiyacımız Ne Kadardır?
Kadınlar :
11-14 yaş arası : 45 mikrogram
15-18 yaş arası : 50 mikrogram
19-51 yaş arası : 55 mikrogram
Çocuklar :
1-6 yaş arası : 20 mikrogram
7-10 yaş arası : 30 mikrogram
Erkekler :
11-14 yaş arası : 40 mikrogram
15-18 yaş arası : 50 mikrogram
19-51 yaş arası : 70 mikrogram
- Kronik Yorgunuk Peşimizi Bırakmıyor
- Demir Eksikliği Nasıl Giderilir?
- Çocuklarda Demir Eksikliği ve Tedavisi
- Yorgunluk (Ahmet Maranki)
- Kronik Yorgunluğu Gideren Bitkiler
- Kronik Yorgunluk Sendromu Fibromiyalaji
- Yorgunluğu Gideren Doğal Formüller (Ender Saraç)
- Kadınlarda Kansızlık
Taylan Kümeli
Sağlıklı Beslenme ve Diyet Uzmanı
Popularity: 1% [?]
Edirneli şekerlemeci Arif Meriç, oruç tutanlara özel kurabiye üretti.