CEVİZ KOLESTROLÜ DÜŞÜR MÜ?
0Ceviz kötü kolesterol seviyesini düşürmede etkili
Kolesterol düşürmek amacıyla halk arasında çeşit çeşit formüller uygulanır. Bunlar arasında cevizin yararları çeşitli bilimsel çalışmalarla da desteklenmektedir. Bu formüllerden birinde, kırılmamış bir tüm ceviz kırıldıktan hemen sonra bir bardak su içerisine atılarak bir gece bekletilir. Sabah aç karnına bardaktaki sarı renkli su içilip taneleri de yenir.
İki hafta önce bir meslektaşım (Prof.Dr. Osman Müftüoğlu’nun yazısı için) bu uygulamayı basit bir ritüel olarak nitelemiş ve etkisiz olduğunu ifade etmiş. Ben bu görüşe katılamayacağım. Öncelikle ritüel olarak nitelendirilen bu işlemler, ceviz tohumunun üzerindeki sarı tabakadaki polifenolik bileşiklerin suya geçmesini sağlamak için gerekli. Polifenolik bileşikler kuvvetli antioksidan özelliklerine bağlı olarak kötü kolesterolün oksitlenerek daha zararlı şekline dönüşmesini engelleyebilmektedir. Diğer yandan ceviz tohumları içerisindeki doymamış yağ asitlerinin kolesterolün kontrolünde yararlı olduğu bildirilmektedir. Dolayısıyla ceviz tohumların yenmesi de etkiyi desteklemektedir.
Bu uygulamanın ne derecede etkili olabileceğini araştırmak üzere kardiyoloji polikliniklerine başvuran gönüllüler üzerinde yürütülen bir çalışmada kontrol grubuna göre kötü kolesterol seviyelerinde yüzde 10-15’lik bir düşmenin sağlanabildiği görülmüştür. Bu orta derecede yüksek kolesterol hastaları için küçümsenemeyecek bir oran ancak yüksek kolesterol hastalarında şüphesiz yeterli değil.
DİYET YAPMASANIZ DA YARARLI
Cevizin serum lipit seviyesi üzerindeki etkisi sadece diyetle birlikte uygulanmasına bağlı değil. 2010 tarihli çok yeni bir klinik çalışmada (randomize ve çapraz döngülü), kolesterolü normal ve orta derecede yükseklikte olan 87 gönüllüde uzun süreli (12 ay) olarak denenmiş. Gönüllülerin yarısına 6 ay süreyle ceviz ile birlikte diyet uygulanırken, diğer yarısına herhangi bir diyet uygulanmamış (kontrol grubu).
Altı ay sonra ceviz uygulanan grubun diyeti kaldırılmış ve altı ay süreyle bu defa cevizle birlikte istediklerini yemelerine izin verilmiş, kontrol grubuna ise daha önce ceviz grubuna uygulanan diyet verilmiş. Kan örnekleri 0, 4, 6, 10 ve 12 ay sonra alınarak lipit seviyeleri ölçülmüş.
Deney sonucunda cevizin diyetle birlikte uygulansın ya da uygulanmasın, yüksek kolesterol seviyesine sahip bireylerde total kolesterol ve trigliserit seviyesini belirgin (istatiksel) bir şekilde düşürdüğü, kötü kolesterol (LDL) seviyesinde belirgin bir azalma sağlamasına karşılık, iyi kolesterol (HDL) üzerinde etkisi bulunmadığı gözlenmiş. İlginç not, normal kolesterol değerlerine sahip bireylerde ceviz verilmesi ile kan lipit seviyelerinde fazla bir değişiklik sağlanmamış. Daha önce yayımlanan ve 365 gönüllü üzerinde yürütülen 13 klinik çalışmada bir ile altı ay arasında ceviz diyeti uygulanmasıyla da benzer sonuçların elde edildiği bildirilmektedir.
Yeni bir başka klinik uygulamada ise ceviz (bitkisel omega-3) uygulaması ile balık rejimi (deniz kaynaklı omega-3) uygulanmasının hangisinin serum lipit değerleri üzerinde daha etkili olduğu araştırılmış. Normal ve yüksek kolesterol seviyesine sahip hastalar karışık gruplandırılmış ve dört hafta süreyle düşük enerjili diyetler uygulanmış. Kontrol diyeti grubu (balık yemeği veya ceviz/fındık gibi yemişler verilmemiş), ceviz diyeti grubu (42.4 gram ceviz) ve balık diyeti grubu (haftada iki defa 113 gram somon balığı) gönüllülerde süre sonunda yapılan kan tahlillerinde ceviz verilen grupta toplam kolesterol ve LDL seviyelerinin kontrol ve balık diyeti gruplarına göre daha düşük olduğu, buna karşılık balık diyeti verilenlerde diğer iki gruba göre serum trigliserit seviyesinin daha düşük, iyi huylu kolesterol seviyesinin ise daha yüksek olduğu gözlenmiş.
Bu araştırmaların sonuçları da yukarıda bahsettiğim 2010 tarihli çalışmanın bulgularını destekliyor. Yani, toplam kolesterolü ve kötü kolesterolü (LDL) düşürmek gerekiyorsa ceviz diyeti; iyi kolesterolü (HDL) yükseltip trigliseritleri düşürmek gerekiyorsa balık diyeti uygulanması daha yararlı.
Popularity: 1% [?]
JİNEKOLOĞA GİTMEYE ÇEKİNİYORUM
018 yaşındayım. Vajinamın sağ tarafında dış ve iç dudağının arasında birkaç gün önce fark ettiğim bir şişkinlik var. Çok büyük değil, dokununca ağrı ve acı yok. Kötü bir şey olabilir diye doktora gitmeye korkuyorum.
CEVAP
Doktora gitmeye korkacak bir şey yok. Çok büyük ihtimalle sorun vajinanın nemliliğini sağlayan bartholin bezinden kaynaklanıyor. Bu bezin vajinaya açılan kanalı bazen tıkanır ve yavaş yavaş şişer, bir kist halini alır. Bazen de bu kistik yapı enfekte olur veya enfeksiyon sonucu bezin kanalı tıkanır. O zaman da Bartholin apsesinden söz edilir. Sonuçta çok önemli bir rahatsızlık değildir. Bir kadın doğum uzmanına gidip muayene olun.
Polikistik överim var anne olabilir miyim?
26 yaşında ve polikistik överi ve hipotiroidi olan bekar bir kızım. Hipotiroidi için tiroid hormonunu kullanıyorum, ilk adetimi 13 yaşında gördüm ama ergenliğimden beri adet olamıyorum. Son olarak 3 ay önce gittiğim doktor, Diane-35 adında doğum kontrol hapı verdi. Ancak 3 gün çok az kan gelerek adet olabiliyorum. 3 ay daha kullanacağım. Acaba doğum kontrol hapını bıraktıktan sonra düzenli adet olabilir miyim? Polikistik överin tedavisi var mı?
Adet göremeyişimin sebebi nedir? TSH düzene girdiğinde adetlerim de düzene girer mi? Tahlil sonuçlarıma göre yumurtlamam mümkün mü?
Polikistik over sık görülen bu durum. Olay yumurtalıkların fonksiyonundaki bir bozukluk olduğu gibi böbrek üstü bezinin hormon salgılaması ve insülin hormonunun da rolü var. Sonuçta kadınlarda yumurtlama olmuyor. Buna bağlı olarak adet düzensizlikleri ve çocuk istiyorlarsa gebelik olmuyor. Kişi kilo alıyor ve özellikle kilolar daha çok kalça ve karın bölgesinde toplanıyor, tüylenmede artış oluyor. Eğer düzgün ve sürekli tedavi uygulanmazsa zaman içinde şeker hastalığının görülme oranında artış olur. Kolesterol ve tansiyon yükselebilir. Yapılacak şey yumurtalıkların fonksiyonunu düzenleyici ilaçları kullanmak, kilo vermeye çalışmak (Bunun için spor ve diyeti beraber uygulamak gerekiyor). Bir de insülin denen hormonun çalışmasını düzenlemek. En basit şekilde hastalığı özetlemeye çalıştım. Bu hastalar rahatlıkla tedavi olabilir. Adetler düzeltilebilir, tüylenme azaltılabilir. Gebe kalıp sağlıklı çocuklar doğurabilirler. Yeter ki uygun yerlerde tedaviye başlayıp usanmadan devam etsinler.
Doğum kontrolü için yapılan iğneler kanser yapar mı?
2 çocuk sahibi, 33 yaşında bir kadınım. Önceleri doğum kontrol haplarıyla korunuyordum. Ancak 2 yıldır 3 ayda bir yapılan iğnelerle korunuyorum. Bir komşum bu iğnelerin ileride kansere neden olabileceğini duymuş. Bu doğru mu?
CEVAP
Doğum kontrolü için kullanılan ilaçlar için birçok spekülasyon yapılmasına rağmen ‘kanser yapar’ diye bir şey söz konusu değil. Doktor kontrolünde kullanıldığı sürece endişe etmenize gerek yok.
Popularity: 1% [?]
UYKUDA DİŞ SIKMA NEDENLERİ VE TEDAVİSİ
0Günü stresli geçirmesi nedeniyle kişinin, gece uyurken dişlerini sıkmasının baş, boyun, bel ağrılarına yol açtığı bildirildi.
Ege Üniversitesi (EÜ) Diş Hekimliği Fakültesi Dekan Yardımcısı Prof. Dr. Nurselen Toygar, yaptığı açıklamada, birçok rahatsızlığın ana nedeni olarak bilinen stresin çeneye ve dişlere de zarar verdiğini anlattı.
Prof. Dr. Toygar, stresli gün geçiren kişinin uyurken bilinçsizce dişlerini sıktığını, bunun da hem dişlere hem de vücudunun diğer bölgelerine zarar verdiğini ifade etti.
Birçok kişide stresin yöneldiği ilk yerin çiğneme kasları olduğunu, gün içerisinde çenenin sıkılabildiğini ancak bu durumun gece uykuda daha sık yaşandığınıanlatan Toygar, şöyle konuştu:
“Derin uykuya dalma sırasında, duyuların iletildiği beyin bölgesine stres ne kadar yoğun iletilirse çiğneme kaslarının o oranda sıkımı güçleşir ve kişi farkında olmadan dişlerini gıcırdatmaya, sıkmaya başlar. Kişi ancak uyandığında çenesindeki ağrıdan bunu fark edebilir. Diş sıkma, çocukluk çağında başlar, erişkinlikte artar. Yaşanan stres nedeniyle de devam eder. Yapılan araştırmalar bir kişinin diş sıkma gücünün 5 tona kadar ulaşabildiğini gösteriyor. Çene kasları çok güçlüdür. Diğer kaslara göre yorulmaz. Bu kasın histolojik yapısı farklıdır. Kasılma gücü fazladır. Bu kadar güçlü ısırma kuvveti dişlerde aşınmalara, çene kemiğinde kırılmalara, travmalara neden olur. Çiğneme ekleminde de deformasyon oluşur.”
Ağrılar
Stres sonucunda derin uykuda yaşanan çene sıkmanın, hastanın sosyal yaşamını bozduğunu, rahat kaliteli uykuyu engellediğini, yaşam enerjisini düşürdüğünü dile getiren Prof. Dr. Toygar, bu rahatsızlığın özellikle “hassas, endişeli, içine kapanık ve duygularını dışa vuramayan kişilerde” görüldüğünü kaydetti.
Prof. Dr. Toygar, şöyle devam etti:
“Strese bağlı olarak uyurken bilinçsiz yapılan diş sıkmaları baş, boyun, bel ağrılarına neden oluyor. Baş ağrıları migrenle karıştırılmamalı. Çoğu kişi migrenden kaynaklı sanır baş ağrısını ama stres nedenli çene sıkması da bunun nedenlerinden biridir. Bu kişilerin çene hareketlerinde kısıtlılık olur. Rahat çiğneyemez. Şakak bölgesinde, omuz ve sırtlarda ağrı yapar. Kulak çınlaması, yüzde asimetri, denge bozukluğu, depresyon, bulanık görme, gözde seğirme olarak kendisini gösterir.”
Diş sıkmanın önüne geçebilmenin en etkin yolunun “stresten uzak durmak” olduğunun altını çizen Toygar, günde iki kez 20 şer dakika çene eklemine, triger denilen tetik noktasına sıcak havluyla masaj yapılabileceğini, gülerken, esnerken ağız açıklığının kontrol edilmesi gerektiğini dile getirerek, “Şeker ve kafein tüketiminden uzak durulmalı. Yumuşak gıdalarla beslenmeli ve bunlar ufak parçalı olmalı” dedi.
Popularity: 1% [?]
HERBALİST LEYLA ÇABUK
0Bitkiler tanıdık ama hangi bitkinin neye yaradığını bilmek, nasıl ve hangi sıklıkla kullanılacağını öğrenmek gerekiyor. İşin sırrı ise bitkilerin uygulama için nasıl hazırlandığında…
Dokuz kuşaktır bitkileri kullanarak ciltsorunlarına karşı doğal reçeteler hazırlayan bir aileden gelen Herbalist Leyla Çabuk, İskoçya’da öğrendiği yöntemle bitkikarışımlarını zamana karşı dayanıklı hale getirmeyi başarmış.
Bu karışımları saç dökülmesi, sivilce, sedef, egzama, mantar, selülit, tüylenme, leke, çatlak ve aşırı kilo sorunu olanlara uygulayan Herbalist Leyla Çabuk, ilk uygulamadan sonra farkın hissedilmeye başladığını belirtiyor.
İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Dermatoloji Anabilim Dalı Başkanlığı’nın yaptığı araştırmada da yapılan uygulama sonucu tüylerin 3 ayda yüzde 20 azaldığı ve yüzde 38 inceldiği ve herhangi bir alerjik reaksiyona sebep olmadığı kanıtlanmış.
Yurtiçi ve yurtdışından kadın, erkek, yaşlı, genç, farklı cilt sorunlarına çözüm arayan birçok kişinin kapısını çaldığı Leyla Çabuk, meslek sırlarını ailenin genç bireylerine öğreterek ileride de birçok kişiye yardımcı olmayı hedefliyor.
Çabuk, Şaşkınbakkal’daki merkezde uygulanan bakımları, nasıl sonuçlar alındığını ve kullanılan bitkisel ürünleri anlattı.
Saç dökülmesi ile başlayalım…
Leyla Çabuk: “Aileden kalıntı olarak geçiyor sivilce, saç dökülmesi, egzama.
Yeni dökülmeye başlamıssa saçlar, üç kere bitki karışımı uygulamak yeterli. Yağlı saçlar çok dökülür. En çok dökülen kişide ise 30-60 günde dökülme duruyor.
Uygulamada önce derinin dibi dezenfekte ediliyor. Bu işlem yağ, bakteri, mantar hepsini alıyor. Sonra bitki lapası haftada bir uygulanıyor. 30 dakika süre ile saçta kalıyor. Fazla durursa yakmaya başlar zaten.
Yıkayıp kuruttuktan sonra da ısırgan sürülüyor. Esas saçtaki sorunu gideren de bu…
Haftada üç kere ise saç yıkanıyor özel sabun ve şampuan ile. Sabah ve akşam da sarımsak ve kekik sürülüyor sırasıyla.
Daha sık yıkanıp uygulama yapılırsa daha da çabuk sonuç alınır.
Kimi iki, kimi üç sefer de sonuç alır. 60 gün sonra dökülme durur, saçım dolgun olsun dersen devam ediyorsun. Çok açıklık varsa gözenek yok olmuşsa tedavi uzun sürer, ama saç çıkar. Altı ayda sonuç alınır…
Her hafta kafa deri atar yılan gibi. Bitki lapası ve ısırgan deriyi harmanlıyor alttaki deri harekete geçiyor ve hücre de çalışmaya başlıyor.
Sedef, saç kıran ve egzama olanın başı akar. Kulak arkası, ensede çatlak oluşur ve sıvı gelir; yapışkan bir yapıda, zamk gibi. Hani sivilceyi sıkarsın da bir su gelir ya, onun gibi. Sadece bu üç hastalıktan sıvı gelir.
Bu sıvı akmadan da bu hastalıklar geçmez. Aynı bitkiyi 100 kişiye koyarsın 4′ünde sıvı gelir. İnsanlar korkuyorlar bilmedikleri için ama korkacak bir şey değil…”
Ne kadar sürüyor uygulama?
Leyla Çabuk: “Kimisinde 6 hafta, 3 hafta kimisinde de 1 yıl sürer. Kiminde damla damla gelir, 1 yıl sürer, kimisinde ise 1 gecede biter. Hep gece akar yalnız…
Bunun nedeni de önceden görülen tedaviler. Alınan ilaçlar hastalığı bastırıyor ve içeriye hapsediyor. Dolayısıyla her vücudun tepkisi de farklı oluyor.
Eskiden çıban çıkardı biz de patlatırlardı, üstüne karasakız ya da lokum veya sabun ile soğan koyarlardı ve içi boşalırdı çıbanın. Şimdi ise hep antibiyotik ile vücuda sokuluyor mikroplar. Sedef ve egzamada hem krem hem ilaçla mikroplar içeri sokuluyor.”
Vücuttaki sedef de aynı şekilde mi gidiyor?
Leyla Çabuk: “Ayak parmağından saçına sedef olanlar var. Vücuda hiçbir şey yapmıyorum sadece saça müdahale ediyorum. Bunun akma yeri ense ve kulak arkası.
Saçtan aktıkça vücutta da hastalık geçiyor, kuruyup gidiyor.
Sedef de genetik. Bir üzüntü, bir kayıp bu hastalığı tetikliyor.
Bir hastalık daha var: Deri kaybı. Bu hastalıkta, saç derisi kayboluyor, çukurlar oluşuyor ve delik delik oluyor; kemiğe kadar iniyor. Dört hasta var elimde böyle.
Küçük yaşta geçirilen ateşli hastalık sonrası lenfler iltihaplanır. 18-20 yaşında dahastalık görülür. Bu kişilerde de aynı yöntem uygulanıyor.
Bunu da büyüklerinden öğreniyorsun. Yemek yapmayı öğrenmek gibi. Benim ailem yıllardır yapıyor bu işi. Ben de geleneğini bozmadan devam ettiriyorum.”
İstenmeyen tüylerin dökülmesini nasıl sağlıyorsunuz?
Leyla Çabuk: “Tüyü yok ediyor bu uygulama, kanıtlanmış birşey… ÇAPA’da 20 denek üzerinde deneme yaptılar. Üç ayda yüzde 20 azalıyor ve yüzde 38 inceliyor. Bu görüldü.
Tüyleri hiç almadan kurtulabilirler, haftada iki üç kere sürerek… Göbek, göğüs, yanak, bel gibi hiç dokunulmamış yerlere tüy bitkisini sulandırıp daha geniş alana yayıp, tüyün dibine daha çok işlemesini sağlarsın ve daha etkili olur. Sürdükten sonra kurumasını bekleyeceksin yalnız.
Bacak, kol daha önce alınmışsa mutlaka tekrar alınmalı daha sonra uygulama yapılmalı. Büyüme çağındaki çocukları getiriyorlar. Bir ay sürsünler, tüylerinin rengi değişiyor, açılıyor ve azalmaya başlıyor.
Haftada bir de ponza taşı ile peeling yapacaksın sonra da suyunu sürdüğünde ipek gibi oluyor.”
Peki ne kadar süre nasıl kullanılıyor?
Leyla Çabuk: “İki ay olur, üç ay olur kullanılacak yere ve tüyün cinsine, hormonların çalışma seviyesine göre değişiyor. Tüy alındıktan sonra bitki koyup, ponzası yapılıyor.
İlk uygulamadan sonra kimisinin 20 günde kimisinin 4 ayda çıkıyor tüyü. Hormon dengesine göre değişiyor. Bir seferden sonra fikir belirtebiliyorum. Kimi 3 seans, kimi 5 seans kimi 10 seans geliyor.”
Tüylerden tamamen kurtulduktan sonra ürün hiç kullanılıyor mu?
Leyla Çabuk: “Seans araları çok değişiyor. Tüy gittikçe incelip, seyrekleşiyor. Bir de böyle parça parça yok oluyor. Birden bire hepsi çıkmıyor. Bana gelmeye gerek bile kalmayabiliyor, aldırıp bitki sürerek. Sonra da tüy olmayan yer alınır mı? Hiçbir şey yapmaya gerek kalmıyor.
Body yapan erkekler de geliyor bana mesela, 5 seansta normal hale geliyorlar.. Daha fazla gelmiyorlar.”
Bu işe nasıl başladınız ve bitkileri bu kadar iyi nasıl tanıyorsunuz?
Leyla Çabuk: “Anne tarafımdam geliyor. Eskişehir’de yöntem onaylandığında kökenimizi araştırmaya başladım. Orta Asya’dan geldiğini buldum 360 sene öncesine kadar gidebildim.
Neneden toruna geçen birşey bu. Kırıkçı çıkıkçı vardır, para karşılığı yapılmaz… Annen ne yapmışsa onu söylüyor, sen de onu yapıyorsun. Böyle kalıcı oluyor. 9 kuşak öncesine kadar gidebildim. 65 senedir içindeyim.
Bu işi ailede para karşılığı yapan ilk ben oldum. Annem, bir türlü kabul edemedi ve bu nedenle benimle 3 yıl konuşmadı. sonra barıştık.
50-60′larda kapı kapı gidip yapıyordum, 8 sene böyle geçti, iş sahibi oldum. Önce karşıdaydı işyerim sonra da buraya geçtim. 56 senedir yapıyorum bu işi.
Bana yetişemeyenlere, benden sonrakilere de miras bırakmak istiyorum.”
Sizin bu reçetelere ekledikleriniz var mı?
Leyla Çabuk: “Annem daha sağdı o zaman. 13 yaşındaydım, Dr. Ziya Konuralp’in akrabası üçüncü derece yanıktı. 40 gün sonra deri düzelmeye ve saç çıkmaya başladı. Konuralp, anneme “tıp üstü bir insansın” dedi.
Sonra bana çok destek oldu, beni dışarı götürdü, çok ameliyata seyirci olarak soktu. İskoçya’da yaşlı bir adamın yanına gidip gelmemi sağladı. O adam bana bitkiile bitkiyi dayandırmayı öğretti bana. 5 yıl gittim geldim.
Önceden annemler bitkileri dövüyorlardı, sürüyorlardı. Bir hafta sonra suyu kokuyordu. Şimdi ise ısırgan, kekik, sarımsak 50 sene dursun, bozulmaz.
Bitkileri nasıl koruyacağımı ve dayandıracağımı öğretti. Benim katkım bu oldu.
Şimdi de piyasaya açılmaya karar verdim. 1936 doğumluyum ve geriye miras kalsın istiyorum. Buradan gelen insan faydalansın. Bütün yeğenlerime öğretiyorum”
Bitkileri nasıl hazırlıyorsunuz?
Leyla Çabuk: “Turşu gibi kurup bekleterek özünü alıyorsun. Çok bitki sularım Karadeniz’den geliyor. Orası daha bakir… Genelde de yaylalardan toplanır bu bitkler ya da iç bölgelerden… Kıyıdan pek toplanmaz. Yaylalar da içe doğru. Yazın toplarız.
Saça konan bitki lapası da sülük gibi. Sülük nasıl pis kanı çekiyor onun gibi… Lapa, saçkıran, egzama ve sedefte su aktıktan sonra bir sivilce bile çıkmaz. Ben doktor değilim yaptığım da kocakarı ilacı. 50 sene sonra Sağlık Bakanlığı bana sertifika verdi.
Bugüne kadar yanılmadım. Sadece bazen seans süresi uzayabiliyor. 5 derim 10 seans da geçer.”
Peki hamilelik döneminde uygulama yapılabiliyor mu?
Leyla Çabuk: “Bu saydığım hastalıkların çoğu genetiktir, özellikle sedef, egzama, mantar. Hamilelikte kullanınca bebeğin geleceği için de çözüm oluyor”
Peki alerjisi varsa?
Leyla Çabuk: “Alerji de geçiyor. Bu ürünleri kullanınca alerji geçiyor. Alerjinin nedeni de o enseden gelen su. Ense kökünden o akınca alerji de kendiliğinden geçiyor.”
Benlere özel bir uygulama var mı?
Leya Çabuk: “Bir seferde bitki ile temizlenir ama önce bakmak lazım. Hepsi ellenmez çünkü..”
Sivilceler için ne yapıyorsunuz?
Leyla Çabuk: “Karalahana çiçeği veriyorum, “bitinceye kadar sür” diyorum. Ancak sürülecek alan önce temizlenmeli. Haftada bir, kurudukça da peeling yapmak gerekiyor. Erkekler için kıllar daha sert olduğu için kese varsa yap diyorum. Kanarsa önemli değil, bitki sürünce kanama geçiyor.
Daha sonra da yine losyon ve karalahanadan yapılan su sürülüyor. Bir hafta sonra fark belli oluyor. Bir tane sivilce çıkmaz daha sonra…
Hazırlayan, uygulayan ve nasıl kullanılması gerektiğini söyleyen benim. Bu nedenle ilk defada belli oluyor sonuç.”
Hormonların en aktif olduğu ergenlik döneminde nasıl?
Leyla Çabuk: “Kişiye göre değişiyor. Kiminde hiç olmuyor kimi de 40 yaşına geliyor hala sivilce devam ediyor. Orada mantar sorunu var. Gece sürüyor bu hazırladığımı, güneşte yanıyormuş gibi sıcaklık hissi veriyor. Bu tohum yaka yaka sorunu yok ediyor.
Bütün yüze sürdüğün için de sivilce oradan oraya bulaşmıyor ve tamamen geçiyor, yüz temizleniyor. Sivilcelerle beraber, siyah nokta, leke ve gözenekler de gidiyor.”
Doğum ve güneş lekeleri?
Leyla Çabuk: “Sivilce için verdiğim karışım uygulanıyor. Bu uygulama ile deri akınca lekeler de kayboluyor. Ancak deri akarsa güneşten korunacaksın, güneşe çıkmayacaksın. Özellikle yüzün cildi çok nazik. Güneşe karşı hazırladığım bir krem var, onu öneriyorum.”
Yanığı olanları alıyor musunuz peki?
Leyla Çabuk: “Yanık almıyorum. Yüzündeki yanığı çok sorun eden birkaç gençkız kabul ettim şu ana kadar. Küçük bir bölge ise, çok özeldir çünkü. Yanığın yeri çok hassastır ve deriyi tazelemek uzun sürer. Kendim ele alırım onu ve deriye zarar vermeden yaparım. Çatlakları sormadınız…”
Soracağım… Selüliti de soracağım…
Leyla Çabuk: “Çatlağı garanti ediyorum. Ancak zor bir uygulama, çünkü çatlak demek kesik demek..
Tüy dökülmesi için kullanılan bitkiler çatlak ve selülit tedavisinde de kullanılıyor ama farklı uygulama yapılıyor..
Selülit için bitki var yalnız bitki sürmeden önce işçiliği var.Selülit var ise işlem yaparım, ponza taşı ile peelingin ardından bandajla sararım sarkma olmaması için. Sonra “bitki sür” derim. İçeri sıcaklık vere vere eritiyorum yağları. Bandajla bitkiiçinde kalıyor. Üç ay, iki ay, en fazla beş ay da geçiyor. Yağ kalmadığı, sorunlu bölge harekete geçtiği için tekrar oluşmuyor. Gençler daha çok istiyor…”
Eskiden böyle bir dert yoktu. Şimdi çocuklarda bile var?
Leyla Çabuk: “Eskiden insanlar çalışıyordu ve kilo almazlardı. İnsanlar şimdi hep tahıl ile besleniyorlar ve herşey hormonlu. Herşeyi mevsiminde yemek lazım, fazla et, karbonhidrat tüketmemek lazım, çocuklar sebze bilmiyor. Ekmek, un, tahıl var; yürümek, hareket yok. Canını seven artık sebzeye kayıyor.”
Bu uygulamalar esnasında beslenmeye de dikkat edilmesini istiyor musunuz?
Leyla Çabuk: “Zayıflama dışında hayır. Onda da bir diyet vermiyorum ama bir günde yediğinizi getirin diyorum. Getiremiyorlar. Ben de bir günde yediğinizin yarısını yiyin diyorum. Daha sonra da tamamen bitkilerden oluşan bir hap veriyorum, iştah kesmesi için. Bitkinin draje hali. Çünkü çay şeklinde kimse içmiyor. Bu hapın yanında da bal veriyorum, halsiz kalınmaması için, bazen de ısırgan tohumu.”
Kansere karşı da evde ısırgan tohumu ile bal kürü yapılıyordu önceden?
Leyla Çabuk: “Bunun hazırlanışı farklı ama… Adet sancısı olan ya da adet düzensizliği bulunan gençkızlara da veriyorum. Düzene girene kadar alıyorlar. İlaçla hormon yükleyince vücut tembelliğe alışıyor. Bu yaptığım ise vücudu çalıştırıyor,vücut harekete geçince de sorun kalmıyor.”
Peki kendinize nasıl bakıyorsunuz? Bildiğim kadarıyla taşla yıkanıyorsunuz…
Leyla Çabuk: “38 sekiz senedir taşla yıkanıyorum. Nasıl kese yapılıyor bu da ona benziyor. Peeling için verdiğim ponza taşı fakat içinde çimento yok. Doğal… Vücuttaşa alıştığında değişik oluyor.
En çok elma, domates, biber yani sebze yiyorum. Eti de canım çok çektiğinde yiyorum. Vücudun yakabileceği kadar yemek lazım. Ya yediğini hareket edip yakacaksın ya da miktarı azaltacaksın.
Popularity: 1% [?]
DOĞUM ŞEKLİ NASIL OLMALI?
0Doğum Şekli Doktorun Kararı.

Gebe olan kadınların en büyük merakı nasıl doğum yapacakları. Bu konuda çeşitli görüşler var ama hem anne hem de bebek için neyin doğru olduğuna en iyi karar verecek kişi 9 ay boyunca sizi takip eden doktorunuzdur, ona güvenin.
Suda doğum yapmak daha mı rahat?
32 yaşında, 24 haftalık hamile bir kadınım. Hamileliğimle ilgili bir sorunum yok, her şey normal gidiyor. Merak ettiğim konu şu: Çevredekiler suda doğumu önerdiler. Daha rahat olacağını söylüyorlar. Bu konuda bilgi verebilir misiniz?
CEVAP: Sevgili okuyucumuz, çevrenizde suda doğum yapan kaç dostunuz var, bilmiyorum. Ama ben yıllar önce hastamdan böyle bir teklif aldım. “Beni suda doğurt” dedi. Amerikalı bir kadındı. Ben de herkes gibi normal şekilde bir doğum yaptırabileceğimi söyledim. Hastanın Amerika’ya gittiğini biliyorum. Şimdi gelelim suda doğuma: Ben bunun bir fantezi olduğunu, ağrısız doğum yöntemlerinden bir üstünlüğü olmadığını sanmıyorum ama dostlar arasında suda doğumu anlatmak herhalde enteresan olmalı. Bence fark sadece bu. Gebeliği takip eden doktora güveniyorsanız, hem kendi hem de bebeğinizin sağlığını ona emanet ediyorsanız, doğum şekline de karar vermesinde onun tavsiyeleri ve önerilerini kesinlikle dikkat edin.
İlaçlar bana 20 kilo aldırdı ama düzelme yok
20 yaşında, bekar bir kızım. 2007 yılında adet düzensizliği nedeniyle doktora gittim ve bana doğum kontrol hapı vererek 6 ay kullanmamı istedi. Kullandım ama 55 kiloydum. İlaçlardan sonra 20 kilo aldım ve adetlerim yine düzelmedi. Geçen ay iyi bir doktora gittim ve ultrason muayenesi sonucu polikistik over çıktı. Küçük küçük kistler varmış. Doktor 6 ay ilaç kullanmamı istedi. Bu ilaçtan sonra yine kilo alır mıyım ve kistlerim geçer mi? Evlendiğimde anne olabilir miyim?
CEVAP: Polikistik over sadece yumurtalıkların hormon yapımındaki bozukluk olmadığı ayrıca karbonhidrat metabolizmasında da değişiklikler olduğunu, bu arada insülinin etkisinin de değişikliğe uğradığını birçok kereler okuyucularımızın sorularını cevaplandırırken anlatmaya çalışmıştım. Polikistik over’li biri hayatını çok dikkatli olarak kontrol etmeli, verilen diyete kesinlikle uymalı, karbonhidrat metabolizmasının düzelmesi için de kandaki şeker oranını düzenleyen ilaçlar almalı. Eğer bunlara gereken özen gösterilirse kilo almadan tedaviyi sürdürmek mümkün. Sizin doktorunuzla tekrar görüşüp durumu tekrar gözden geçirmenizi tavsiye ediyorum. Özellikle kilo konusunda belki bir diyetisyenden de yardım alabileceğinizi düşünüyorum.
Adet söktürücü kullanmak doğru mu?
28 yaşındayım. Çok uzun süredir adetlerim hep gecikmeli oluyor. Adet söktürücü kullanabileceğimi söylediler. Bu nedir? Herkes kullanabilir mi?
CEVAP: Sevgili okuyucumuz, adet gecikmesinin tek bir nedeni olmadığı için tedavisinde de her zaman kullanılabilecek adet söktürücü diye bilinen bir ilaçtan bahsetmek pek doğru olmasa gerek. Basit adet gecikmelerinde (progesteron) hormon (estrojen +progesteron) vererek kanamayı sağlamak mümkün olabilir. Ama doktor kontrolü olmadan böyle bir yaklaşım doğru değil. Eğer bir gebelik şüphesi varsa yine doğru değil. Bu ilaçlarla kanama olmaz ve boşu boşuna erken gebelikte hormon almış olursunuz.
Popularity: 1% [?]
TOPUK DİKENİ BİTKİSEL TEDAVİ YÖNTEMLERİ
0Topuk Dikeni Bitkisel Tedavi Yöntemleri
Prof.Dr. Ahmet MARANKİ ‘den Topuk Dikenine Karşı Bitkisel Formüller
Kanda ürik asit yüksekliği dikenine neden olur. Bu hastalığa yakalananlar, öğle ve akşamları yemeklerden sonra 5′er adet ardıç tohumu yemelidirler.
- Günde bir defa, bir kova sıcak suya bir çay bardağı kekik konulup ılık hale gelince; rahatsızlık olan ayak bu suda 20-30 dakika bekletilir.
- 4 adet elma kabuğu, 1 litre suda 10 dakika kaynatılır. 30 dakika demlenir ve süzülür. İki yemek arası saatlerde ve yatarken birer bardak içilir.
Popularity: 1% [?]
MEMELER KONTROL EDİLMELİ
0Acaba tedavim doğru mu?
24 yaşındayım, 2.5 senelik evliyim. Bir yıl doğum kontrol hapı kullandım. Son 1.5 senedir de korunmuyoruz. Ama gebe kalamıyorum. Adetlerim son 8 aydır düzensizdi. Doktora gittim. Memelerimi sıktı, uçlarından bir miktar berrak bir sıvı geldi. “Bu durum çocuğunuzu olmasını engelleyebilir” dedi.
Herhangi bir test uygulamadan Parlodel verdi ve adetimin 5’nci günü Klomen almamı söyledi. Son iki aydır bu tedavinin yanında yumurta çatlatmak için iğne yaptı. Bu ay üçüncüyü yapacak. Sizce doğru yolda mıyım? 3 ay oldu ama gebelik hâlâ yok.
CEVAP Prof.Dr. Derin KÖSEBAY : Jinekolojik muayenin bir parçası da memelerin muayenesidir. Burada memede ele gelecek bir kitlenin araştırılması yanında (Meme kanserinin erken teşhisi için her kadın doğum uzmanı memeleri muayene etmelidir), meme ucundan süt veya benzer bir akıntının olup olmadığının araştırılmasıdır. (Bu akıntının olmasına Galaktore denir ve prolaktin hormonunun yüksekliğinin bir göstergesidir). Burada yapılması gereken hormonlarınızın ölçülmesidir. Eğer prolaktin miktarı yüksekse aldığınız ilaç doğru bir tedavidir. Bundan sonra yumurtlamanın olup olmadığı araştırılmalı (Ultrasonla). Eğer yumurtlama yoksa onun tedavisi için çeşitli ilaçlar kullanılabilir (Bu tedavilerden biri de size uygulanandır). Gebelik hâlâ olmuyorsa… Belki kanallarda bir sorun var? Rahim filmi çekilip kanalların açık olduğunun görülmesi gerekiyor. Eşinizin muayenesinden hiç söz etmemişsiniz. Acaba onun bir sorunu var mı? Sperm sayısı yeterli mi? Sevgiler.
Bir daha çocuk doğurabilir miyim?
34 yaşındayım ve 2 çocuğum var. Bende 3 santim büyüklüğünde myom bulunuyor. Adetlerim çok ve parça parça geliyor. İkinci çocuğumu doğurduğumda bir ameliyatla eşim alındı. Bir daha çocuk yapabilir miyim? Myomu aldırmalı mıyım? Aldırmadan doğum yapabilir miyim? “Altın çağ 35” diyorlar ve eşim bir çocuk daha istiyor. Ne yapmalıyım?
CEVAP Prof.Dr. Derin KÖSEBAY : Sorunuzda “Doğumda eşim (Plasenta) yapışıktı ameliyatla aldılar” demek istiyorsanız nasıl bir ameliyat bunu bilmek gerekiyor.Myomun alınması konusuna gelice; adetlerin aşırı kanamalı geçtiğini söylüyorsunuz. Eğer bu durum bir hormonal bozukluktan kaynaklanmıyorsa veya hormonal tedavi ile düzeltilebilecek düzeyde ise ameliyata gerek olmayabilir (Bunu yapılacak ultrason muayenesinde değerlendirmek gerekiyor). Aksi halde ameliyat olmanız gerekiyor.
Hâlâ adet düzensizliğim var
20 yaşındayım. Bundan 3 yıl önce vücudumdaki aşırı tüylenme yüzünden doktora gittim. Bana kist olduğunu söylediler. 3 ay önce yeniden ultrasona girdim, kist yoktu. Hormon testim temiz çıktı. Ancak benim hâlâ adet düzensizliğim var. O yüzden doğum kontrol hapı kullanıyorum. Acaba bir zararı olur mu? İleride çocuk sahibi olurken sorun çıkar mı?
CEVAP Prof.Dr. Derin KÖSEBAY : Yumurtalığın hormon yapımındaki düzensizliklerde doğum kontrol hapları başarılı şekilde kullanılabilmektedir. Bu tedavi ile yumurtalıklarda kist oluşumu bir ölçüde engellenebilir. Yumurtalıklardan çıkan hormonların düzenli salgılanması sağlanabilir ve hatta kadınların en korktukları yumurtalık kanseri riski bile en az yüzde 50 oranında azalır. Bu durumda doktorun da tavsiye ettiği doğum kontrol haplarını 1-2 sene daha almaya güvenle devam edebilirsiniz.
Popularity: 1% [?]
EMZİRME VE GÖĞÜS BAKIMI
0Hamilelik sonrası emzirme sürecinde memelerin ve meme uçlarının bakımı hem sizin, hem de bebeğinizin sağlığı için çok önem taşır.
• Emzirmenin ilk dönemlerinde meme başlarında çatlaklar oluşabilir. Anne sütünün kendisi çatlakları engelleyebilir.
• Emzirme sonrası meme uçları anne sütüyle silinmeli ve sütyen takılmadan önce mutlaka kurutulmalıdır. Islak kalan meme uçlarında mikropların daha kolay üreyebileceğini ve çatlakların oluşmasının hızlanacağını unutmayın.
• Göğüslerin doğumdan sonra hacimlerini kaybetmesi, emzirme ve sağma, göğüslerin sarkmasına sebep olabilmektedir. Her gün dışarıdan içeriye doğru göğüslerinize masaj yapmanızda fayda var.
• Göğüslerinizi destekleyen kasları çalıştırmak içinse, ufak bir egzersizi günde 20 kez tekrarlayın. Avuçlarınızı birleştirin ve kollarınızı omuz hizasında kaldırın, nefes alırken kollarınızı sıkıştırın. Üç saniye bekleyin ve nefes verin.

Meme Bakımı Nasıl Yapılmalı?
Bebeğinizi emzirseniz de emzirmeseniz de memeleriniz hamilelikten etkilenir. Emzirme döneminde doğacak ufak tefek sorunları önlenmek için uygulayabileceğiniz birkaç detay var.
• Bu dönemde uygun ve kullanışlı bir “emzirme sütyeni” kullanın. Aşırı sıkı olmayandestekleyici bir sütyen size, meme konforu konusunda yardımcı olur ve rahat süt vermenizi sağlar.
• Memelerinizde rahatsızlık hissederseniz dönüşümlü olarak sıcak ve soğuk kompres uygulayın.
• Sütyeninizi ıslanır ıslanmaz değiştirin. Sızıntı probleminiz varsa, “meme pedi” kullanın ve sıklıkla değiştirin.
• Plastik emzirme pedleri kullanmayın ve mümkün olduğunca memelerinizi havalandırın.
• Meme uçlarınızda çatlama ya da acıma oluyorsa, kuru ve ılık tutmak için mümkün olan herşeyi yapın. Mesela kendi kendinize biraz süt çıkarıp, meme uçlarınızda kuruyana kadar bekleyebilirsiniz. Çünkü sütünüz, çatlakların kapanmasına katkıda bulunan koruyucu bir tabaka oluşturur.
Popularity: 1% [?]
MOL GEBELİK NEDİR NASIL TEDAVİ EDİLİR
0Her kadının başına gelmesi muhtemel olan mol gebelik, oldukça ciddi bir hastalıktır. Gerçek hamilelik belirtileri ile ortaya çıkan bu gebelik şekli hakkında merak ettikleriniziKadın Hastalıkları ve Uzmanı Doç. Dr. Tolga Ergin anlatıyor.

Mol gebelik, gestasyonel trofoblastik hastalığı (GTH) başlığı altında sınıflandırılan ve halk arasında, “üzüm gebeliği” olarak da bilinen hastalıklar grubudur.
Mol gebelik, yumurta hücresi ile spermin döllenmesi sırasında meydana gelen, genetik bir hata sonucu oluşan kromozomal yapının sebep olduğu bir durumdur.
Bu hastalıklar grubu, embrionik dönemde bebeğin plasentasını ve de zarını oluşturan trofoblastik hücrelerden köken alan, aynı zamanda gebelik ürününün sağlıklı bir şekilde gelişme gösterememesi ile birlikte, rahim içinde üzüm tanesi gibi çok sayıda vezikül adı verilen, içi sıvı dolu yapıların olduğu, anormal bir gebelik şeklidir.
Mol gebelik kimlerde daha sık görülür.
Yurdumuzda sıklığı tam olarak bilinmeyen mol gebelik hastalıklarının oranı, ülkeler arasında önemli değişiklikler göstermektedir.
Mol gebelik, kadınlarda doğurganlık döneminin hastalığıdır. 15 yaşın altında ve 40 yaşın üzerindeki kadınların gebeliklerinde daha sık görülür.
Mol gebeliği kendiliğinden oluşabileceği gibi doğum, düşük veya dış gebeliğiniz sırasında da görülebilmektedir. Çok düşük yapmış olmanız riskinizi artırırken, çok doğum yapmış olmanızın koruyucu rolü olduğu uzmanlar tarafından kabul edilmektedir.
Ayrıca istatistiklere göre, daha önce trofoblastik hastalık geçirenlerde, tekrar aynı hastalığa yakalanma ihtimaliniz artmaktadır. Eşinizin 45 yaşın üstünde olması, A vitamini eksikliğiniz, hiç doğum yapmamış olmanız da risk faktörleriniz arasında sıralanmaktadır.
Mol gebeliğin belirtileri.
• Mol gebeliği olanlarda, değişik sürelerde adet gecikmesi olur.
• Kanama en sık ve genellikle ilk görülen bulgudur. Kanama koyu kahve renkli akıntı veya kan nakli gerektirecek kadar fazla miktarda olabilir.
• Bazen vajinadan üzüme benzer tanecikler düşebilir.
• Bulantı ve kusmanın olması olasıdır. Bu durum normal gebelikte görülen bulantı ve kusmalarla aynı olur.
• Görülen genel hastaların yaklaşık yarısında, rahimleri gebelik haftasına göre beklenenden büyüktür.
Mol gebelik tanısı.
Günümüzde ultrasonografinin gebeliğin erken döneminden itibaren yaygın olarak kullanılması ile hastaların çoğunda teşhis erken dönemde yapılabilmektedir. Böyle bir durumda USG’de gebelik kesesi görülmez. Bunun yerine mol veziküllerinin oluşturduğu tipik görüntü izlenir.
Mol gebeliğin tedavisi.
Tercih edilen tedavi şekli genel anestezi altında, vajinal yoldan yapılan boşaltma işlemi olan vakum aspirasyonu olmalıdır. Yapılacak olan müdahale, steril ameliyathane şartlarında, tecrübeli bir hekim tarafından yapılmalıdır. Normal kürtaja göre risk ve komplikasyonlarınız daha yüksektir.
Mol gebeliğin tehlikeleri.
Mol gebeliği geçiren hastaların yaklaşık %10–15′inde plasentaya ait hücreler gebeliğin bitmesinden sonra da çoğalmalarını sürdürürler.
Çoğalan plasenta hücreleri çeşitli yollarla diğer organlara yayılabilir. Yani akciğer ve vajinaya yayılmakla birlikte, vücudun tüm organlarına yerleşebilir. Uygun bir şekilde tedavi mümkün olmadığında bu yayılımlar sonucunda ölümle sonuçlanabilir.
Mol gebeliğin takip ve tekrarı.
Mol gebeliğiniz vücudunuzdan boşaltılmasından sonra genelde kabul edilen izlem süreniz 12 aydır. Mol gebeliğiniz, kürtaj ile vücudunuzdan uzaklaştırıldıktan sonra nadiren ilave bir tedaviye gerek olur.
Popularity: 1% [?]
EMZİRME DÖNEMİNDE BESLENME
0Emzirme Döneminde Nasıl Beslenmeli
Emzirme döneminizde, anne sütü bebeğinizin bağışıklık sisteminin gelişmesi ve yeterli beslenmesi için en gerekli besindir.
Emzirmede annenin salgıladığı süt, alınan besinlerin ürünüdür ve süt salgısı için annenin enerji, protein, yağ, vitamin, mineral ve sıvı tüketimi artırılmalıdır. Unutmayın, tıpkı hamileliğinizde olduğu gibi, bu dönemde de sizin iyi beslenmeniz, bebeğinizin sağlıklı şekilde büyümesi demektir.
Uluslararası sağlık örgütleri ve doktorlar, bebeğin ilk altı ayında anne sütü ile beslenmesini önemle tavsiye etmektedirler. Yine bu dönemde annenin alkol ve sigara tüketmemesi, tüketilen yerlerde bulunmaması ve ilaç alımlarında doktoruna başvurması gerekmektedir.
Anne günde en az 2 lt (yaklaşık 10 su bardağı) sulu gıdalar (su, süt, az şekerli limonata, komposto, çorbalar vb.) almalıdır. Annelerin günlük beslenmesinde süt, yoğurt, peynir, yumurta, kuru baklagiller gibi protein ve kalsiyum açısından zengin besinler, karbonhidrat içeren ekmek, makarna gibi gıdalar, ayrıca bol meyve ve sebze bulunmalıdır. Anne, süt verirken sigara içmemeli, çay ve kahve gibi besleyici değeri olmayan içecekleri tüketmemelidir.
Emzirme döneminde annelerin sıvı ihtiyacı artar, günlük 2-3 litre civarında su tüketmeleri gerekir. Emziren annelere ve hamilelere özel % 100 doğal karışık bitki çayları tercih edilebilir. (Örn. :Milupa Still-Tee - anason, rezene, kimyon, melisa ve rooibos bitkilerini içerir.) Bitki çayları emziren annelerin artan sıvı ihtiyacının karşılanmasına yardımcı olurken, anne sütünün arttırmaya yardımcı olur. Emzirmenin bebeğinizin bağışıklık sistemine katkısını anlatan Bağışıklık Animasonu’nu buradan izleyebilirsiniz.
Emzirme Dönemi Örnek Beslenme Programı
Kahvaltı
1 su bardağı süt (kalsiyumla zenginleştirilmiş)
1 yumurta + 30 gr. peynir
1 yemek kaşığı pekmez- bal veya reçel
2 ince dilim ekmek
1 adet meyve, 1 havuç veya domates
Ara öğün
1 adet meyve veya komposto, taze sıkılmış şekerli meyve suyu
Öğle- *Akşam
4-6 yemek kaşığı sebzeli et yemeği (tavuk-balık-dana eti)
1 porsiyon pilav veya makarna
1 kase yoğurt veya 1 su bardağı ayran
Mevsim salatası (zeytinyağlı)
1-2 dilim ekmek
1 adet meyve
Ara öğün
30 gr. Peynir, ekmek, domates ve 1 adet meyve, bitki çayları (papatya, ıhlamur, ada çayı) 1 tatlı kaşığı mevsim reçeli
Yatarken:
1 su bardak süt veya sütlü tatlı
* aksam yemeklerinde çorba yenilebilir. Yemek aralarında ıhlamur, nane, papatya gibi bitki çayları, limonata, taze meyve suları içilebilir.
Emzirme Sırasında Dikkat Edilmesi Gerekenler
• Emzirmeye başlamadan önce ellerinizi yıkayın.
• Emzirirken sırtınızı dayayabileceğiniz şekilde rahat oturun.
• Emzirirken meme ucu ve etrafındaki kahverengi halkanın çocuğun ağzına tamamıyla kapatacak şekilde oturmasını sağlayın.
• Emzirirken çocuğunuzun burun deliklerinin açık olmasına dikkat edin.
• Her emzirme öğününden sonra bebeğinizin gazını çıkartın.
• Beslenme programını bebeğinizin isteğine göre düzenleyin. Bu istek genellikle 2-3 saat aralıklarla olabilir, bu aralıklara uymaya çalışın.
• Her gün banyo yapmıyorsanız, meme başlarını günde en az bir kez, ılık su ile silmelisiniz.
Anne Sütü Yetersizse
Bebeğiniz için en uygun gıda anne sütüdür. Ancak anne sütü bebeğin beslenmesi için her zaman yeterli olmayabilir. O zaman bebeğinizi doktorunuzun önereceği, anne sütüne yakın özellikler taşıyan bir mama ile beslemeniz gerekmektedir. Bir bebeğin tüm beslenme gereksinimini karşılayacak biçimde geliştirilmiş bir bebek mamasının aşağıdaki özelliklere sahip olması gerekmektedir:
• Anne sütünde olduğu gibi sağlıklı büyüme için gerekli tüm amino asitleri içermesi
• Anne sütü esas alınarak ayarlanmış, sindirimi ve emilimi kolaylaştıracak oranda bir yağ karışımı içermesi
• Anne sütünde olduğu gibi karbonhidrat kaynağı olarak yanlızca laktoz içermesi (Laktoz; kalsiyum ve yağın emilmesini kolaylaştıracak, prebiyotik liflerle birlikte bağırsaklarda normal bakteri florasının oluşumunu sağlayacaktır.)
• Anne sütünde de bulunan ve bebeğin bağışıklık sisteminin güçlenmesini sağlayan prebiyotik lif içermesi
• Bebeğin henüz tam olarak gelişememiş böbrekleri dikkate alınarak anne sütündeki oranlarda mineral içermesi.
Anne sütünün yetersiz olması durumunda, doktorunuzun tavsiye edeceği bebeğiniz için uygun mamalar ile bebeğinizin beslenmesini sağlıklı bir biçimde sürdürebilirsiniz.
Emzirmeye ve İşe Devam Etmek
Küçük bir bebeğiniz varsa ve işe geri dönecekseniz önceden birçok olayı iyice planlamanız gerekir. İşinizle emzirmeyi beraber yürütmeyi düşünüyorsanız şunları aklınızda tutun:
• Süt rezerviniz tam dolana kadar biberona başlamayın. Çok erkenden başlamanız biberonun reddedilmesini önler, ancak erken başlamak meme karmaşasına yol açar ve süt miktarınızı azaltır. Birçok kadın için bu süre altı haftadır, ama bazı kadınlarda daha erken rayına otururken bazılarında daha uzun sürebilir.,
• İşe geri dönmeniz gereken günden çok önce biberon vermeye başlayın. Altı haftadan önce biberona geçmek istemeseniz de daha geçe kalmayın. Bebek büyüdükçe onu biberona alıştırmanız zorlaşır. Bebeğinizin günde en az bir biberon dolusu destek besin almasını sağlayın; biberonla daha sonra ne vermeyi planlıyorsanız onu, yani anne sütü vaya mama verin. Mümkün oldukça bu öğünün evde olmayacağınız saatlere denk gelmesine dikkat edin.
• Mama yerine anne sütü vermeyi düşünüyorsanız işe dönmeden önce sütünüzü toplama konusunda ustalaşmaya çalışın. Acil durumlar için 1-2 günlük süt yedeğiniz olsun. Mama kullanmayı düşünüyorsanız bile memelerinizden pompayla süt sağmayı öğrenin. Böylece süt kanallarınızın tıkanıp sütünüzün azalmasını önleyebilirsiniz.
Emzirirken Bebek Nasıl Tutulmalı?
Emzirirken bebeğinizin bütün vücudunun aynı düzlemde ve size dönük olmasına dikkat edin. Ayrıca bebeğinizin ağzı memenize yakın olmalı ki uzanmak için fazla çaba harcamasın. İsterseniz kendinizin ya da bebeğinizin yanlarına yastık koyarak da destek alabilirsiniz. Bütün bunlar bebeğinizin, memenizi tam ve doğru kavramasını kolaylaştırır. Bebeğinizi, emzirmek için değişik şekillerde kucaklayabilirsiniz.
• Kucaklama: Pek çok anne için rahattır ve en sık uygulanan pozisyondur. Bebeğiniz kucakladığınız kolunuzun tarafındaki memeyi emer.
• Ters kucaklama: Prematüre ya da kavramada güçlük çeken bebekler için uygundur. Emzirmediğiniz taraftaki kolunuzla bebeğinizi kavrayın ve diğer elinizle bebeğinizin başına ya da kendi memenize destek olun.
• Koltuk Altı: İkizlerde, büyük göğüslü annelerde veya çökük meme başı durumlarında uygulanır. Emzireceğiniz göğsün olduğu koltuk altına doğru bebeğinizi uzatın.
• Yatarak: Sezaryen doğum, problemli veya normal doğum sonrası yorgun olan annelere emzirirken dinlenebilme imkanı sağlar. Bebeğinizin yüzü ve bedeni size dönük olmalıdır.
Emzirme Tekniği Nasıl Olmalı?
• Sakin ve gürültüsüz bir ortamda, rahat oturmalısınız. Çünkü fiziksel rahtlama, süt salınımını da rahatlatır.
• Bebeğinizi tüm vücudunu kendinize dönük olarak tutun ve kollarının memenize ulaşmasına engel olmamasına dikkat edin.
• Emzirmeye başlamadan önce, bebeğinizin burnunun açık olmasına dikkat edin. Açık değilse temizleyin.
• Emzirmeye başlamak için bebeğinizin başını memenize doğru itmeyin ya da meme başınızı ona zorlayarak vermeyin. Çünkü bu onu sinirlendirebilir ve emmeyi reddetmesine neden olabilir. Meme ucunuzdan bir damla süt çıkarın ve bebeğinizin yanağına dokundurarak arama refleksini uyarmalı ve meme başını kendisinin bulmasını sağlamalısınız.
• Emzirmeye başlamadan önce serbest olan elinizin baş ve işaret parmağıyla göğüs halkanızın üst kısmını, diğer üç parmağınızla da alt kısmını tutmalı ve hafifçe bastırmalısınız. Bu şekilde hem sütün kanallara akışını kolaylaştırır hem de bebeğinizin burnunun gömülmesini engelleyerek rahat nefes almasını sağlarsınız.
• Emzirmek canınızı acıtmamalı! Eğer acı duyarsanız muhtemelen bebeğiniz memenizi yanlış kavramıştır. Onu nazikçe memenizden ayırın ve tekrar deneyin.
• Emzirmeniz bittiğinde memenizi bebeğinizin ağzından zorlayarak çekmeniz, meme başına zarar verebilir. Bebeğinizi memeden ayırırken küçük parmağınızı yavaşça ağzının kenarından içeri sokarak emme basıncını kesin ve memenizi rahatlıkla çekin.
Popularity: 1% [?]
