BUĞDAY ÇİMİ İLE GELEN SAĞLIK

0

Buğday filizi ve çimi, kanı temizliyor, kanserden koruyor

Buğdayın, ev ortamında çimlendirilerek tanesinin veya uzayan çimlerinin tüketilmesi, bağışıklık sistemini güçlendiriyor, hücreleri yeniliyor, kansere karşı koruyor, kalp damar sistemindeki tahribatı onarıyor ve kanı temizliyor.
Buğday filizi ve çimi, kanı temizliyor, kanserden koruyor
Prof.Dr. Erkan TOPUZ, buğday çimi suyunun düzenli kullanılmasını öneriyor,  İnsanlığın temel besin kaynağı olan buğday, evinize sadece beyaz ekmek ve aşurelik tane olarak giriyorsa çok şey kaçırıyorsunuz demektir. Çünkü buğday, ev ortamında çok basit yöntemlerle çimlendirilerek tanesiyle veya uzayan çimlerinin tüketilmesiyle bağışıklık sistemini güçlendiriyor, hücreleri yeniliyor. Özellikle buğday çimi suyunun‘şifa içeceği’ olduğu belirtiliyor. Çimlenmiş buğdayın sağlığa etkilerini İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi Onkoloji Enstitüsü Müdürü Prof.Dr. Erkan TOPUZ‘a sorduk. Kendisinin de evde buğday çimi üretip sofrasında bulundurduğunu belirten Prof.Dr. Erkan TOPUZ, buğday çimi suyunun mikropları öldürücü etkisiyle kanı temizlediğini belirtiyor. Bununla birlikte, kardiyovasküler sistemde de damarların açılmasını sağlıyor.

Buğday çiminin “Allah’ın verdiği çok büyük bir potansiyel” olduğunu ifade eden Prof. Dr. Topuz’un aktardığı bilgilere göre, buğday çiminin gençlik verici, imnün sistemi (bağışıklık) güçlendirici ve kansere karşı koruyucu etkileri var. Aynı şekilde saç dökülmelerine faydalı olduğu iddia ediliyor. Buğday çimi suyunun kimyasal bileşimi kana çok benziyor. İçeriğinde antiseptik temizleme özelliği olan klorofil yüzde 70 oranında bulunuyor. Mükemmel bir protein kaynağı ve bol miktarda beta karoten içeriyor. Yüksek oranda B1, B6, B12 vitaminleri, C, E, K vitaminleri ihtiva ediyor. Ispanaktan daha çok demire sahip olduğu için anemi (demir eksikliğine bağlı kansızlık) hastalarının kullanması tavsiye ediliyor. Başta magnezyum olmak üzere çok çeşitli mineraller içeriyor. Besin öğeleri vücudu besliyor ve gerçek bir denge sağlıyor.

Buğday çimi suyunun faydalı olduğunu ilk keşfeden kişinin Boston’da Hipokratlar sağlık kuruluşunun kurucusu Dr. Ann Wigmore olduğunu belirten Prof. Topuz, Wigmore’un hikayesini şöyle anlattı: “Dr. Wigmore, bacaklarındaki kangreni bununla tedavi etmiş. Doktorların bacaklarını kesme kararı üzerine buğday çimi suyunu içmeye başlamış. Çimlerden yaptığı lapayı da bacaklarına uygulamış. Bu şekilde tedavi olmakla kalmamış, iyileştikten sonra Boston maratonuna katılmış. O zamandan beri, tedavisi imkansız denilen hastalar buğday çimi suyu kullanıyor. Bitkisel tedavileri devamlı yapmak gerekir. İmkanı olan, her gün iki bardak içebilir. Bu suyu buğdaya karşı alerjisi olanlar da kullanabilir. Buğdayın birkaç gün nemli ortamda bekletilip filizlendirilerek tanesiyle tüketilmesi de çok faydalı. Böylece buğdayın hem çok faydalı olan kabuğu, hem de rüşeym denilen besin değeri çok yüksek embriyo kısmı alınmış olur. Bu filiz bebek gibi büyük bir güçle doğar. Bütün filizlerde, ama özellikle buğdayda büyük potansiyel var. Vitamin, mineral, antioksidan bakımından müthiş zengin. Çünkü çoğalıp yeni bir bitki üretecek. Gençlik sırrıdır. Çimi çok üretebilirseniz suyunu için. Azsa her gün koparıp salatanıza katın.”

Buğday nasıl çimlendirilir?

Buğday çimi üretimini Türkiye’de 25 sene önce ilk kez başlatan Kırkambar Baharat’ın sahibi Bahri Kılıç’ın üretim önerileri şöyle: Öncelikle doğal, ilaçlanmamış buğday alın. Zirai buğdaylar zararlılara karşı ilaçlanmış olabileceği için dikkatli olun. Aşurelik buğday çimlenmez. Bir avuç buğdayı oda sıcaklığındaki içme suyu ile ıslatıp bir gece bekletin. Ertesi sabah şişen buğdayların suyunu süzüp genişçe bir tepsiye üst üste gelmeyecek şekilde yayın. Üzerini nemli bir bezle örtüp evin en sıcak ve karanlık yerine bırakın. Bez ve buğdaylar kurudukça nemlendirin. Buğdaylar 3-4 gün sonra filizlenmeye başlar. Filizleri 2 cm uzayınca dolaba alıp, her gün 1-2 kaşık salatalara katabilir, yoğurtla veya zeytinyağı, limon, nar ekşisi gibi karışımlarla tüketebilirsiniz. Çok dayanıklı olmadığı için azar azar çimlendirme yapılmalı.

Buğday çimi üretmek için de, yine bir gece suda beklemiş buğday tanelerini yayvan bir saksıya veya varsa bahçeye ekip üzerini toprakla örtün. Çimler 10-15 cm uzayınca 1 cm yukarıdan makasla kesin. Kestikçe uzayan çimlerden her gün salatanıza katın. Çok ektiyseniz mutfak robotundan geçirip suyunu çıkararak kullanın. Marketlerde satılan hazır çimler, büyümesini hızlandırmak için katkı maddesi katılabildiği için çok güvenli olmayabilir.

Popularity: 1% [?]

ZONA RİSKİ VE SU ÇİÇEĞİ

0

50 Yaş Üstünde Zona Tehlikesi

Domuz gribinden ölümlerin çoğunlukla 50 yaş altında olması, 50-60 yaş üstü kişilerin bu hastalıktan çok ”su çiçeği geçiren herkeste görülen ve bağışıklık sistemindeki zayıflamayla ortaya çıkan ”zona” (Herpes Zoster) hastalığının riski altında olduklarını bildirdi.

Zona Tehlikesi
Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Dermatoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hamdi Memişoğlu, AA muhabirine yaptığı açıklamada, ”zona” hastalığının her yaşta ve her mevsimde görüldüğünü ancak, bağışıklık sisteminin zayıfladığı ileri yaşlarda, sonbahar ve kış aylarında daha sık rastlandığını belirtti.

Su çiçeği geçiren herkeste zona hastalığının görüldüğünü, alınacak tek önlemin ise bağışıklık sistemini güçlü tutmak olduğunu belirten Memişoğlu, ”Domuz gribi vakalarında ölümler daha çok 50 yaş ve altında görülüyor. Bu nedenle, 50-60 yaş üstü kişiler, bu hastalıktan çok bağışıklık sisteminin zayıflamasıyla ortaya çıkan zona hastalığının riski altında” dedi.

Memişoğlu, ”su çiçeği hastalığı geçirmiş olan kişilerde, su çiçeği virüsünün sinir köklerinde uyur durumda kalması ve yıllar sonra bile olsa tekrar aktive olmasıyla ortaya çıkan bir hastalık” olan zona hastalığının uyuşukluk, vücutta kaşıntı ve ağrıyı takiben ciltte ortaya çıkan döküntü benzeri deri lezyonları ile kendini gösterdiğini belirtti.

Hastalığın saçlı deriden ayak ucuna kadar her yerde görülebileceğini ancak, daha çok göğüs, kalça ve yüzde görüldüğünü anlatan Memişoğlu, deride oluşan kabarcıkların iki ya da üç hafta içinde iyileşebileceğini ancak, ağrının geçmesinin daha uzun zaman aldığını kaydetti.

”SU ÇİÇEĞİ GEÇİRMEDİM” YANILGISI

Zona hastalığının ileri yaşlarda bazen ağır seyredebileceğini ifade eden Memişoğlu, ”Bazı yaşlılar, (ben su çiçeği geçirmedim, bu nedenle zona hastalığına yakalanmam) gibi bir yanılgıya düşüyor, oysa, bu yaşlılarımız su çiçeğini hafif geçirmiş, hatta ana rahminde bile geçirmiş olabilirler. Bu ihtimal de göz önünde tutulmalı” diye konuştu.

Vücuttaki su kabarcıklarıyla kendini gösteren su çiçeği benzeri hastalığın tedavisinin ılık pansumanlar ve ağızdan alınacak ilaçlarla mümkün olduğunu ifade eden Memişoğlu, ancak, ağır seyrettiği durumlarda hastanın yaşam kalitesini büyük ölçüde düştüğünü kaydetti.

Hastalığın bulaşıcı yönüne dikkati çeken Memişoğlu, ”Önceden su çiçeği geçirmemiş olan bir kişi zona hastalığı taşıyan bir kişiyle yakın temasta bulunursa su çiçeği hastalığına yakalanabilir. Ancak zona hastalığı taşıyan bir kimseden direk zona hastalığı bulaşması mümkün değildir” dedi.

Popularity: 1% [?]

BEBEĞİN İLK DİŞ MUAYENESİ

0

İlk diş muaynesi ne zaman olmalı?

Sağlıklı bir ağız ve dişler, sağlıklı bir yaşamın temel yapıtaşları arasında yer alıyor. Uzmanlar, hayat boyu sürecek ağız ve diş bakımının 6 aylık iken başlaması gerektiğini belirtiyor.

İlk diş muaynesi ne zaman  olmalıAğız ve diş sağlığı, vücut sağlığı açısından büyük önem taşıyor. Bu konuda henüz erken yaşlarda adım atılması, ağız ve diş bakımına özen gösterilmesi gerekiyor. Süt dişleri geçici olduğu için çoğu kez ebeveynler tarafından önemsenmiyor. Oysa süt dişlerinin ihmal edilmesi, ileride daimi dişlerde de çeşitli sorunlara yol açabiliyor. Bu nedenle diş kontrollerine bebeklikten itibaren başlanmasının önemini vurgulayan Anadolu Sağlık Merkezi Diş Hekimi Ayça Neşve Kayabaşoğlu, bebeklerin ilk diş muayenesinin altı ay ile bir yaş arasında yaptırılması gerektiğini söylüyor. Ayça Neşve Kayabaşoğlu, erken yaşlarda ağız ve diş bakımı ile ilgili sorularımızı yanıtladı.

Bebeklerin ilk diş muayenesi ne zaman yaptırılmalı?

Bebeklerin ilk diş muayenesinin, dişleri çıkmaya başladıktan sonra, genellikle altı ay ile bir yaş arasında yaptırılması gerekiyor.

Bir yaş, muayene için çok erken değil mi?

İlk diş hekimi ziyaretinin bu kadar erken başlamasının en önemli nedeni, hekimlerin bebeklik döneminde dişlerin nasıl temizlenmesi gerektiğini ebeveynlere göstermesidir. Ayrıca, halk arasında biberon çürüğü olarak da adlandırılan ve yanlış beslenme alışkanlıklarına bağlı olarak oluşabilen erken dönem çocukluk çağı çürüklerinden çocukların korunabilmesi için küçük yaşta ağız diş muayenesinin yapılması büyük önem taşır.

Hiçbir el aleti kullanılmaz

İlk yaş muayenesinde bebekler ağrı hisseder mi?

Bu dönemde ağız diş muayenesi  bebek, ebeveynin kucağında otururken ya da yatarken gerçekleştirilir. Bebeği korkutmamak için tüm hareketler yavaş ve nazikçe, genellikle hiçbir el aleti kullanılmadan yapılır. Bu sayede bebeğin ilk muayenesi ağrısız bir şekilde gerçekleşmiş olur.

İlk yaş muayenesine gelirken nelere dikkat etmek gerekir?

İlk yaş muayenesinin amacı bebeğin diş sağlığı, koruyucu uygulamalar ve beslenme konularında ayrıntılı bilgiler vermektir. Çocuğun ağız içi muayenesinin ardından ebeveynlere muayene ile ilgili ayrıntılı bilgiler verirken çocukla ilgilenecek bir yakının da beraber olması rahat bir ortam sağlar.

Çocukları ilk diş hekimi muayenesine alıştırmak için neler yapılmalı?

İlk muayeneden önce bu konuda yazılmış hikaye kitapları okunarak çocuklar ilk deneyime hazırlanabilirler.

Güven duygusu çok önemli

Eğer tedavi gerekirse çocuklar bu duruma nasıl hazırlanmalı?

• Tedavi öncesinde “korkma, hiç acımayacak” gibi cümleler kurmamak gerekiyor. Bu tür cümleler çocukların bilinçaltında acıyabileceği fikrini doğurabilir.
• Çocuk diş hekimi randevusundan sonra hediye ile ödüllendirilmemeli. Böylelikle muayeneler için rutin bir uygulama algısı yaratılabilir.
• Çocuğa geçmiş diş hekimi deneyimlerinden olumlu cümlelerle bahsetmek önem taşıyor. Eğer diş hekimine gitmeyi reddederse dişlerinin daha çok çürüyeceği ve sonrasında iğne yapılıp çekilmek zorunda kalabileceği gibi korkutucu cümleler kurulmamalı. Çünkü tüm bu işlemler, bir gün çocuğunuzun gerek duyabileceği tedaviler olabilir.
• Diş hekiminin dişlere bakmak dışında bir şey yapmayacağı konusunda çocuğa söz verilmemeli. Bırakın çocuk hekimi dinleyerek kendi izlenimleri ve hissettikleriyle bu durumun üstesinden gelsin. Zor bir tedavi yapılacak olsa bile, ilk ziyarette çocuk ile hekim arasında güçlü bir güven duygusu oluşursa bu deneyim kolaylıkla aşılabilir.

İlk diş hekimi ziyaretinde neler yapılıyor?

İlk muayenede ayna ve ışık yardımıyla çocuğun tüm dişlerine bakılarak var olan sorunlar ve tedavi yöntemleri belirleniyor ve ebeveyne bilgi veriliyor. En önemlisi diş sağlığı açısından beslenmede nelere dikkat edilmesi ve koruyucu uygulamalar hakkında ebeveynler bilgilendiriliyor. Bu işlemler yapılırken kullanılan tüm aletler çocuğa tanıtılıyor ve bazı aletleri onların denemesine izin veriliyor. İlk muayenede canı yanmayan, hatta oynanan oyunlar sayesinde odadan mutlu ayrılan çocuk  bir sonraki randevuya çok daha rahat geliyor.

Çocuk tedavi olurken aileden birinin yanında kalması gerekir mi?

• Dikkatleri çok kolay dağılabildiği için bazen tedavi başladığında, çok küçük yaştaki çocuklar dışında, ailelerin bekleme salonlarında kalması daha uygun olabiliyor. Bu nedenle ebeveynlerin çocuklarına tüm tedavi süresince yanlarında olacakları konusunda bilgi vermemeleri, tedavinin seyri açısından önem taşıyor.
• Ebeveynler eğer tedavi süresince mutlaka çocuklarının yanında olmak istiyorlarsa, mümkün olduğunca çocukla sözlü iletişim kurmamaya çalışmalılar. Özellikle “acıyor mu?” gibi sorular çocuğun uyumunu olumsuz yönde etkileyeceği unutulmamalı.

Popularity: 1% [?]

NEDEN GEBE KALAMIYORUM

0

Düzensizliğin nedeni bulunmalı

Genç kızlarda adetlerin ilk dönemlerde düzensiz olması normaldir, zamanla her şey yoluna girer. 40’lı yaşlarda da pek çok kadın adet düzensizliği yaşar. Bu strese, mevsim değişikliklerine, hormonal sorunlara bağlı olabilir ama yine de nedenini araştırmak gerekir.

NEDEN GEBE KALAMIYORUM?

27 yaşındayım ve 2 sene önce evlendim. Evlenmeden 2.5 sene önce prolaktin hormonu tedavisi gördüm ve tedavinin bittiğini, hormonlarımın düzene girdiğini söyleyerek ilaçlarımı kestiler. Eşimle 2 senedir korunmasız ve haftada en az 3 defa beraber olmamıza rağmen hâlâ hamile kalamadım. Doktora gitmeden önce sizin düşüncelerinizi almak istedim.

CEVAP: Prof.Dr. Derin KÖSEBAY, Prolaktin hormonunun yüksek değerlerde olması yumurtlamayı durdurur ve dolayısı ile gebe kalmaya engel olur. Fakat bu sorun tedavi edildi ise ve aradan da 2 sene gibi uzun bir süre geçti ise neden gebelik olmuyor. Bunun incelenmesi lazım. Prolaktin hormonundan başlayarak hormon testleriniz yapılması, yumurtlama tayini (USG ile) yapılması, rahim filminin çekilmesi ve eşinizin sperm muayenesinin yapılması gerekiyor. Bunlar yapıldıktan sonra neden gebe kalamadığınız muhtemelen anlaşılacak ve gerek tedavi ile istediğiniz gebelik olacaktır. Sevgiler.

ADETLERİM DÜZENSİZ

16 yaşında genç bir kızım. Adet düzensizliği nedeniyle doktora gittim. Ultrason, kan ve hormonlarım normal çıktı. Doktor bana bir ilaç verdi. İlacı içtikten 2 gün sonra adet gördüm. Yeniden adet düzensizliği yaşıyorum. En son adetimi 12 Ekim’de gördüm, Kasım’da olmadım. Kısırlık ve tüp bebek bölümünde adet düzensizliği yaşayanların çocuğu olmazmış diye bir yazı okudum. Sizce ileride çocuğum olur mu? Bir de akıntım var. Bunun sebebi ne olabilir?

CEVAP: Prof.Dr. Derin KÖSEBAY, Adet düzensizliği yapan pek çok neden var ve hemen herkesin hayatında adetin düzensizliğinden şikayet ettiği dönemler olmuştur. Yeni adet görmeye başlayan bir genç kızın adetleri başlangıçta çoğu kere düzensizdir, zamanla düzenli hale gelir. 40’lı yaşlarda pek çok kadının adet düzensizliği yaşadığını görüyoruz. Stres, mevsim değişiklikleri, tiroid, hipofiz hormonlarındaki aksamalar adet düzenini yine bozan faktörlerdir. Eğer adet düzenini bozan neden anlaşılırsa, çok büyük olasılıkla tedavisi yapılır ve her şey yoluna girer. Bu anlattığım şeyler dışında da düzensiz kanamalar olabilir. Buna örnek rahim ve yumurtalıklardaki ur ve kistlerdir. Adet düzensizlikleri basit nedenlerle sık olarak görülse de üzerinde ciddi olarak durulmalı ve nedeni araştırılmalıdır. O halde burada tekrar söylemekte yarar var. Hiçbir şikayet olmasa da her kadın senede bir muayene olmalı ve vajinal smear aldırmalıdır. 40’lı yıllarda muayeneleri 6 ayda bir yaptırıp senede bir meme röntgeni de çektirmelidir. Şikayet olduğu zaman, ihmal edilmeden nedeni araştırılmalıdır.

ÇOCUĞUMA DA HEPATİT B BULAŞIR MI?

Hepatit B taşıyıcısıyım. Hepatit B eşime ve çocuğuma bulaşmamış. İkisine de aşı yaptırdık. İkinci çocuğu yapmayı istiyoruz. Acaba ikinci çocuğa bulaşır mı?

CEVAP: Prof.Dr. Derin KÖSEBAY, Sevgili okuyucumuz, Hepatit B taşıyıcıysanız doğacak bebeğe bu hastalığın geçme olasılığı çok yüksek. Normalde yeni doğanlara doğumdan 7 gün sonra yapılan Hepatit B aşısından önce (İlk 24 saatte) Hepatit B immun serumu da verilir. Bebek bu şekilde korunmuş olur.

Popularity: 1% [?]

DOĞUM SONRASI DEPRESYONU

0

DOĞUM SONRASI DEPRESYON

Depresyon üst başlığı altında ele alınan hastalıklar içinde belki de en fazla gözden kaçanı doğum sonrası depresyondur. Ancak doğum sonrası depresyonu normal doğum yapan kadınların yarısından fazlasında görülen annelik hüznü ile karıştırılmamalıdır. İkisi farklıdır ve birbirinden farklı iki durumu ifade eder.

Doğum sonrası psikolojik sorunlarANNELİK HÜZNÜ

Doğumdan sonraki ilk hafta içinde görülen, annelerin kendilerini biraz mutsuz, şaşkın ve sersem hissettikleri fakat zihinsel işlevlerinin normal olduğu bir durumdur. Doğumdan sonraki 3.ve 4. gün bu belirtilerin en şiddetli olduğu zamandır. Normal bir çocuk doğuran annelerin yarısı ile üçte ikisi arasındaki bir çoğunluğu bu durumu yaşar.(Normal geçmeyen, sorunlu, komplikasyonlu gebeliklerde ve doğumlarda bu olumsuz duyguların daha somut nedenlerinin olmasından dolayı daha farklı değerlendirilmesi gerekir.) Bir başka deyişle annelik hüznü doğum komplikasyonu (olumsuz ve istenmeyen gelişme) veya anestezi etkisine bağlı değildir.

Annelik hüznü yaşayan kadınlarda çoğunlukla gebeliğin son 3 ayında anksiyete (sıkıntı) ve depresyon yakınmaları gözlenir ve bu annelerde aybaşı gerginliği, doğum korkusu ve kötü sosyal koşullar daha sık görülür.
Tedavi gerekmez, birkaç gün içinde kendiliğinden düzelir. Bu durum en çok ilk gebelikte görülür.

DOĞUM SONRASI DEPRESYONU (POSTPARTUM DEPRESYON)

Doğuran kadınların yaklaşık %10-15‘inde görülür (Bizim İstanbul’da yaptığımız bir çalışmada %16 oranında doğum sonrası depresyonu saptadık). Genellikle loğusalığın ilk iki haftası içinde başlar. Bu dönemde kadınlar üzüntülü,sıkıntılı,ağlamaya hazır görünür. Mutsuzluk, bitkinlik, neşesizlik, isteksizlik, hayattan zevk alamama ilgisizlik gibi yakınmaları olan annelerin bebeğin bakımı için gereken yoğun uğraş ve uykusuzluğa da maruz kalmaları durumu ağırlaştırır. Bu duygusal karmaşanın bir çok nedeni vardır: gebelik sonuna doğru çok yükselmiş bulunan östrojen ve progesteron hormonlarının doğumdan sonra birdenbire hızla azalması,yine adrenal steroidlerin (böbreküstü bezinin salgıladığı bir hormon) birdenbire azalması gibi daha çok hormonal nedenler yanında doğum olayının başlı başına oluşturduğu stres ve annelik rolünün getireceği yeni sorumlulukların bilincinde olma bunların başlıcalarıdır.

Aynı dönem erkek (baba) için de benzer duygular oluşturabilir. Sorumlulukların artışı,cinsel beraberlik imkanının bir süre kısıtlanması,eşinin ilgisinin kendi üzerinden doğacak çocuğa kayacağı kaygısı ve iyi gitmeyen evliliklerde çocuğun ayrılmayı zorlaştıracak yeni bir bağ olması gibi faktörler babada tedirginlik ve stres oluşturabilir.

Daha önce bir psikiyatrik hastalık geçirmiş olma veya halen stres verici bir yaşam olayını yaşıyor olma durumu olumsuz etkileyen etmenlerdendir. Doğum sonrası depresyonunu olumsuz etkileyen diğer etmenler arasında genç yaşta anne olma,erken dönemde ortaya çıkan annelik hüznü,kötü evlilik ilişkisi (ayrılmayı zorlaştıran yeni bir bağın oluşumu nedeniyle),sosyal destek yokluğu (vb.) sayılabilir.Doğum sonrası depresyonları çoğu zaman diğer depresyon ataklarına kıyasla hem daha ciddi seyretmekte hem daha sık tekrarlama eğiliminde olmaktadır. Başlangıç zamanının (doğum) bilinmesi nedeniyle de tedavi açısından fırsat tanımaktadır. Doğumdan hemen sonra tedaviye başlanan hastalarda daha çabuk ve daha kesin bir iyileşme elde edilebilmektedir.

Doğum sonrası depresyonun anne-bebek ilişkisini bozarak bebeğin psikolojik gelişimi üzerinde olumsuz etki bırakabileceği de unutulmamalıdır.

Her bin doğumdan 1-2′sinde ise yoğun depresyon (çökkünlük) duygusuna eşlik eden intihar fikirleri olabilir. Bazı ciddi depresyon vakalarında ise halüsinasyonlar(varsanı) ve hezeyanlar(sanrı) hatta bebeğini öldürme düşünceleri gibi psikotik belirtiler görülebilir.

Tedavide psikolojik ve sosyal destek ilaç tedavisi kadar önemlidir. Bütün bunlar göz önünde bulundurularak bu dönemde eşler birbirlerine karşı hoşgörülü ve toleranslı olmalı,özellikle annenin içinde bulunduğu nazik durum çevre tarafından özellikle de eşi tarafından desteklenerek atlatılmalı,gerek duyulduğunda bir psikiyatriste başvurmaktan çekinilmemelidir.

Popularity: 1% [?]

EL BİLEĞİNDEN ANJİYO

0

EL BİLEĞİNDEN ANJİYO

Yıllardır kasıktan yapılan anjiyo girişimleri artık el bileğinden de başarılı bir şekilde uygulanıyor. Hasta bu sayede sabah anjiyo olup, öğleden sonra işine ya da evine dönebiliyor. Anjiyonun el bileğinden yapılmasıyla gündelik yaşantıya dönmek de kolaylaşıyor.

El bileğinden anjiyo yönteminde komplikasyonların da daha az olduğuna dikkat çekenKardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Ertan Ökmen konuyla ilgili soruları yanıtladı.

El bileğinden anjiyo nasıl yapılıyor?

Anjiyo yapılacak cilt altı uyuşturuluyor ve işlem lokal anestezi altında yapılıyor. Kesi çok küçük olduğu için hasta ağrı hissetmiyor. Sonrasında da bir sıkıntı yaşanmıyor.

Anjiyonun el bileğinden yapılmasının avantajları nelerdir?

Bilek damarı kasık damarının aksine cilt yüzeyine çok yakındır ve şişman hastalarda bile kolaylıkla girilebilir. Cilde yakınlık ve arkasındaki kemik doku aynı zamanda işlem sonrasında giriş deliğinin kapanmasında kolaylıkla kompresyon uygulanabiliyor. Kanama çok kolay kontrol altına alınabiliyor. Kasıktan yapılan anjiyoda hasta, bir gün boyunca yatmak zorundadır. İşlemden sonra kasık bölgesine kum torbaları da konulur. Bilek damarı yolu ile yapılan girişimlerde ise işlem sonrasında kılıf yüksek doz kanı sulandırıcı ilaçlara rağmen hemen çekilir. Hastaya bileklik benzeri bir materyal takılır ve bu bileklik iki saate yakın hastada takılı kalır, hastaneden çıkmadan önce de çıkarılarak bandaj yapılır. Hasta ertesi gün bandajını çıkarabilir. Hasta işlemden hemen sora ayağa kalkabilir, oturabilir, tuvalete gidebilir, hatta işlem yapılan elini kullanabilir yemeğini kendi yiyebilir. Koroner tanısal işlemlerden sonra 6 saat hastanede yatmak yerine 2.5-3 saatte taburcu olabilir.

Anjiyosunu el bileğinden yaptıran kişiler işe ne kadar sürede geri dönebilir?

Evet, eğer hasta isterse aynı gün içinde işine dönebilir. Elbette bunlar anjiyo sonucuna göre belirlenir. Eğer anjiyoda tedavi gerektirecek bir sonuç çıkarsa o zaman hastaya farklı davranılır. Gerekiyorsa hastaneye yatırılır.

Komplikasyon olabiliyor mu?

Bilekten yapılan anjiyoda giriş yeriyle ilgili komplikasyon riski yüzde birin altında görülüyor. Yani neredeyse hiç yok. Anjiyodan sonra önemli olan giriş yerinin sıkıştırılmasıdır. Asıl işlem kataterin damar içine girmesi için açılan 3 mm’lik deliğin kapanmasıdır. Giriş yerinden kaynaklanan sıkıntılar bu deliğin iyi kapanamamasından kaynaklanır. Kasıktan yapılan anjiyoda kullanılan damar büyük bir damardır. Arkasındaki kemik dokular oldukça geride, kas ve yağ var. Özellikle kilolu kadınlarda yağdan dolayı iyi sıkışma sağlanamayabilir. El bileğinden yapılan anjiyoda damarın altında kemik olduğu için anjiyo sonrasında kullanılan bileklik benzeri bir materyal sayesinde kanama kısa sürede durur ve deliğin kısa sürede kapanması sağlanır. Anjiyonun riskleri ondan alınacak bilgilerin sağladığı kazanımlar düşünüldüğünde çok önemsizdir.

İşlem sonrasında bilekte herhangi bir iz kalıyor mu?

El bileğinden anjiyo 3-4 mm’lik çok küçük bir kesiden yapılıyor. Yani üç veya dört toplu iğnenin başı kadar büyüklükte belli belirsiz bir iz oluyor.

El bileğinden anjiyo her hastaya uyglanabiliyor mu?

Yapmayı istemediğimiz bazı hasta grupları var. Bunlardan bir tanesi diyalize giren hastalar. Bu hastaların kol damarı üzerinde hareket etmek sıkıntılı olabiliyor. Kronik böbrek yetmezliği olan kişilerde de kol damarları önemli olduğundan uygulamamayı tercih ediyoruz. Ayrıca, herhangi bir kaza ya da yaralanma sonrasında kolunda travma oluşanlara da el bileğinden anjiyo yapılamıyor.

Popularity: 1% [?]

SERVİKS KANSERİ

0

Anneme serviks kanseri teşhisi konuldu. 5 hafta kemoterapi gördükten sonra 5 seans brakiterapi gördü. Tedaviye başlamadan önce kitlenin 6.5 santim olduğunu söylediler. Tedaviden 1 ay sonra çektirdiğimiz filmlerde kitlenin 3.5 santime küçüldüğünü söylediler. Acaba bu gibi tedavilerde en iyi sonuç kitlenin tam olarak bitirilmesi mi yoksa küçültülüp ileriki zamanlarda kaybolması mı?

CEVAP :
Anneniz epey gecikerek tedaviye başlamış. Rahim ağzı kanseri için 6-7 santim çok büyük bir tümör demek. Bu nedenle de ameliyat yerine çok doğru olarak radyo-kemoterapi yapılıyor. Tümörün bir ay içinde nerdeyse yarı yarıya küçülmesi iyi bir göstergedir. Kontrollerde daha da küçüleceğini sanıyorum. Burada amaç tümörün tamamen yok edilmesidir. İleriki muayenelerde bu durum kontrol edilecek, gerekirse biyopsiler alınacaktır. Tümör tam yok edilmezse işler biraz zorlaşıyor. Belki ameliyatla rahmi almak veya daha agresif bir cerrahi uygulamak da gerekebilir ama şimdilik beklenecek… Umarım herşey iyi gider ve başka ek bir tedaviye gerek kalmaz… Sevgiler.

Popularity: 1% [?]

KİSTİ ALDIRMADAN KURTULAMAZMIYIM?

0

Kisti aldırmadan kurtulamaz mıyım?

29 yaşındayım, 3 yıl once büyük bir sancıyla ilk kist oluştu. Bu daha sonraki yıllarda 8 kez tekrarladı ama her seferinde daha az sancı yapıyor. Bu kist neden oluşuyor? Bazı doktorlar aldırmadan kurtulamayacağımı, sürekli tekrarlayacağını söylüyor. Eğer ameliyat olursam sonuçları ne olur?

Devamlı kist oluşması diye bir hastalık olduğunu sanmıyorum. Yumurtalığın fonksiyon bozukluklarında zaman zaman yumurtlama için gelişmeye başlayan bir folikül belirli bir büyüklüğe gelince yırtılması gerekirken yumurtlama olmaz ve gelişimine devam eder. Bu şekilde meydana gelen kistler hiç tedavi edilmeseler bile birkaç ay sonra kendiliğinden küçülür ve sorun biter. Fakat bu durum 2-3 ayda bir tekrarlıyorsa, tedavi edilmesi gereken bir durum var demektir. Doğum kontrol hapları bu tip rahatsızlıkların ortaya çıkmasını engeller. Yumurtalıktaki fonksiyonların düzelmesini sağlar ve bu tip kistler oluşmaz… Sizin çok kısa özetlediğiniz durumdan benim anladığım şey bu… Aslında en doğru yol bunu doktorunuzla konuşmanızdır. Sevgiler.

Popularity: 1% [?]

HER İLİŞKİDEN SONRA KAN GELİYOR

0

Her ilişkiden sonra kan geliyor, neden?

30 yaşındayım. Adetlerim düzenli, herhangi bir sorunum yok. Ancak ne zaman eşimle cinsel ilişkiye girsem benden adet dönemindeymişim gibi kan geliyor. Bu durum beni korkutuyor. Bu kötü bir hastalığa mı işaret ediyor?


Vajina, rahim ağzı ve rahim hastalıklarının bir kısmında (belki de daha tehlikeli olanlarında) bu tip şikayetlere daha sık rastlanılmaktadır. Özellikle ülkemizde genç yaşlarda rahim ağzı kanserini çok sayıda görüyoruz. Mutlaka sizde de böyle bir şey vardır demek istemiyorum. Mesela rahim ağzı kanserinin ilerlemiş dönemlerinde ortaya çıkan bir belirti, ilişki sonrası kanamadır. Bence gecikmeden bir kadın doğum uzmanına gidip muayene olmalısınız. Smear testi denen akıntı tahlilinin de yapılmasında yarar var.

Popularity: 1% [?]

KALP SAĞLIĞI İÇİN ÖNERİLER

0

Yapılan araştırmalar kalp krizlerinin kış aylarında iki üç kat daha fazla olduğunu ve yaz aylarına göre daha ölümcül seyrettiğini gösteriyor.

KALP SAĞLIĞI İÇİN ÖNERİLERYaz aylarında kalp krizi vakalarının arttığına dair bir inanış vardır ama yapılan araştırmalar özellikle kış aylarında kalp krizi tehdidinin daha güçlü olduğunu oraya koyuyor. Kalp krizi vakaları kış aylarında diğer mevsimlere göre iki üç kat artıyor. Solunum yolu enfeksiyonları, grip, kış aylarında daha fazla kalori içeren yağlı besinlerin tüketilmesi ve bu kalorinin harcanamaması, daha az güneş ile temasın getirdiği bazı hormonal değişiklikler, kapalı havaların oluşturduğu stres bu durumun nedenleri arasında yer alıyor.Anadolu Sağlık Merkezi Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Ertan Ökmen, kış aylarında kalp krizi tehlikesinden korunmak için dikkat edilmesi gerekenleri anlatıyor.

Kalp krizlerinin kış aylarında daha sık olmasının en önemli sebebi soğuk havaların uyardığı damarlardaki büzülme, spazm ve tansiyonu yükseltici etkidir. Soğuk havada vücut mevcut ısısını korumak üzere cilde daha az kan gönderir ve bunu da tüm damarlarda özellikle cildi besleyen damarlarda büzülme oluşturarak yapar. Bu büzülme otomatik olarak tansiyonun yükselmesine neden olur.

Özellikle sabah saatlerinin kan akışkanlığındaki değişim, hormonal faktörler, tansiyonun daha yüksek olması gibi pek çok faktörün etkisi ile kalp krizlerinin en sık görüldüğü saatler olduğu belirten Anadolu Sağlık Merkezi Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Ertan Ökmen şunları söyledi:

“Her yerin karlarla kaplı olduğu, güneşli, tazelik hissi uyandıran, beyaz kış sabahları özellikle bilinen damar tıkanıklığı olan ve kalp hastalığı risk faktörlerini yoğun olarak bünyesinde bulunduran, tansiyonu yüksek olan kişiler için günün en tehlikeli zamanıdır. Birçok araştırma ilginç bir şekilde karlı bir gecenin ardından sabah dışarı çıkıp evinin önündeki ya da arabasının camlarındaki karları temizlerken işe yetişmek için hızlı hareket eden kişilerde kalp krizi geliştiğini ortaya koyuyor. Karların temizlenmesi yolu açmak ya da arabanın karlı-buzlu camlarını temizlemek aynı zamanda tansiyonu da yükselten ciddi bir egzersizdir.”

Bilinen kalp hastalığı, hipertansiyonu, damar tıkanıklığı olan belli bir yaşın üzerinde, yüksek kolesterol, diyabet, aşırı kilo, sigara alışkanlığı, ailede kalp hastalığı gibi risk faktörlerine sahip kişilerin kalp krizi tehlikesinden korunmak için belli başlı kurallara dikkat etmeleri önem taşıyor. Anadolu Sağlık Merkezi Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Ertan Ökmen 9 temel kuralı şu şekilde sıraladı:

1. Kış sabahlarında çok daha dikkatli olun, yavaş keyifli bir sabah her zaman iyidir.
2. Kalp, tansiyon hastasıysanız ilaçlarını düzenli alın.
3. Özellikle kar yağışının ertesi günü sabahında yapılacak kar temizleme işini dinlenerek yavaş yavaş yapın, hatta mümkünse yapmayın.
4. Egzersiz yapmak için soğukta, açık havada egzersiz yapmak yerine evde, spor salonunda egzersizi tercih edin. Geniş, kapalı mekanlar örneğin alışveriş merkezleri 30 dakikalık bir yürüyüş için uygun ortamlardır.
5. Enfeksiyonlar, özellikle üst solunum yolu infeksiyonları, kalp hastalarında oldukça ağır seyredebilmekte ve bazen kalp krizini ve kalp yetmezliğini uyarabilmektedirler. Alışveriş merkezlerinde yürüyüş-egzersiz yaparken kalabalık olmayan saatleri tercih etmek enfeksiyonlardan korunmak için doğru olur.
6. Grip, zatürre aşılarını mutlaka yaptırın.
7. Kalp krizi geçirdiyseniz dumanlı, kirli, soğuk havada olabildiğince dışarı çıkmayın. Çıkmak zorundaysanız mutlaka yanınızda dilaltı hapı taşıyın.
8. Kış aylarında kilo alındığını unutmayın ve harcayamayacağınız kadar kalorili besinler yemeyin.
9. Tansiyon takiplerinizi düzenli olarak yapın.

Popularity: 1% [?]

Page 20 of 67« First...10...1819202122...304050...Last »
sayaç
Go to Top