Wilms Tümörü Nedir?
0
Nefroblastom – Wilms tümörü
Çocukluklarda en sık rastlanan primer malign embriyonik tümör olup çocukluk çağı böbrek tümörlerinin %95’ini oluşturur. İmmatür böbrek dokusu kalıntılarından gelişen bu tümörün yapısında blastemal, stromal ve epiteliyal hücre tiplerinden biri veya birkaçı bulunabilir. Çeşitli anomaliler ile birlikteliği erken tanı konulmasına yardım eder.
National Wilms Tumor Study grubunun (NWTSG) önerdiği cerrahi evreleme ve Societe Internationale d’Oncologie Pediatrique (SIOP) tarafından önerilen klinik ve radyodiagnostik evreleme olmak üzere iki evreleme sistemi kullanılmaktadır. Tanı klinik, fizik muayene ve görüntüleme yöntemleri ile konulmaktadır. Karında palpabl kitle en sık bulgu olup genellikle semptom vermez fakat bazan periton içine ruptüre olarak akut karın tablosuna neden olabilir. Spesifik marker’ı yoktur fakat son yıllarda, tanıda bazı laboratuar tetkikleri kullanılmaktadır. İyi çevrelenmiş, yuvarlak ve yumuşak bir tümör olup kesit yüzeyi solid, soluk gri renkli, yer yer kistik, nekrotik ve hemorajik alanlar içermektedir. Ayırıcı tanısında nöroblastom yanında karında yer kaplayan diğer oluşumlar düşünülmelidir.
Wilms tümörünün tedavisinde başarı, multidisipliner ekip çalışmasına bağlı olup kemoterapi, cerrahi tedavi ve radyoterapiden ibarettir. Ancak tedavi sıralaması konusunda görüş ayrılıkları vardır. Amerika Birleşik Devletleri ve Kanada’da NWTS grubuna göre başlangıçta görüntüleme yöntemleri ile değerlendirme yapıldıktan sonra, cerrahi tedavi ve cerrahi ve patolojik bulgulara göre kemoterapi ve gerekirse radyoterapi savunulan uygun tedavi modelidir. Avrupa ve birçok diğer bölgede ise SIOP, öncelikle biyopsi ile tanı konulduktan sonra kemoterapi ile tümör küçültülerek sonra cerrahi tedavi uygulanmasının uygun olduğu görüşünü savunmaktadır.
Wilms tümörünün multidisipliner yönetimi sonucu 1930’larda %30’larda olan survi oranı bugün %85’ler seviyesine çıkmıştır. Bu çok mükemmel bir gelişme olup görüntüleme tekniklerinin ilerlemesi, tümör biyolojisinin daha iyi anlaşılması, genetik, tedavideki ilerlemeler ve deneyimli bir ekiple daha fazla düzelmeler olacağı yadsınamaz bir gerçektir. Dr. Mesut YAZICI
Tanı anında yaş genellikle 1-5 yaştır, 3-4 yaşta en sık görülür.
- Yüksek Ateş
- İdrarda Kan
- İştah Azalması
- Kilo kaybı
- Yüksek tansiyon
- Kabızlık
- Mide ağrısı
- Mide bulantısı
- Kusma

Faydalı Yayınlar :
2- Gülhane Askeri Tıp Akademisi tarafından hazırlanan Wilms Tümörü Slaytı
Wilm Tümörü konusunda uzman bazı doktorlar :
- Prof. Dr. Feridun Cahit Tanyel Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Cerrahisi Anabilim Dalı Randevu için : 0312 305 1154
Popularity: 1% [?]
SARAÇOĞLU SOĞAN KÜRÜ VİDEOLU ANLATIM
0
Prof.Dr. İbrahim SARAÇOĞLU
Popularity: 1% [?]
DOĞAL VİTİLİGO TEDAVİSİ
0
Halk arasında ala olarak bilinen derideki beyazlanmaya tıp dilinde vitiligodenilmektedir. Hastalık, pigment eksikliğinden kaynaklanır. Bazı bilimadamları sebebin kalıtımsal olabileceğini veya bu rahatsızlığa otoimmün (bağışıklık) sistemin neden olabileceğini savunmaktadır. Özellikle ellerde, kollarda ve yüzde görülen bu deri rahatsızlığı, genital bölgelerde de olabiliyor. Beyazlanmanın olduğu bölgelerde bulunan tüy, saç veya kıllar da dökülebiliyor. Genel bir kural
olmasa da, saç derisinde vitiligo varsa, o bölgedeki saçlar da beyazlaşmaktadır.
Ala olarak bilinen bu hastalıkla ilgili yaptığım araştırmalarda yulaf samanının (Avena sativa) iyi bir çözüm getirdiğini gördüm.
Önemle vurgulamak istediğim bir nokta şudur:Vitiligo’ya ilk yakalananlar derideki beyazlanmanın veya beyaz lekelerin güneş ışığına çıkarak kaybolacağını (güneş ışığı altında yanarak beyaz bölgelerin koyulaşacağını) zannederler. Bu görüş kesinlikle yanlıştır. Vitiligo’ya karşı hazırlanan kür en etkili sonucu rahatsızlığın görüldüğü ilk yılda verir.
Güneş olumsuz etkiler
Ala hastalığı olanlara, öğünlerinde normal beyaz veya kepekli ekmek yerine mısır ekmeği tüketimini alışkanlık haline getirmelerini tavsiye ederim. Çünkü, mısır ununda, ala hastalığını önleyici birkaç tane etkin madde bulunmaktadır. Hatta, hamur tatlılarının yapımında da normal un yerine mısır ununu kullanmaları önemli bir önleyici destek oluşturmaktadır. Mısır ununun vitiligo üzerinde hem önleyici hem de yayılmasını durdurucu rolü vardır. Vitiligo şikâyeti olanların kahve tüketiminde ölçülü olmaları gerekir.
Bronşit ve bronşite bağlı nefes darlığı şikâyetlerinde yulaf samanının gücü mükemmeldir diyebilirim. Çoğu zaman yulaf samanını bulmak zordur. Bundan dolayı buğday veya arpa samanı ile aynı sonucu almak mümkün mü diye sorular soruluyor. Ne yazık ki, yulaf samanının yerini, bilinen hiçbir saman dolduramaz.
Yulaf samanındaki scopoletin, içeriğindeki en önemli etkin maddelerden bir tanesidir. Scopoletin aynı zamanda antibacterial (bakteri yok edici), antiinflammatory (inflamasyona – iltihap- karşı), antiseptic (antiseptik), bronchorelaxant (bronş rahatlatıcı), antiasthmatic (astıma karşı), antibronchoconstrictor (bronş açıcı, bronş gevşetici), cancer preventive (kanser önleyici) özelliklere de sahiptir.
Scopoletin’in bütün bu özelliklerini destekleyen, işlevini artıran en az beş tane yardımcı etkin madde daha vardır. Örneğin, yulafın içerdiği proline ve pyridoxine maddeleri de antiasthmatic (astıma karşı) özelliği olan maddelerdir. Scopoletin etkin maddesi havuçta, dolmalık biberde ve kerevizde yeterli miktarda bulunmaktadır. Ancak yulaf samanındaki kadar fonksiyonel ve de etkin değildir. Yulaf samanının bronşit ve bronşite bağlı nefes darlığı şikâyetlerinde nasıl kullanılacağı günün küründe verilmiştir.

GÜNÜN KÜRLERİ
Ala (vitiligo) hastalığına karşı
Kesinlikle kullanılmış olan yulaf samanı suyunu ertesi ve daha sonraki günler için kullanmayınız. Her defasında taze olarak hazırlanması ve kullanılması gerekir. Yulaf samanı suyunu hazırladıktan, süzdükten ve ılıdıktan hemen sonra uygulayınız. Yulaf samanı suyunu bir kaba alıp ellerinizide 5 dakika daldırabilirsiniz. Hazırlanan yulaf samanı suyunun, üzerinden 10 saat geçtikten sonra haricen veya dahilen hiçbir şekilde kullanılmaması gerekir.
Bronşit ve bronşite bağlı nefes darlığı
KOAH ve yulaf samanı
Tıp dilinde, Kronik Obstruktif Akciğer Hastalığı olarak bilinen ve kısaca KOAH olarak adlandırılan bu rahatsızlıkta yulaf samanı kürü yardımcı ve destekleyicidir.
DİKKAT
Popularity: 1% [?]
YENİ RADYOTERAPİ TEKNİKLERİ
0
Yeni radyoterapi teknikleri babam için fayda sağlar mı?
Babamın sağ akciğerinde 5 santim tümör tespit edildi. Lenf bezlerinde 1 santim ve 7 milimetre nodül oluşmuş. Beyin ve kemiklerinde metastaz var. Beyindeki tümör 10 gün, leğen kemiğindeki tümör de 5 gün ışınlandı. Babam yeni radyoterapitekniklerinden yararlanabilir mi?
CEVAP: Babanızın küçük hücreli dışı akciğer kanseri olduğunu tahmin ediyorum. Kemik ve beyin metastazı olduğu için evre 4′te. Beyindeki tümör tek noktada ve 3 santimin altındaysa cyber knife denen cihaz fayda sağlayabilir. Bu cihazın üstünlüğü sadece tümörü yok etmesi, beynin diğer dokularına zarar vermemesidir. Kemiklerde kırılma ihtimali varsa ve ağrı çoksa kemikler de ışınlanabilir. Kemik güçlendirici tedavi de şart.Kemoterapi kemiklere, akciğere ve beyindeki lezyonlara etkili olabilir. Elimizdeki tedavilerle tam şifa şansı mümkün değil ancak hastanın daha kaliteli yaşamasını sağlayabiliriz. Ağrıları dindirmek, beyin lezyonlarma bağlı denge sorunlarını düzeltmek, nefes darlığını azaltmak mümkün. Hastanın diyeti de çok önemli. Kilo kaybı olmazsa ilaçlar çok faydalı olabilir ve yaşam süresini uzatır.
Babanıza beslenmebönerilerim şunlar:
■ Kilo kaybınız varsa meyve suyu için. Özellikle portakal ve havuç suyu kilo almanızı sağlar.
■ Kemoterapiye bağlı kabızlık sorunu ortaya çıkacaktır. Hurma, kara kayısı, kuru kara erik kabızlığı önleyebilir.
■ Bol bol kırmızı turp ve tere yiyin.
■ Kemoterapi sırasında ve sonrasında günde 3 kez birer tane astragalus bitkisi hapı kullanın.
■ Arpa, esmer buğday ve bulgur tüketin.
■ Zerdeçalı unutmayın. Tadını sevmiyorsanız tabletini (turmeric) kullanın.
■ Omega 3, D vitamini, kalsiyum, boswellia bitkisi hapı sizin için yararlı desteklerdir.
■ Karaciğer enzimlerinde bozukluk olursa milk thistle (devedikeni sütü kapsülü) tedaviye yardımcı olur.
■ Enfeksiyonlara karşı çok dikkatli olun. Kan tablonuzu sıkı takip ettirin. Kemoterapi gördüğünüz sürece kan sayımlarınızı mutlaka yaptırın. Çünkü kandaki değişiklikler sizi tehlikeli bir kan düşüklüğü tablosuyla karşı karşıya bırakabilir.
■ Anemi (kansızlık) olursa doktorunuz kan verebilir. Kan tablonuzu düşürmemek için haftada 2 kez kırmızı et, 1 kez karaciğer ızgara ve her gün kara üzüm, pekmez, ıspanak, pazı, semizotu, maydanoz gibi kan yapıcı gıdalar tüketin.
Popularity: 1% [?]
BİLİNÇSİZ DİYET KANSER NEDENİ
0
Bilinçsiz diyet kanser nedeni.
“10 Kilo fazlalığım var. Yaza girmeden zayıflamak istiyorum. Kilo vermek için önerileriniz nelerdir?”
Kısa zamanda kilo vermekten kaçının. Hızla kaybedilen ve geri alman kilolar immün sistemini altüst ederek kanser, kalp, şeker gibi pek çok hastalığa davetiye çıkarıyor. Hızlı kilo alıp vermek ruh sağlığını da bozuyor. Zayıflamaya çalışmak demek kötü beslenmek anlamına gelmiyor. Sağlıklı beslenerek kilo vermek mümkün.
Size önerilerim şunlar:
■ Doğal besinleri tercih
edin, rafine edilmemiş (fabrikadan çıkmamış) besinleri seçin.
■ Konserve besinlerden mümkün olduğunca kaçının.
■ Her türlü besinden yeterli oranda alın.
■ Her gün 4 ana besin grubundan yiyecek tüketin.
1) Et grubu: Gün içinde 3 orta boy köfte veya buna eşit et, balık, tavuk, 4-5 kaşık kurubaklagil yemeği yersek bu gruptan olan ihtiyacımızı karşılamış oluruz.
2) Süt grubu: Süt, yoğurt, ayran, cacık gibi gıdalardan her gün 2-3 porsiyon tüketmek yeterli.
3) Meyve ve sebze grubu: Her gün 5-7 porsiyon tüketmeliyiz.
4) Ekmek tahü grubu: Makarna, bulgur, pirinç, unlu yiyecekler, tarhana, bisküvi ve un bu gruptadır. Tahıl grubunun günde 5-10 porsiyon tüketilmesi günlük ihtiyacımızı karşılar.
■ Şekerli besinler, gazlı içecekler, kızartmalar, salam, sosis, sucuk gibi besinlerden uzak durun.
■ Aşırı miktarda alkol tüketmeyin. Hem kanser riskini artırır hem de yüksek kalori içerdikleri için fazla kiloya yol açar.
■ Beyaz ekmek yerine tam buğdaydan yapılmış ekmeği, beyaz pirinç yerine kahverengi pirinci veya bulguru tercih edin.
■ Tereyağı, içyağı, kuyrukyağı, krema, kaymaktan uzak durun. Zeytinyağı, fındık yağı, kanola, ayçiçek gibi bitkisel yağları tercih edin.
■ Kırmızı eti haftada 1 defayla sınırlandırın. Diğer günler balık, hindi ve tavuğu tercih edin.
■ Öğün atlamayın.
■ Gün içinde 2-3 litre su için.
■ Kahve ve kola gibi kafeinli içeceklerden uzak durun.
■ Öğün aralarında cips, bisküvi, çikolata veya şeker yerine kuru erik, badem, ceviz ya da yoğurt yemeye çalışın.
■ Mutlaka egzersiz yapın. Her gün yarım saat açık havada yürüyün.
■ Lokmalarınızı iyice çiğneyin.
■ Televizyon veya kitap, gazete okurken yemek yemeyin.
Popularity: 1% [?]
ÜZÜM VE ÜZÜM ÇEKİRDEĞİNİN FAYDALARI
0Prof.Dr.İbrahim SARAÇOĞLU
Taze beyaz üzüm (vitis vinifera), bilinen tüm meyveler içinde en geniş spektrumlu antioksidandır. Hiçbir meyvede, üzümde olduğu kadar kimyası birbirinden farklı antioksidan özellikli madde yoktur.
Yoğun bir çalışma temposu içinde ve stres altındaysanız, günün getirdiği gerginliği ve de yorgunluğu üzerinizden atmak istiyorsanız, öğleden sonraları tüketeceğiniz yarım salkım taze beyaz üzüm (yaklaşık 250 – 300 gram) imdadınıza yetişecektir. Tükettikten en geç yarım saat sonra sizi nasıl rahatlattığını, stresinizin nasıl kaybolduğunu, yorgunluğunuzun adeta buharlaşır gibi üzerinizden nasıl kalktığını ve dinlendiğinizi hayretle hissedebileceksiniz.
Tüm bunlara ilaveten kendinizi daha dinç ve daha enerjik hissetmeye başlayacaksınız. Sizi sakinleştirecek ve gevşemenize büyük oranda yardımcı olacaktır. Daha etkili olur düşüncesiyle, yukarıda belirttiğim ölçünün üzerine çıkmayınız. Şeker hastalarının bu konuda hekimlerine danışmadan bu uygulamaya geçmemeleri gerekir.
Eğer, kronik yorgunluktan şikâyet ediyorsanız, haftada bir kaç defa tüketeceğiniz bir bardak taze beyaz üzüm suyu, bu yorgunluğunuzun ortadan kalkmasında büyük bir destek olacaktır.
Taze beyaz üzüm ve taze siyah üzümü tüketirken ölçülü olmaları gereken iki grup vardır.
- Bunlardan birincisi ilk dört ayını tamamlamamış hamilelerdir.
- İkinci grupta ise hekimleri tarafından “karaciğer yağlanması” teşhisi konulmuş kişilerdir.
Hamilelerin taze üzüm tüketimlerinde ölçülü olmalarını gerektiren neden, içerdiği ellagik asit’tir. Bu asit, abortifacient (düşük yaptırma) özelliğine sahiptir. İkinci bir nedeni de yine taze üzüm türlerinin içerdiği diethyl-amin maddesinden kaynaklanır.
Sindirim ağızda başlar
Yemeğinizi yedikten sonra üzerine taze beyaz üzüm yiyebilirsiniz. Çünkü, taze üzümün içerdiği bir asit türü, gerçek bir sialogogue’dır (salya artırıcı). Salyada bulunan pityalin enzimi (alpha-amilaz) sindirimi kolaylaştıran ve hızlandıran önemli bir enzimdir.
“Sindirim ağızda başlar” kuralını hatırlayınız. Ağızda besinin iyice çiğnenmesi çok önemlidir. Çiğneme esnasında, besin ağızda ne kadar çok parçalanırsa midedeki sindirim o kadar kolay olur. Ağızda iyice çiğnenen besin, salyada bulunan parçalayıcı enzimler ile iyice karıştığından (biyokimyasal olarak) sindirim çok daha kolaylaşır.
Bir gün tüm öğünlerinizde yemeklerinizi ve meyvelerinizi daha çok çiğneyip yutunuz. Bunu uyguladığınız gün, midenizin ne kadar rahat ettiğini ve bağırsaklarınızın ve karın bölgenizin ne kadar gevşek olduğunu hissedeceksiniz. Bu rahatlık, sizi sofrada daha uzun oturtarak doğru çiğneme alışkanlığını kazandırabilir. Bunu birkaç gün uygularsanız alışkanlık haline getirebilirsiniz. Özellikle çocuklarınıza örnek olunuz. Bu, onların geleceklerindeki alışkanlıklarını oluşturacaktır.
Ritm bozukluğuna karşı
Taze beyaz üzüm kürünün kalpteki ritm bozukluğuna karşı önleyici ve yardımcı tedavi edici gücü bulunmaz bir özelliktir. Şikâyeti olanların günde 200 – 250 gram tüketecekleri taze beyaz üzüm muhteşem bir yardımcıdır.
Yeri gelmişken tekrar belirtmekte fayda görüyorum, daha çabuk etki etsin diyerek size önerilmiş olan ölçünün üzerine çıkmayın.
Reservatrol, taze beyaz üzümün kabuklarında bol miktarda bulur. Reservatrol, kötü huylu kolesterol (LDL) seviyesini düşüren, damar sertliğini önleyen ve antioksidan özellikli etkin bir maddedir. Yakın gelecekte bu etkin maddenin yepyeni yönlerinin ortaya konacağına inanıyorum.
Dikkat:
Karaciğer yağlanması teşhisi konulmuş olanların da taze üzüm türlerinin tüketiminde ölçülü olmaları gerekir. Çünkü, karaciğer yağlanmasını artırıcı özelliği vardır. Buradan, hamilelerin ve karaciğer yağlanması olanların kesinlikle taze üzüm yememeleri gerekir sonucunu çıkarmayınız. Ancak, bu gruptaki kişilerin taze üzüm tüketimlerinde, en az şeker hastaları kadar ölçülü olmaları gerekir.
Üzüm yaraların kapanmasını geciktirir
Üzüm ve üzüm çekirdeği üzerindeki çalışmalarımda gördüğüm önemli bir sonuç da şu: Vücudunuzun herhangi bir yerinde henüz kapanmamış bir yara varsa üzüm, üzüm çekirdeği ve ceviz tüketiminden yara kapanana kadar kesinlikle uzak durun. Üzüm ve ceviz tüketimi yaraların kapanmasını geciktirir, hatta yarayı azdırabilir.
Üzüm çekirdeğini dikkatli çiğneyin
Fransızların, yüksek doymuş yağla beslenmelerine rağmen, kalp-damar hastalıklarına daha az yakalanmala-rının sebebi son yıllarda araştırma konusu olmuştur. Bir çok bilim adamı OPC’nin önemli rol oynadığı fikrinde birleşmiştir. OPC, üzüm, üzüm çekirdeği ve şarapta bulunur.
OPC nedir?
Oligomeric Proanthocyanidin üzüm çekirdeğinde bulunan çok güçlü bir antioksidan maddedir.
OPC’nin en önemli özelliği, kan yağının ve kolesterolün oksitlen-mesini önlemeye çalışmasıdır. Kısaca, OPC kan yağının ve kolesterolün serbest radikaller tarafından oksitlenmesine engel olur bu sayede kalp damarlarında yağ birikimine engel olabilir. OPC, zayıf kan damarlarının tedavisi için onaylanmış bitkisel bir ilaçtır. OPC üzerine yazmama neden olan birinci sebep, üzüm çekirdeği ile ilgili çalışmalarımı tamamlamış olmamdır. Üzümü yerken, ara ara çekirdeklerini de çiğnemek çok faydalıdır. Üzüm çekirdeği dişlerinizin arasında ezilirken içerdiği OPC-kompleksi de açığa çıkacaktır. Bu, OPC-kompleksinin öylesine güçlü antioksidan özelliği vardır ki, bu güne kadar araştırılmış ve incelenmiş hiçbir meyvede ve çekirdiklerinde bu özellikte ve güçte antioksidan yoktur. Üzümün kendisinde de OPC vardır. Ancak, çekirdekleri çok daha güçlü olan OPC-kompleksi içerir. Üzümün çekirdeklerini, dişlerinize zarar vermeyecek şekilde dikkatlice çiğnemeniz gerekir.
Dikkat: Buradaki bilgilerin herhangi bir hastalığı teşhis amacı kesinlikle yoktur. Bir rahatsızlığınız var ise, mutlaka bir hekime danışınız.
Popularity: 1% [?]
BEBEK ODASI HAZIRLAMA
0Odasına halı sermeyin alerjiden koruyun
Bebek odası hazırlanırken şirin olması kadar güvenli ve sağlıklı olmasına da dikkat edilmelidir. Özellikle; alerji olmaması için yerlere halı serilmemeli, prizlere ise kapak takılmalıdır. Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Hüseyin Tatar; sağlıklı ve güzel bebek odası hazırlamanın püf noktalarını anlattı:
* Bebeğinize oda hazırlarken; odanın her yerini bordürler, örtüler, perdeler, araba, çiçek ya da ayıcık desenleri ile doldurmayın. Aksi takdirde bu; hem sizin, hem de minik bebeğiniz için çok yorucu olabilir!
* Odanın temasını oluşturan desenleri, ahenk oluşturacak şekilde tekrarlamaya özen gösterin.
* Bir bebek odası hazırlarken her adımda şu iki temel noktayı hatırlayın: Güvenlik ve rahatlık!
PARKE ZEMİN
* Her şeyden önce kullanılan tüm malzemeler, sağlıklı ve özellikle temizlenmesi kolay olanlardan seçilmeli. Yer döşemesinde tahta, çok kir tuttuğu ve de temizliği zor olduğu için tercih edilmeyen bir döşeme türüdür.
* Çok sık tercih edilen bir yöntem olan yere halı serilmesi de, bebek ve çocuklar için bazı sakıncalar doğurabilir. Çünkü halı; toz ve mikroorganizmaların yuvası haline dönüşerek, mikrobik ve alerjik sorunlara yol açabilir.
* Ayrıca halı ve halı türü malzemeler; odadaki nemi de emdiği için, alerjik bünyeli bebekler için nefes almayı güçleştirebilir.
* İdeal olan; yıkanması veya silinmesi kolay (örneğin laminant, parke) döşeme türlerini kullanmaktır.
METAL UYKUSUNU KAÇIRIR
* Yapılan araştırmalar; metal malzemelerin manyetik alan üreterek, insan organizmasını olumsuz yönde etkilediğini ortaya koymuştur. Metal, bebeğin de kendisini yorgun hissetmesine ve buna bağlı olarak uyku düzensizliklerine neden olabiliyor. Bu nedenle, bebeğin odasında büyük metal mobilyalar bulundurulmamalı.
* Bebeğin odasındaki mobilyaların, ağaçtan yapılmış olması sağlıklı bir seçimdir. Fakat, toksik olmayan boyaların kullanıldığı mobilyaları tercih etmelisiniz.
* Mobilyalarda sivri çıkıntılar olmamasına da özen gösterin.
* Mobilyayı alırken, boyutlarının, büyüdüğünde bebeğe oyun alanı bırakacak şekilde olmasına dikkat edin. Ünlü bir mimarın şu sözünü unutmayın; ‘Az çoktur!’
* Yapılan araştırmaların ışığında; ideal bir bebek odasının 12-15 metrekare ve en az bir penceresi olması öneriliyor. İçeri güneş girmeyen ve hava değişimi olmayan odalar, bebeğin sağlığı için uygun değildir.
* Aynı zamanda odanın evin kuzey- doğusunda veya kuzey-batısında olması da önerileriliyor. Böylece oda, günün en ferah saatlerinde (güneş doğarken ve batarken) güneş görebilir. Evin güney kısmında bulunan odalar; özellikle yaz aylarında, evin en sıcak bölümü olması nedeniyle, çocuk odası olarak pek tavsiye edilmiyor.
BEYAZ IŞIKLI AVİZE
* Odanın ışıklandırılmasına da çok dikkat edin; öncelikle hava alan ve güneş ışığı giren bir oda olmalı. Her ne kadar uygulaması zor olsa da; evdeki ışık kaynaklarının odanın tam ortasında bulunmaması ve ışığın tavan veya duvarlar vasıtasıyla yansımaması gerekir.
* Avizeden çıkan ışık çok kuvvetli olmamalı, avize ufak olmalı. Beyaz veya sarı ışık seçilmeli. Gece için de, az ışık veren gece lambaları tercih edilmeli.
PASTEL RENKLERİ SEÇİN
* Günümüzde çoğu bebek odasında kullanılan pastel renkler, en ideal olanlarıdır. Mavi ve yeşil gibi soğuk renkler, sakinleştirici bir etkiye sahiptir, aynı zamanda sinekleri de uzak tutar.
* Koyu renk boyalar, odayı küçük gösterir. Açık renkler ise odaya ferahlık verir.
* Karbeyaz renk, bebek odaları için tavsiye edilmiyor. Çünkü bu renk; odaya rahatlatıcı olmayan bir hava vermekle beraber, hastane odası gibi bir izlenim de bırakabiliyor.
* Bebeğin odasında fildişi ve buz rengi veya opak renkler rahatlıkla kullanılabilir.
* Kırmızı renk, oldukça dikkat çekicidir; sadece birkaç eşyada kullanarak odaya canlılık katabilirsiniz.
Popularity: 1% [?]
KURU TEMİZLEME ZARARLI MI?
0
Kuru temizleme insan sağlığına zararlı mı?
Kuru temizlemenin kansere yol açtığı ve çevreyi kirlettiği doğru mu?
Kuru temizleme işlemi sırasında kullanılan bazı kimyasallar vücutta birikerek uzun vadede kansere yol açabiliyor. Prof. Dr. Erkan Topuz ”Bu maddeler çevreyi de kirlettiğinden kuru temizleme gerektirmeyen giysiler seçin” diyor

Kuru temizleme gerektirmeyen giysiler seçmeye çalışın.
Çünkü işlem sırasında kullanılan ‘perkloretilen’ gibi kimyasallar vücutta birikerek uzun vadede kansere yol açabilir. Uluslararası Kanser Araştırma Enstitüsü’ne göre perkloretilen kanser etkenleri arasında. Renksiz bir sıvı olan bu madde, kumaşlardaki leke ve kirleri kolayca çıkardığı için yaygın biçimle kullanılıyor.
Çevre açısından da zehirleyici etkisi var. Kuru temizleme sıvıları toprağa karışarak bitkileri öldürüyor. Bu arada kuru temizleme merkezlerinde kullanılan kimyasallar, astım rahatsızlığı olanlarda astım krizlerine yol açabilir. Kimyasallara uzun süre maruz kalındığında akciğer üzerinde olumsuz etkiler oluşabilir.
Popularity: 1% [?]
TÜYLENMEYE KARŞI KÜR
0
Kadınlarda tüylenmeye karşı TAZE NANE
Prof.Dr. İbrahim A.SARAÇOĞLU
Kendi kendime neden
naneyi (mentha longifolia) bu kadar geç araştırmaya başladım diye zaman zaman sormuşumdur. Yıllar içerisinde onu araştırdığım kısa dönemler olmuştur. Her defasında “naneyi kimler tüketmemeli” sorusunu sordum. Sanki zararlı bir şeymiş gibi. Halbuki nane Osmanlı mutfağının olmazsa olmaz bir yeşilliğidir. Akdeniz bölgesi insanlarının salatalarında eksik etmediği bir bitkidir. Tatlıdan salataya, kısırdan dolmaya kadar hemen her yerde kullanılır. Yıllar içerisinde markalaşmış naneli şeker, naneli çikolata çeşitleri bile var.
Naneyi kim tüketmemeli?
Nane, çay olarak, ülkemizin çoğu yöresinde keyifle içilir. Belki de bu kadar fazla tüketildiği içindir ki, “onu kimler tüketmemeli” sorusunu sormakla işe başladım. 2000’li yılların başında “naneyi kimler tüketmemeli” sorusunun yerine, “naneyi ne zaman ve hangi şikâyetlere karşı kimler tüketmeli” sorusunu sordum. Şüphesiz ki, onun da bir yaradılış nedeni var.
İlk bir yılın sonunda naneyi tanımaya başladım, radyasyona ve fazla güneş ışığına maruz kalanlar onu bol tüketmeli. Yaz aylarını kuvvetli güneş ışığı altında geçiren-lere, cep telefo-nuyla fazla konuşan-lara, röntgen ve MR (emar) cihazlarıyla sürekli çalışanlara taze nane tüketmelerini tavsiye ederim. Karaciğer enzimleri (ALT, AST, GGT veya ALP) yüksek olanların veya siroz veya da karaciğer yetmezliği şikâyeti olanların ölçülü tüketmelerini tavsiye ederim.
Radyoterapi sonrası
Radyoterapi almış veya almakta olan hastalara özellikle taze nane tüketmelerini öneririm. Bir ay boyunca öğünlerinde 7-8 gram taze nane (yaprak ve gövde saplarıyla beraber) tüketmeleri, aldıkları ışının neden olduğu zararların ortadan kaldırılmasında mükemmel bir yardımcıdır. Nanenin aynı zamanda zengin demir kaynağı olması, anemi (kansızlık) şikâyetiyle karşı karşıya kalan bu hastaların hızla direnç kazanmasında da etkili olacaktır.
GÜNÜN KÜRÜ
Kadınlarda tüylenmeye karşı ve östrojen hormonu yükseltilmesi için:
Bir ay boyunca öğlen ve akşam öğünlerinden on dakika önce bir tatlı kaşığı (4-5 gram) taze nane tüketilir ve şikâyetin seyrine göre dönem dönem uygulanır.
Dikkat:
Meme CA (meme kanseri) hastasıysanız ve hekiminiz östrojen hormonunu baskılayıcı ilaç vermişse, nane tüketiminden kesin uzak durunuz. Pataloji, biyopsi amaçlı alınan parça üzerinde hormon reseptörü (östrojen ve / veya progesteron) tespit etmişse, nane tüketiminden uzak durmak gerekir. Çünkü nane tüketimi östrojen hormonu artışını doğrudan tetiklemektedir.
Eğer ani kan şekeri düşüklüğü yaşıyorsanız veya hipoglisemi hastasıysanız, nane tüketimine karşı ölçülü olmanız gerekir. Çünkü nanenin içeriğinde bulunan diosmin etkin maddesi, kan şekerini düşürür. Diyabet hastalarının taze nane tüketmelerinde faydalar vardır.
HBV (hepatit-B) ve HCV’ye (hepatit-C) bağlı olarak veya herhangi bir nedenle interferon (IFN) tedavisi alanların kuru veya taze nane tüketiminden uzak durmaları gerekir. Büyük oranda interferonun etkisini azaltabilmektedir. Nane, interferon-antagonistidir.
Romatoid artirit (RA) hastalarının taze nane tüketmesinde büyük faydalar vardır.
Östrojen hormonu ve nane
Nane, östrojen hormon seviyesi düşük olan kadınların imdadına yetişir. Östrojen hormon seviyesini yükseltmek gerekiyorsa taze nane bu anlamda bulunmaz bir nimettir. Menopoz döneminde östrojen hormon seviyesi düşüklüğüne bağlı olarak kadınların vazgeçmemesi gereken bir bitkidir nane.
Bir aylık uygulama çok etkili
Nane kadınlardaki tüylenmeye karşı çözümdür diyebilirim. Tüylenmenin sebebini hekiminizle mutlaka konuşunuz. Östrojen hormonu seviyesi düşüklüğüne veya testosteron seviyesi yüksekliğine bağlıysa, taze nane mükemmel bir yardımcıdır. Yaklaşık bir aylık uygulama sonunda yaptıracağınız tahlilde, östrojen hormon seviyenizin yükselmeye başladığını hayretle görebilirsiniz. Tüylerin giderek inceldiğini ve azaldığını da gözlemleyebilirsiniz.
Popularity: 1% [?]

